Hellooooow. Arkadaşlar, multimedia olarak yüklediğim foto sayesinde ilham perilerim geri geldi. :DD Ya Seunghoon neden bana malzeme veriyorsun çocuğum?! :'))) Önce dans videon şimdi de bu salak resmin *kalpgöz* Altı gencimizi temsil ediyor şuan bu foto. Offf baktıkça gülüyorum, boşuna uzaylı demiyoruz sana annnaağm.
Parmağımdaki sinek ısırığına dalmışken saçlarımın yüzüme savrulmasıyla daldığım yerden çıkabildim. Yüzüme doğru üfleyen sosyopat dostum Min'di. Gözlerimi devirdim ve saçlarımı olması gereken yere, arkaya yolladım. "Çok garip davranıyorsun." Aegyolu sesi kulaklarımı tırmalarken ona doğru döndüm. "Ne?! Ne garipliğimi gördün?!"
Son zamanlarda artan Min'i saf dışı bırakan salak davranışlarımın telafisi için yine yakın arkadaşımı hediyelere boğmuştum. Her ne kadar hoşnutmuş gibi gözükse de biliyordum, değildi işte. Çocuğuna vakit ayırmayıp vicdanını susturmak için istediği her oyuncağı alan baba gibiydim. Min'den sakladıklarımın ağırlığını hafifletsin diye ona hediyeler sunuyordum. Onun minik yüzündeki çekik gözleri televizyonu gösterdiğinde bende dikkatimi dikdörtgen kutuya çevirdim.
AMAN. TANRIM.
Girls Generation, SNSD, Kore'nin aşılmaz duvarı, benim tek gerçek aşkım olan grup şuan bir müzik programında performans sergiliyordu.
Dizlerim üzerine düşerek televizyona doğru ilerledim. "Ne zaman geri döndüler?!" diye bağırmama Min'de aynı oktavda yanıt verdi. "Oha?! Bilmiyor muydun? İnanamıyorum evren sakinleri, Park Chae Neul benden bile çok sevdiği grubun comeback yaptığını bilmiyor!"
Birbirini tanımayan beş çocuğu kaynaştırmak, peşimizde katiller varken önümüzde koşturan sorulara cevap aramak ve geçen öldürülen yaşlı bir kadının şokunu atlatmakla uğraşıyordum. Eh, şuan gündeme pek vakit ayıramamam normaldi. Tabi gelin bunu hiçbir şeyden haberi olmayan Min'e anlatın.
Taeyeon'un sarıya boyattığı saçlarının ucundaki pembelikte kaybolurken yalan düşündüm. Pembe bir yalan bulmalıydım. "Sana boşuna garipleştin demiyorum işte! Normalde gürültüde bile SNSD adının geçtiği bir fısıltı duysan hemen oraya dikkat kesilirdin ama az önce televizyondan bangır bangır Party çalmasına rağmen hiçbir tepki vermedin. Ki bu senin garipliğini anlatmamın en ufak örneğiydi."
Min'in hızla söylediği sözler altında ezildim. Ah ne isterdim ona her şeyi anlatıp yardım dilenmek. Ama olmazdı. İçimden bir ses kimseye bu çocuklardan bahsetmemi söylüyordu. Ben kendime inanmıyorken bile o ses inanıyordum. O ses beni hiçbir zaman yanıtlamamıştı. Ah dur, o sitedeki kıyafetler sana çok yakışır dediğinde dinlemiş ve dolandırılmıştım. Tamam, her zaman haklı çıkacak değildi ya. Haa bir kerede...
"Yalnızca yalancılar uzun süre susar." Min sözlerinin etkisini somutlaştırmak için kucağındaki yastığı sırtıma fırlatmıştı. Ona doğru döndüm ve "Hey hey hey ufaklık." dedim. Biliyordum nefret ediyordu bu şekilde konuşmamdan ve üzerine gidecektim.
Ayağa kalktım ve önünde dikildiğimde cidden yanımda ne kadar ufak kaldığını bir kez daha ispatladım. O ise ince bacağıma zayıf bir vuruş yollamıştı. "Fiziki ablan -söz konusu fizik oldu mu her zaman ben yenmişimdir ama iş zekaya gelince söz Min'de olurdu- sana her şeyde hesap vermek zorunda değil." Tabi yalan bulamadığım için böyle oyalıyordum onu.
Min'in gözlerinden bir parıltı geçti, bu savaş isteyen Min'in heyecanlanan ruhunun parıltılarıydı. Ama dediğim gibi sadece geçti. Benimle uğraşmak istemiyordu çünkü beni yalan söylediğimi anlayacak kadar iyi tanıyordu ve daha fazla yalan söylememi istemiyordu.
"Yarın sergileyecekleri performansı canlı izleyelim mi?" dedi sadece. Uzattığı boynu ve irice bakan gözleriyle gerçekten yalvarıyormuş gibiydi. En yakınıma bu kadar uzaklaşmak ilk kez böylesine acıtmıştı canımı. Min gerçekten ulaşamıyordu bana. Hastaneye yattığımda bile daha rahat görüyordu beni, şimdilerdeyse kendim uzaklaştırıyordum onu kendimden.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Beşe Bir
FantasyKorkusuz kimse, hiçbir şeyden korkmayan değil, korkusu üzerine giderek onu yenebilen kişidir.
