Bölüm İki

222 23 4
                                        

"Emin misin?" diye sordum kaşlarımı da havaya doğru kaldırırken. Her ne kadar şu an soğuk kanlı gibi dursam da içten içe korku depremleri yaşıyordum.

"Hiç olmadığım kadar hemde." Jinwoo'un nazik sesi böyle söylüyordu ve ben ona inanıyordum. Sandalyeme sırtımı yasladım.

Hemen dibimdeki masaya poposunu yaslamış çocuk, daha önce de böyle halüsinasyonlar görüyormuş fakat hiçbiri bu kadar gerçekçi olmuyormuş.

"İstediğim zaman, istediğim yerde hayal edebiliyordum kendimi. Gerçekten orada oluyordum. Sadece... Hissedemiyordum. Ama bugün seninle göz göze geldiğimde gittiğimiz yeri hissettim."

Aynen bunları tekrarlayıp durmuştu. Yani burada gücü (?) olan ben değildim, bir yerlere ışınlanabilen (?) Jinwoo'ydu.

O zaman benim görevim neydi burada? Gücünü aktifleştirmek mi? Sanmıyordum.

"Bence seninle bakışmak ya da ne bileyim etkileşimde bulunmak bu garip şeyi daha da aktifleştirdi." Jinwoo az önce sanmadığını sanıyı biraz daha ileri götürmüştü.

Toplantı masası yaslanan çocuğa fazla yakınlaşacak oluşumu umursamadan ayağa kalktım ve alt dudağımı dişlerim arasında ezerken bana garipçe bakan Jinwoo'ya yaklaştım.

Yüzlerimiz arasında santimler kalmışken gözlerinin derinliklerine odaklanmaya çalışıyordum. Aynı zamanda Jinwoo'un kızartmaya başlayan yanaklarını da fark ediyordum.

Hadi canım, genç iş adamı bu yaklaşımdan utanmış mıydı, belki de etkilenmişti bile. Gülmemek için dişlerim arasından serbest Bıraktığım dudağımı tekrar oraya hapsettim.

Jinwoo bakışlarını kaçırırken poposunu da masada biraz daha geriye çekmişti. Aha! Cidden bu yakınlaşmadan utanmıştı. Nesin sen Jinwoo, takım elbise giymiş bir bebek mi?

"O kadar dikkatli bakmama rağmen tekrar o ışınlanma şeyini yaşamadık." dediğimde Jinwoo kravatını gevşetiyordu fakat bana cevap vermeyi geciktirmedi.

"İstemedim çünkü." Kaşlarımı çatarak anlamadığımı ima etmeye çalıştım. "Pekala." Cümlesinin son harfinde birden Jinwoo'yu burnumun dibinde buldum.

İşte şimdi bende utanmıştım. Demek ki birden olunca yanaklar kızarıyordu. Ellerimi yanaklarıma götürecektim ki birden etrafın değiştiğini fark etmemle elim havada kaldı.

İşte oluyordu. Vücuduma yayılan o his...

Karınlacanma gibiydi ama onun iyi hissettirenindendi. Ruhum sanki gondolun en tepesinden aşağı iniyormuş gibi gıdıklanıyordu.

Toplantı salonu yavaşça ışıltılı bir deniz kenarına dönüşürken havadaki elim hala dibimde gözlerime kilitlenmiş Jinwoo'un kassız koluna düştü.

Ona tutunma ihtiyacı duyuyordum, sanki o birden kaybolsa ben daha tanıyamadığım bu yerde kaybolacakmışım gibi.

Jinwoo gözlerini benden çekip yan tarafına doğru bakınca bende tuttuğum nefesimi bıraktım. Ayaklarımın altındaki sert zemin yumuşamıştı, kuma dönüşmüştü. Arkamdan denizin dalga sesi gelirken ılık bir rüzgar ikimizin arasından geçiyordu.

Jinwoo'nun baktığı yöne döndüm, hemen ilerideki şehrin büyük ışıltısına hayranlıkla bakıyordu. Rüzgar bir kez daha yüzümüzü gıdıklamaya geldiğinde gözlerini kapatıp başını geriye doğru attı.

"En sevdiğim yer." dedikten sonra bana döndü ve kolundaki elimi tutarak beni eğilmeye zorladı. Hala şaşkınca ona ve çevreye bakarken ellerimi yumuşak kumsala değdiriyordu.

Beşe BirBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin