İblisin Pençesi B-3-

3.5K 188 1K
                                        

Merhaba, Temas ailesi!

Hikayeme gösterdiğiniz ilgi ve alaka için çok teşekkür ederim.

Satır arası yorum yapmayı unutmazsanız çok sevinirim.

Oy vermeyi de unutmayın lütfen...

İyi ki varsınız. Keyifli okumalar diliyorum.

İnsanın içine bir kere vesvese düşmeye görsün gecesini gündüzünü zindana çevirir. İnsan ruhuna vesveseyi üfleyen iblis, pençesini geçirdiği ruha zayiat vermeden asla pes etmez. İşte bu yüzden insanoğlu küçücük mini minnacık bir eylemden bile kendine pay çıkarır. İblisin vesvese tuzağına düşenler onun ellerinde oyuncak bir bebeğe dönüşür. İblis o oyuncak bebeğe her okunu sapladığında insanoğlunun canı yanar ve canının yangını onu felç eder...

İsimsiz bir zarf ve iki satır yazı ister istemez İlkem Öğretmeni vesveseye düşürmüştü. İçine düşen kaygılar ise paniklemesine neden olmuştu. Kapı açılana kadar nefesini tutmuş, içine düşen endişenin tohumları yeşermesin diye dualar etmişti. Nihayet çelik kapı ardına kadar açıldığında annesinin masum bakan gözleriyle karşı karşıya gelmişti.

Tuttuğu nefesini yanaklarını şişirerek geri verince annesi, bu hareketinin nedenini bakışlarıyla sorguladı. Elindeki dolu poşetleri annesine uzatırken boşa evham yaptığını düşünüp rahatlamıştı. Zarife Hanım, yüzüne merak duygusunu yerleştirirken; "Hayırdır kızım, yanakların kızarmış koşarak mı geldin?" diye sordu.

İlkem, kapı eşiğinde ayakkabılarını çıkarırken mümkün olduğunca annesiyle göz göze gelmemeye gayret ederek, koridora doğru ilerledi. "Bir şeyim yok anne, biraz hızlı yürüdüm yanaklarımın kızarması ondandır. Hem bu yürüyüş iyi geldi bana çoktandır evden çıktığım yoktu..."

Zarife Hanım, kızının açıklamasına dudak büktü. Madem sadece hızlı yürümüştü de neden o zaman kapıyı açtığında farklı bir şey bekliyormuş gibi göz bebeklerinde endişe vardı? Sorduğu sorulara kendi içinde bir cevap bulamayınca kızına inanmayı seçti. Kim bilir belki de kızı kendisi evde yalnız olduğu için endişelenmişti. İlkem, oldum olası annesine pek düşkündü ama annesi de küçük bir kız çocuğu değildi ki?

Odasına geçip rahat olmayan kıyafetlerden kurtulan İlkem, bu kez altına siyah bir eşofman üstüne gri renk, uzun kollu baharlık bir tişört seçti. Seçtiği kıyafetleri giyinip odasından çıktığında annesinin mutfakta olduğunu gördü, aldığı malzemeleri buzdolabına yerleştiriyordu. "Zarife Hanım, akşama ne yemek yapalım? Çok güzel yağsız kıyma aldım, istersen kuru köfte ve patates kızartması yapalım. Yanına şöyle bol yeşillikli salata ve ayran da yaptık mı yeme de yanında yat..."

Zarife Hanım, hiç konuşmadan kızının sahte heyecanına gözlerini kısarak baktı. Kızı yemek konusuyla bu kadar yakından ilgilenmezdi ki; tamam kuru köfte ve patates kızartmasını severdi ama... "Ne diyorsun Zarife Sultan, bugünkü menüyü yapalım mı?" İlkem, elinden geldiğince üzerindeki gergin havayı dağıtmaya çalışıyordu sanırım annesi de bunun farkındaydı.

Anne kız kendi bildikleri yöntemle kendi ruhlarını tedavi etmeye hazırlanırken dış kapının zili çaldı. Kapı zilinin sesiyle İlkem'in tüyleri diken, diken oldu. Neden korkuyordu ki bu kadar, belki de gelen tanıdık bir simaydı. "Ben bakarım," diyerek mutfaktan ayrılan İlkem'in yüreğinde soğuk rüzgârlar esmeye başladı. Kalbine hatta ruhuna düşen kaygılar yoksa gerçeğe mi dönüşüyordu?

SICAK TEMAS Bağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin