Bölüm On Beş

169 9 4
                                        

Kapıyı ardımdan kilitleyip Sung Ja yanımdayken tuttuğum gözyaşlarımı serbest bıraktım. Bıraktım ki akabilsinler, ruhumda taşıdığım pisliği yanaklarımın üzerinden silsinler. Anılarımı puslu zihnimde kaybetmişken bana onları hatırlatan şeylere olan sinirimi yatıştırmak için aksınlar. Sıcak damlalarında hücrelerimi soğutsunlar...

Karanlık görüşümü kapatsa bile uzun holün nereye çıkacağını bildiğimden dümdüz ilerledim ve şehrin dinmeyen ışıklarıyla yıkanan loş salonuma geldiğimde elbisemin fermuarını indirdim. Üzerimdeki yükü soyunarak atarmışım gibi geliyordu ve çoğu şeyde yanıldığım gibi bunu da soyunduktan sonra hafiflememiş hatta daha da ağırlaşmış hissetmemle anlayacaktım.

Küvetin soğuk suyuna girme fikri ilk başta iyi gibi görünse de içinde bulunduğum zaman dilimi iki saati hızla aştığında kötüleşmeye başladı. Suyun sadece bedenimi üşütmesi bir işime yaramıyordu, bana lazım olan beynimin sisiyle kapanmış korktuğum adalarıydı. Aşmam gereken okyanus ve sis bulutları vardı ama cesaretim yoktu.

Sırtımı kaydırarak başımı küvetin zeminine yasladım. Gözlerimi açtım ve bulanık suda banyomun tavanını izledim. Saniyeler nefesim yerine geçip giderken oksijensiz kalan beynim buğulu suyun üzerinde bir şeyler seçmeye başladı. Sisten kurtulan anı kırıntıları.

Beni asla bırakmayacağına dair söz veren gözü yaşlı annem. Daha elimi doğru düzgün tutmayı başaramamış kadın tutamayacağı bir sözü neden veriyordu ki? Gözlerindeki hayvani korku ve bi o kadarda yapacaklarından eminlik bakışı o zamanlar güven vermişti bana, annem bırakmayacak beni. Şimdiyse sadece acıyorum, ona, kendime, babama hatta tüm insanlara. Güldüm ağzıma dolan suyu umursamadan. Suya karışan göz yaşlarımı hissettim ama zilyon damlacığın içindeyken diğer bir kaç damlanın ne anlamı vardı?

Ağzıma dolan su gibi zihnimin kıyısına biriken anılardan birini daha seçtim ve bu sefer beyazlığın soğuğu hissettirdiği koridordayım. Yanımda uzun saçlı zayıf bir kız. "Beni hatırlamayacaksın." diyor. İnkar etmek istiyorum ama bir yanım hak veriyor; buradan çıktığımda burayı hatırlamayacağım. "Neden?" diye soruyorum sadece, belki de bildiğim cevabı bir de başkasından duymak istiyorum. Yüzünü görebileceğim yerde olsa bile orada bir boşluk var, sanki onu ancak gerçekten karşımda görürsem tekrardan hatırlayabilirmişim gibi. "Çünkü öyle olması gerekli. Herkes öyle yapıyor." diyor, sanki aklımı okumuş gibi. Çünkü bende her burayı hatırlamayacağıma kendime yemin ederken bu cümlelerle savunuyordum kendimi. Böyle olması gerekli.

Ciğerlerime kadar ulaşan su artık beni pes ettirdi ve öksürerek soğuk sudan başımı çıkarttım. Ölüme ramak kalmış birinin yaşama açlığıyla nefes almaya başladığımda salondan gelen zil sesi kulaklarıma ulaşarak yaşadığımı hissettirdi. Hemen çıkıp onu cevaplayacak kadar halim yoktu bu yüzden sağ tarafımı küvete yasladım ve uzun bacaklarımı kendime çekerek kendimi sakinleştirmeye çalıştım.

Nefesim hala hararetliydi, sanki bana az önceki aptal davranışım yüzünden kızıyordu. Islak yüzümü ıslak koluma sildim ve ikinci kez uzun uzun çalan telefon yüzünden rahatsız olarak ayağa kalktım. Bir yandan ona bir yandan da hatırlamak istediklerimi daha bitirmemiş olmama sinirlenerek havluya sarıldım.

Pijamalarımı giyinmiş, dolapta son kalan -hep dün gece bir türlü açlığını bastıramayan Mino yüzünden- rameni de mideme indirmiş ve şehri izlemek için geniş koltuğuma yayılmıştım. Telefonum ben giyinirken bir kere daha çalmıştı ama nedense merak etmiyordum. Aklımı meşgul eden bir kız vardı, bir türlü yüzünü hatırlamadığım ve nasıl bu kadar iyi bir şekilde unuttuğuma şaşırdığım.

Telefonu elime alırken gözlerim alıcı ışığıyla kamaştığından parlaklığını azalttım. Arayanların ilki prens Sung Ja'ydı. Varlığı ısıtan bir gülümseme kondu üşümekten morarmış cansız dudaklarıma. Muhakkak mesaj kutumdaki iki mesaj da ondandı. Ama ilk önce arayanlara bakmalıydım, ondan sonra mesajlara geçecektim. İkinci arama karşı komşum Seunghoon'dandı. Dudaklarımı kızartan gülümsemem gitmiş yerini annelerin çocukları için duyduğu endişe gelerek kaşlarımı çatmıştım. Neden aramıştı ki, hemde bu vakitte?

Beşe BirHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin