Yatağımın ucuna yatmış boş tavana bakarken aklıma mahallenin başındakihamburger restoranı
geldi. Yaren ile okula giderken camındaki o "Kurye Aranıyor" yazısını okur, ’Bu dükkanda amma
kötü herhalde. Aylardır kurye bulamamış.’ diye dalga geçip gülerdik.
Acaba dedim kendi kendime, hala arıyorlarsa gidip konuşsam beni alırlar mı? Ne kadar zor olabilirdi ki bir
akülü motor kullanmak? Ani bir hareket ile yataktan kalkmış çoktan üzerime temiz kıyafetler giymek için
dolaba yönelmiş üzerimi değiştirip çıkış kapısına yönelmiştim ki,
‘Geçmişinden tamamen kurtulman gerekiyorsa neden hala babanın kıyafetleri olduğu yerde duruyor, niye
hala kendine eziyet ediyorsun? O kıyafetleri kolilerken yaşadığın acı var ya, eğer onlardan tamamen
kurtulmazsan her küçük bir olayda onlara gideceksin ve aynı acıyı defalarca yaşayacaksın.’
Düşücesi kafamda yankılandı. Her ne kadar beynim iç sesimin haklı olduğunu haykırsa da kalbim tam
tersini söylüyordu. Galip gelen ise beynim oldu. Babamın odasına yönelip 2 saat önce kolilere
koyduğum kıyafetleri dolaptan çöpe atmak üzere çıkardım. Odaya son bir bakış atıp uzunca düşündüm.
Yatağınçarşaflarını yıkayıp temizlemiş ve daha düzenli bir şekilde yerine sermiştim. Artık odada sadece
bir yatak, küçük bir dolap ver vestiyer vardı. Bir de muhtemelen ölmeden önce içtiği son şarap şişesi.
Onu saklamıştım, içimden gelmişti. Çünkü o günkü kokusu hala tazeydi, yeni içildiği belliydi artık
yerlerde bira veya şarap kutusu yoktu. Her şey olması gerektiği gibi düzenli ve temiz yerli yerindeydi.
Odadan çıkıp kapıyı arkamdan kapattım ve çıkış kapısına yöneldim. Ayakkabılarımı giyip babamın
kıyafetlerinin de olduğu koliyi alıp evden çıktım. Çöp konteynırı hemen sokağın karşısındaydı ama
nedense içimden buraya atmak gelmiyordu, bu yüzden yönümü mahallenin başına çevirip 200 metre
ilerideki konteynırın kenarına koymayı düşündüm. Kıyafetler eski de olsa yırtıklar görünmeyecek kadar
küçük yerlerdeydi. En azından ihtiyacı olan biri giyebilir diye düşünüp yanına yaklaştığım çöp
konteynırının kenarına koydum.
Tam o sırada birinin bana seslendiğini duydum ya da öyle sandım,
"Atlas."
Sanırım duyduğum ses gerçekte bana seslenen biriydi, yüzümü sesin geldiği yere döndüğümde İsmet
amca ve Şevval'in bana baktığını fark ettim.
“Şevval?”
"Ne düşünüyorsun da bu kadar daldın?” demişt daha sonra söylediklerine
ekleme yaparak.
"Benimki de soru mu salak kafam işte."demişti.
Ne ima ettiğini anladığımda yüzümde soğuk bir kış gününde evsiz kalmanın ifadesi vardı.
“Sorun değil.”
"Sorun evlat sorun. Çok ağır şeyler geçirdin yetmedi kaldıramayacağından fazlayük var omuzlarında.”
dedi İsmet amca ardından.
İsmet amcanın söylediği şeyler içimde bir yerlerde biri yıkımın altında kalan küçük Atlas’ın son hayat
bağını da koparıp almıştı.
"Başın sağ olsun Atlas. Sana da Yarene de sabır diliyorum."
“Sağol İsmet amca.”

ŞİMDİ OKUDUĞUN
KÜL
Non-Fictionbu hikâye yer altı edebiyatının ve sapyoseksüel bakış açısını ve manipülasyon sanatını nasıl genç bir beyne enjekte edildiğini anlatıyor atlas henüz yolun başında .