Gözlerim yavaşça dünyaya açılırken parlaklık gözlerimi acıttı. Uzun zamandır koyu karanlığın içinde durmaya alışan insana ışık korkutucu ve acıtıcı geliyordu. Nasıl alışacaktım ışığa? Ayak uydurabilecek miydim? Kurumuş dudaklarımı yaladım ve odamın beyaz tavanını izledim. Yan taraftan bolca güneş ışığı geliyordu, pencereler açık olmalıydı.
İçeriden gelen sesi duyar duymaz yatakta oturur pozisyona geldim hemen. O sesi çıkaran herkes olabilirdi. Kim olabileceği hakkında türlü düşünceler beynimde cirit atarken kim olursa olsun mutlu olmayacaktım. Biri dışında...
Hızlıca ayağa kalktım fakat bedenim uzun süredir uyku komasında olduğu için faaliyette bulunmak farklı geldi ve gözlerimi kararttı. Tekrardan merhaba karanlık. Fakat karanlık beni engellemeyecekti. Gözlerimin normale dönmesini beklemeden yatak odamdan çıktım ve görüşüm normale dönerken salona gelmiştim bile.
"Anne?"
Gözlerim her yerde onu arıyordu. Bütün odalara baktım. Evin içinde hiç kimse, hiçbir değişiklik ve hiçbir hareketlilik yoktu. Sonuna kadar açılmış her pencereyi saymazsak.
Koltuğa çöktüm ve ellerimi başımın arasına aldım. "Anne?" Gözyaşlarım hemen hazırlanmış beni terk edeceklerdi. Elimle onları durdurmak için gözlerime bastırdım. "Yalnızım anne. Artık dönmelisin evine. Kızına dönmelisin."
Avuçlarım arasından akıp giden gözyaşlarımı hiçbir şey durduramıyordu. Ruhumu bağlayan acıyı da hiçbir şey dindiremiyordu. Bir evladın en büyük acısı, anne. Gözyaşlarım hıçkırığa , hıçkırıklar bağırarak ağlamaya dönene kadar durmadım. Uzun zamandır ağlamamı bu seviyeye getiremiyordum. Her seferinde tutmaya çalışıyordum -her ne kadar başaramasamda- ama şimdi bağırarak ağlıyordum. Her şeyi kaybediyordum, herkes uzaklaşıyordu benden.
Yalnızdım.
Ve her zaman yalnızlığımı sonlandırmak için ben adım atmalıydım. Kimse bana gelmezdi, her şeyi Chae Neul yapardı. Başımı kaldırdım ve buğulu gözlerimin ardından duvardaki saate bakmaya çalıştım.
14.25
Bir günü geçkin uyumuş olduğuma şaşırmadım, vücudum istiyordu bunu. Ayağa kalktım ve duşa girmeye hazırlanırken ağlamamı durdurmaya çalıştım. Kırılmış Chae Neul önce başkalarının kırıklarını sararak yalnızlığını dindirecekti. Kimse gerçek Chae Neul'u görmeyecek şekilde tebessüm maskemi taktım yüzüme.
~~~
Kapıyı çaldıktan sonra nemli saçlarımı omzumdan geriye itikledim ve şişmiş yüzüme samimi bir gülümseme koyarak bekledim. Bekleme süresi uzayınca bir kere daha çaldım fakat yine açan yoktu. Bu sefer telefonumu çıkardım ve Seunghoon'a mesaj atıp atmamak konusunda tereddütte kaldım.
Kapısına kadar kaldıysam mesaj da çekebilirdim değil mi?
O anda aklımda parlayan fikir ampülünü dinledim, fikri gayet güzeldi. Fakat gerçekleyebilir miydi? Çocuklar gelir miydi ki? Denemekten ne zarar görebilirdim ki, zaten en dipteydim.
'Ben geldim. Sizinle görüşmem gerekiyor. Karaok-'
Mesajı sildim, daha güzel ve ilgi çekici yazmalıydım.
'Ya! Lanetliler, ben geldim. Bensiz yapamayacağınızı biliyordum ve itiraf etmem gerekirse bende sizsiz yapamı-'
Aşk mektubu mu bu?
Seunghoon'un kapısına yaslandım ve dudaklarımı dişlerken düşündüm.
'Benden kurtulacağınızı sanmıyordunuz herhalde. Ben geldim! Hepinizi adresini atacağım karaokede görmeyi bekliyorum. Bu resmi bir toplantıdır ve gelmeyenin ismi alınıp tarafımca evine baskın yapılacaktır.'
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Beşe Bir
FantasiKorkusuz kimse, hiçbir şeyden korkmayan değil, korkusu üzerine giderek onu yenebilen kişidir.
