Sahneye konan oyunun adı; vicdan borcu muydu yoksa ihanet mi? Perde arkasında masumiyet mi vardı yoksa maraz mı?
İkili sanrılarından yola çıkarak birbirinden bağımsız olarak içten içe komplo teorileri üretiyorlardı. Bazen ateşi görmenize gerek yoktur yanan ateşin dumanı kendini bir şekilde gösterir. İki kadında yanık kokusunu bariz bir şekilde fark etmiş fakat birbirine itiraf edemiyorlardı; çünkü gözle görülmeyen gerçekten uzaktı… İlla ki kanıt isterdi… Onlar yaftayı yapıştırmak için kanıt arakan öte taraftan olay boş bir kuruntu olmaktan çoktan çıkmış bayır aşağı yuvarlanıyordu ve önüne kim çıkarsa alaşağı edecek güçteydi.
İlkem, anlatıyor, grupça herkes kendisini bütün varlığıyla olaya dâhil etmiş anı yaşıyordu. Bazen aşkın tatlı düşünü kuruyorlar, bazen merhamet duygusunun yumuşak dokusuna dokunuyorlar, bazen de alenen ihanete kin kusuyorlardı. Ben içimde kopan vesveseyi anneme belli etmemeye çalışıyordum. Tamam, anneciğim, bütün mesele Emel ablaya gidememen ise bu akşam birlikte gidelim. Uzun zamandır ben de gidemedim onlara, hem bu vesileyle özlem gidermiş de olurum. Maksadım annemi bir nebze sakinleştirmek olsa da bu işin iç yüzünü öğrenmek için can atıyordum. Emel ablaya gitme teklifime annem çok sevinmişti, neden bu kadar sevindiği garibime gitse de.
Tamam, kızım gidelim. Hem biliyor musun, bu gece baban da nöbetçi. Emel’e gitme fikri ne iyi oldu böylece kadın kadına rahat rahat sohbet ederiz, dedi.
Teklifim üzerine annem gidelim diye heveslenmişti ama akabinde gözleri pişmanlık yaşıyor gibiydi. Peki, gözlerindeki pişmanlık değilse neden durduk yere dudaklarını dişlemeye başlamıştı. Muhakkak onu rahatsız eden bir şeyler vardı. Ne oldu anne, diye sordum. Nedir seni rahatsız eden şey?
İlkem kızım, gidelim diyoruz ama ya gittiğimizi baban duyunca bize kızarsa?
Canım benim, hala bir şeylerden korkuyor ve hala bir şeyleri sorguluyordu; zaten dıştan bakıldığında bile tedirgindi hal ve hareketleri. Sesimin tonunu biraz alçalttım ve annemin dizinin dibine oturdum. Merak etme anne, ben zorladım annemi gitmesi için derim. Bana bir şey demez. Bilirsin sever beni.
Bir taraftan annemi korkmaması için ikna etmeye çalışıyordum ama diğer taraftan aklımı istila eden cevapsız sorular amansızca beynimi kemiriyordu. Esasında amacım annemin anlattığı şeylere bir kılıf uydurmaktı. Yoksa Emel ablayı özlemek işin bahanesiydi. Babam annemi neden engelliyordu? Annemin bilmediği ama babamın bildiği bir şey mi yaşanmıştı o evde? Ya da ortada bir yanlış anlaşılma mı vardı? Bütün bunları öğrenmenin bir tek yolu vardı; Emel ablaya gidip her şeyi olay mahallinde görmek.
Songül ellerini ovuşturarak, “Ay İlkem abla, olay mahalli deyince çok heyecanlandım. Yani sen bir dedektif gibi iz mi sürdün, dedi gözlerini süzerken.
İlkem, başını sağa doğru yatırıp sağ elini başının doğrultusunda açarak Songül’e cevap verdiğinde, “Eh, biraz öyle oldu!” dedi.
İlk defa Rüzgâr’ın yüz hatlarına alaycı bir gülüş yerleşmişti. Onun yüzünde açan bir gülüşü keşfetmek çok güzeldi. “Güzel yakıştırma dedektif İlkem, kulağa hoş geliyor öyle değil mi?” diye sorarken sırıttı. Genç adam için bu iyiye işaretti çünkü yüzünden tebessümü sileli yıllar olmuştu, tekrar gülümsüyor olmak onun iyileşmeye başladığını gösteriyordu.
Öğretmen Hanım, dudaklarını sarkıtıp omuz silkti, “Bana ne ya, benimle böyle dalga geçecekseniz anlatmıyorum işte…”
Ömür, olaya anında el koyarken, “Bakma sen onlara hocam, ben şimdi kızarım.” dedi. Ömür, ardından da başparmağını herkese ayrı ayrı sallayarak, “Karışmayın dedektif hocama dikkatini dağıtıyorsunuz çocuklar,” dedi muzırca.
“Ömür, sende mi?”
Ömür, “Şaka arkadaşım şaka,” diyerek tek gözünü kırptı. Uzun süredir sessiz kalan Sude, “Kızıyorum ama rahat bırakın arkadaşımı,” diye sesinin tonunu yükseltti.
Ömür, “Gerçekten şaka arkadaşım, hepimizi rehavet sardı bu şaka da iyi geldi doğrusu.” dedi. Bunun bir şaka olduğunu elbette İlkem’ de biliyordu, arkadaşlarıyla şakalaşmak cidden ona da iyi gelmişti. Şakalaşmanın sonunu getirip asıl olaya geri döndüler.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
SICAK TEMAS
AcciónElleri bornozun kuşağına giderken bütün uzuvları titriyordu. Hala gözleri kapalıydı. Kuşağı çözdü bir omuz hareketiyle bornoz bedeninden kayarak ayakları dibine düştü. Her dokunuş ruhunda sarsılmalara neden oluyor, parmak uçları göğüs çevresinde da...
