"Odaklanmazsan bende egoist starın tarafına geçeceğim ve size ucuz yemek söyletirim!" dedim Seughoon'un alnını kapatmış saçlarına uçuştururcasına vururken. Seungyoon yayıldığı koltuktan içtiği birasını havaya doğru kaldırırken "Sonunda biri benimle-" bira bardağı en zirvedeyken durdu. "Ve hey! Egoist star mı?"
Herkesin dudaklarına küçük bir tebessüm kondu. "Ben nasıl yakışıklı patronsam sende egosit starsın kabullen artık." dedi Jinwoo göz kırparken. Elimin altındaki Seunghoon başını geriye atarak kahkaha attı. "Bu çocuk gittikçe açılıyor ha." Mino'da ona hak verircesine ayağını havaya kaldırdı ve iki deli, ayak çakması yaptılar.
Taehyun benim gibi şamataya ağırlık verilmesindense önümüzdeki önemli işe ağırlık verilmesini istiyordu. Bana attığı bakışları görünce başımı salladım ve Seunghoon'un karnıma değen başını sıkıca tutup kendime baktırdım. "Akşam yemeği istiyorsan artık işimize odaklanmalıyız." dediğimde Hoon inci dişlerini sergilercesine şirin bir gülümsemeyle baş salladı. Good boy.
Bugün Seungyoon'un evinde buluşmuştuk ve onlarla bilgilerimin hepsini paylaşmıştım. Şimdi ise ölüleri görebilen Seunghoon'umuz ölen dostlarımızı görüp onlarda bilgi alabilecek mi diye test edecektik. Eğer başaramazsa diğer işimiz çocukların güçlerini nasıl kullanabilecekleri üzerineydi.
Sırtını dikleştirmiş Seunghoon'un yan tarafına geçtim ve herkes gibi bende onu dikkatle izleyerek nefesimi tuttum. Odaklanmış ve gözlerini kapatmıştı. Ona dokunmam falan gerekiyor muydu? Karşı dairemin kapısını açmaya çalışırken ki bakışmada ona dokunmadığım halde görmüştü ölüleri ama onun dairesindeki ilk gününde evinde zorla onu tuttuğumda da görmüştü ölüleri. Yani dokunup dokunmadan olacağını şimdi görecektik.
"Minho..." diye fısıldadı Seunghoon ve hepimiz ona doğru biraz eğildik. Neden onun adını söylemişti şimdi, hemde Mino şeklinde değil gerçek ismiyle. "Burada sana aşırı benzeyen biri var. Bir yakınını mı kaybettin?" Hepimiz Mino'ya dönmüştük şimdi.
Mino gerçekten şaşırmış görünüyordu ve ne diyeceğini bilemiyor gibiydi. Omuzlarını silkti usulca. Gözleri hala kapalı Seunghoon'un dudakları hafifçe yukarı kıvrılırken ekledi. "Bu maymunun senin akraban olduğuna eminim." ve ardından gelen Seunghoon'un yüksek kahkahası. Hepimiz ufak birer küfürle geriye çekildik. Resmen bizimle dalga geçiyordu.
Mino uzun ayağını hızlıca uzatıp Seunghoon'un benden ince bacağına vurunca bile gülmesi kesilmedi şakacı hayalet görücümüzün. "Neden bu çocuğun 'gücünün' ölüler olduğunu anladım." dedi Taehyun, güç derken yaptığı tırnak işaretleriyle.
Gülmekten yaşaran gözlerini silen Seunghoon bile Taehyun'a döndü. Ondan da ciddi bir cümle beklemek hata mıydı?
"Çünkü bayat espriler yapıyor aynı gördüğü şeylerin cansız ve bayat oldukları gibi."
Evet, hataydı. Birbirlerine laf atmadan duramayan bu çocuklarla nasıl ciddi işler başaracaktım?!
Yaklaşık on dakikanın sonunda ancak konsantre bir ortam oluşturabilmiştik. Bu sefer Seunghoon'un arkasına geçmiş ve ellerimi omzuna koymuştum, tek bir saçma hareketinde benden sıkı bir dayak yiyecekti.
Dudakları hafifçe kıpırdanan Seunghoon anlamadığımız bir şeyler mırıldanıyordu ve odanın havası klimaların yardımı dışında soğuyordu. Şuan ortam, onunla ilk bilinçli yaptığımız deney gibiydi. Bende gözlerimi kapattım ve açtım. Fakat hala daha birilerini göremiyordum. Görmem gerekiyordu çünkü onun evindeyken annesini görmüştüm, ona gözüken ölü annesi aynı zamanda bana da gözükmüştü.
O sırada kapı tarafında beliren hafif bulanıklıkla Seunghoon ve benim kafam aynı anda o tarafa doğru döndü. Acaba ben dışarıdan nasıl görünüyordum, Seunghoon gibi mi? Hoon'un annesini gördüğüm gibi berrak şekilde göremiyordum buradaki hayaleti. Eun Hoe ya da Suk Yong bize gözükür müydü acaba? Ya da diğer kadın kurbanlar...
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Beşe Bir
FantasiKorkusuz kimse, hiçbir şeyden korkmayan değil, korkusu üzerine giderek onu yenebilen kişidir.
