İçinden geçtiğin anı yaşamak!
Gerçekten de içinden geçtiğimiz anı yaşamayı başarabiliyor muyuz? Peki, neden anı yaşamak dururken illa ki gelecek kaygısı çekerek kendimizi mutsuzluğa mahkûm ediyoruz. Üstelik gelecek bir bilinmezken.
Sanmak…
Gelecekte mutlu olabileceğimizi sanmak; işte hepsi bundan ibaret! Oysa sanrılar ve beklentiler çoğu zaman hayal kırıklığıyla sonuçlanır. Tercihlerimizdir bize geleceği yaşatan. Tercihlerimizdir bizi kaderin kucağına atan. Neyi tercih edersek kaderimiz bizi oraya taşır. Hiçbirimiz geleceğin ne getireceğini bilemediğimiz için bize göre doğru tercih, yanlış bir yol seçimi olabilir. Bunu baştan bilebilmek imkânsız gibi bir şeydir.
İçimizde geleceğe karşı öngörülü olanımız mutlaka vardır ama bazen ön görü bile işe yaramaz. Ne yaparsak yapalım kul kaderini yaşar ve kader çoğu zaman tercihlerimiz sonucu şekillenir.
Sude ve Ömür, geri döndüklerinde Sude’nin ağlamaktan göz çevresi kızarmıştı. İlkem, olayın iç yüzünü bildiği için ‘canım ya kıyamam’ diye geçirirken içinden Zarife Hanım Sude’yi yüzü gözü kızarmış görünce telaş yaptı. “Kızım ne oldu sana, yüzün gözün kıpkırmızı olmuş? Birimiz farkında olmadan seni kırıp incitecek bir şey mi yaptık?”
Ömür, anne hanımın sorularını savuşturmak babında bir atmaca gibi ileri atıldı. Tabii ki onun amacı sevdiği kadını her açıdan korumak ve sahiplenmekti.
Genç adam yüzüne umursamazlık maskesi takarken kalbinde filler tepişiyordu. “Bir şey yok teyzeciğim, sen meraklanma. Sude, arkadaşımızın anlattıklarına üzülmüş biraz. Bir de ben geçmişi anlatmaya hazır değilim diyor. Evvelini anlatmaktan neden bu kadar çekiniyorsa onu da anlamış değilim. Oysa burada hepimiz arkadaşız. Birbirimizden saklımız gizlimiz kalmasın diye uğraşıyoruz fakat arkadaşımız ne zaman anlatmak isterse o zaman anlatır, zorlama yok bu işte. Herkes gönüllü anlatsın başka türlüsü olmaz zaten.”
Ömür’ün yatıştırıcı konuşmasının ardından gergin ortam rahat bir nefes almıştı.
Songül, abisini çok iyi tanıdığı için onun gergin olduğunu anlaması uzun sürmedi lakin onu neyin yatıştıracağını da iyi biliyordu; bir bardak demli çay. Bir bardak çayın onun sinirlerini yatıştıracağını biliyordu lakin yine de ‘abi çay ister misin’ diye sorarken genç kız baya çekingen davranmıştı.
Songül’ün abisine karşı çekingenliği bariz bir şekilde belli oluyordu ve ortamdakilerin de gözünden kaçmamıştı zira ‘abi çay ister misin’ diye sorarken bile bakışlarını saklayacak yer arıyordu. Buna rağmen karakteriyle özdeşleşen genç kız, hem çekiniyor hem de bildiğini okumaktan geri durmuyordu.
Ömür, yapmacık bir gülümsemeyle kız kardeşine baktı. Sanırım hala üzerindeki gerginliği atamamıştı, zaten sürekli dişleriyle yanağının iç kısmını ezmesinden gerginliğinin devam ettiği anlaşıyordu ki bu da yadsınacak bir durum değildi. Kendi hayatıyla ilgili sorunlar yaşıyordu ve konu hassas bir konuydu.
Ömür, kız kardeşine cevap vermekte gecikince İlkem, ondan önce davranarak, “Songül’cüğüm sormana gerek yok, doldur birer bardak çay içelim.” dedi.
Songül, abisine bakıp göz devirirken İlkem, işaret dilini kullanarak kaşlarını havalandırdı ve semaver tarafını gösterdi. Bir bardak çayın sinir sistemi üzerinde yatıştırıcı etkisi olduğunu bilmeyen yoktur. Eminim bizimkilerin gergin sinirlerine de iyi gelecekti.
Songül, doğru soru sorup karşılık olarak övgü alınca memnun olmuş olacak ki arsızca kıkırdadı ve omuz silkti. “Ben bilirim, abim ne zaman sinirlense çay ister benden,” dedi ve her şeyi yine birbirine kattı. Bu kadar saf ve temiz kalpli olma be güzelim, görmüyor musun çam üstüne çam deviriyorsun.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
SICAK TEMAS
AcciónElleri bornozun kuşağına giderken bütün uzuvları titriyordu. Hala gözleri kapalıydı. Kuşağı çözdü bir omuz hareketiyle bornoz bedeninden kayarak ayakları dibine düştü. Her dokunuş ruhunda sarsılmalara neden oluyor, parmak uçları göğüs çevresinde da...
