Elimdeki ağzına kadar dolu tabağa baktım. Komşular babamdan hoşlanmasa da çoğu Yaren’le beni
severdi. Yüzümde buruk bir gülümseme oluştu. İç çekip eve girdim. Çantamı odama koymak yerine
kapının hemen yanına koydum, o da benim kadar ıslanmıştı. Hızlıca üstümdekilerden kurtulup bir
havluyla kurulandım. Duşa girsem o soğuk suyun altında hasta olmayacağım varsa bileolurdum büyük
ihtimalle. Üstüme bir şeyler giyip kenara attığım kıyafetlerimi salondaki koltukların üstüne serdim.
Gözlerim cama kayınca yağmur durmuş mu diye bakmak için önüne geldim. Şiddeti azalmış ama
serpiştirmeye devam ediyordu. Hava da iyice kararmaya başlamıştı. Biraz daha dışarıyı görmek için
sağa kaydığımda kolumun Yaren’in çiçeklerinden birinin yapraklarına çarpmasıyla irkildim. Keşke o da
olsaydı. Acaba ne yapıyordu şimdi, üşüyor muydu? Karnı aç mıydı? İçime düşünceler yağmur damlası
gibi düşerken, dışımda hiçbir yaşam belirtisi yoktu. Ne kadar da garip, yaşadıklarımı bir kitabın
sayfalarında okusam oturur ağlardım. Oysa bunlar benim başıma geldi ve her şey bana öyle inanılmaz
geliyor ki bir damla gözyaşım akmıyordu. Burda dikilip durmak bana hiçbir şey kazandırmayacaktı.
Karnımın acıktığınıhissettiğim için mutfağa yöneldim ve Pelin’in getirdiği yemekleri yemeye başladım.
Yarısına geldiğimde yarın için de kalsın diye düşünerek dolaba
kaldırdım. Saate bakıp geç olmadığı için odama geçip ders çalışmaya başladım. Şaşırtıcı bir şekilde derse
kendimi kaptırıp yaklaşık 2-3 saat aralıksız çalışmıştım. Yarın işe başlayacağım için erken yatmam
gerekiyordu. Masaya üşengeç bir bakışatıp sonra toplarım diyerek geçiştirdim. Işıkları kapatıp yatağa
geçtim ve kendimiuykunun sinsi ama yumuşak kollarına bıraktım.
Penceremin önündeki kuşların sesine uyandım. Sıkıntıyla oflayıp kafamınaltındaki yastığı cama
atmamla kuvvetli kanat seslerini duymam bir oldu.
Gözlerimi açıp saate baktım, işe geç kalacaktım. Yataktan çıkıp hızlıca hazırlanmaya başladım. Üstüme rahat
bir şeyler geçirdim. Büyük ihtimalle gün boyu koşuşturacaktım çünkü. Kahvalt yapmaya zamanım olmadığı
için yolda giderken bir şeyler alırım diye düşünüp evden çıktım. Önce simit almak için fırına yürüdüm
içeriye girip,
“Bir tane simit alabilir miyim?” dedim. Fırıncı “Tabii” deyip tezgahtan bir simidi alıp kağıda sararken
bende parayı diğer çalışana uzattım. Simidi poşete koyup bana uzatırken,
“Olanları duy-“ cümlesini bitirmesine izin vermeden poşet aldım.
“Kolay gelsin.” diyerek fırlarcasına çıktım fırından. Artık duymak istemiyordum. Yolu ezbere bildiğim için
yürümeye başladım, bir yandan da simidimi yiyordum. Gece boyu yağmur devam etmiş olacakt ki
dışarda taze toprak kokusu vardı. Kokuyu içime çekip ruhumun en ücra köşelerine kadar doldurdum.
Simidim bitince ellerimi cebime koyup ıslak kaldırımlarda yürümeye devam ettim.
Kafenin önüne vardığımda tam zamanında geldiğimi anladım. Daha yeni açıyorlardı. İçeriye girip etrafıma
bakınırken İsmet amcayı gördüm. Çalışanlarla konuşuyordu. 2 kız 2 erkek olmak üzere 4 kişi vardı. Onlarla
konuşmaya kendini kaptırmış olacaktı ki varlığımı hissetmedi. Biraz arkasında durmamla tüm çalışanlar
bana bakınca durup bana döndü.
“Hoş geldin Atlas. Tam zamanında, seninle özel konuşacağım biraz bekle.”deyip çalışanlara geri
döndü.
“Her şey anlaşıldıysa kolay gelsin arkadaşlar.” demesinin ardından herkes işineyöneldi. Yeniden bana
dönüp,
“Ofisime geçelim.” dedi ve merdivenlere yöneldi. 1-2 kat çıktıktan sonra ufakbir koridorda yürüyüp
siyah bir kapının önüne geldik. Cebinden anahtarlarıçıkartıp kapıyı açtı ve içeri girdi. Bende girip kapıyı
kapattım. Koltuğuna geçip “Buyur lütfen.” diyerek eliyle koltuğu gösterdi. Oturup gözlerimi İsmet
amcanınyüzüne diktim. Boğazını temizleyip,

ŞİMDİ OKUDUĞUN
KÜL
Non-Fictionbu hikâye yer altı edebiyatının ve sapyoseksüel bakış açısını ve manipülasyon sanatını nasıl genç bir beyne enjekte edildiğini anlatıyor atlas henüz yolun başında .