İçerik Kurallarımızı güncelledik.
Hikâyeleri güvenli bir şekilde paylaşmaya devam etmek için en güncel kuralları inceleyin.

Bölüm Yirmi Üç

92 9 0
                                        

Helllooow gençler. Multimedia olarak size bir adet güzelliğin nirvasında yaşayan Sun Young ve bir adet de Chaenuel'un prensi Sung Ja veriyorum. Ayrıca bu bölümün sizde oluşturduğu şok etkisiyle parmaklarınızın yorumlarda bulunmasını istiyorum. Merak ediyorum düşüncelerinizi. İyi okumalar~


Kaçmak için ayaklarım bedenime hükmedecekken vicdanım büyük bir isyan başlatmıştı. Bağırıyordu "Seni hiç yüzüstü bırakmayan Mino'yu terk edemezsin." diye.

O sırada telefonum çaldığından elimi cebime atıp onu çıkardım. Ekranda Kırıldığım yazıyordu. Evet Sung Ja'nın adını yeniden değiştirmiştim.

Arkadaşlar artık açıklamama gerek yoktu herhalde, Min haricinde herkesin adını değiştirmeyi seviyordum. Min'e çaktırmayın onu gerçekten İdolüm olarak görüyor ve bunu ona tabi ki hissettirmiyordum.

Ayrıca ona gerçekten kırıldığım geceden beri konuşmadığımız bey, şimdi neden böylesine heyecanlı bir durumda arayarak adrenalin dozunu arttırıyordu?! Heyecanımı yutkunarak geçirmeye çalışıyordum ki arama sonlandı ve heyecanım yerine hevesim kursağımda kaldı. Öylece kalakaldım ekran karşısında. Hemen ardından gelen minik mesaj heyecanım ayaklanacaktı ki mesajın içeriği onu öldürdü. 

Kırıldığım: Pardon, yanlışlıkla aradım. Rahatsız ettim...

Sondaki üç nokta neydi ya, her nokta arasındaki küfrü görebiliyordum resmen. Ne cevap verecektim buna? 

"Ne işin var burada?" Kafamı telefondan kaldırdığımda korktuğum şeylerin ilki başıma geldi. Yaratıcının kızları kıskandırmak için yarattığı harikulade görüntü Sun Young bana böcekmişim gibi bakıyordu. Onun güzel göz bebeklerinde bile çirkin görünüyordum Tanrı, Buda, Allah! Daha ne yapayım?!

Ağzımı açmama fırsat bırakmadan dili yeni kelimeler tükürdü suratıma doğru. "Beni kandıramadınız, şimdi de annesine mi oynuyorsunuz?" İnsanın iç güzelliği dışa vururmuş sözünü inkar etmek için mi doğdun kızım?! Telefonumu cebime geri yollarken konuştum. "Çok akıllısın Sun Young~shi." 

Eeee sonuç, manasına gelen bakışlarına denk geldiğimde devam ettim. "Ama bir o kadar da aptalsın." dediğimde dizilerin kötü kızlarının göt oldukları andaki gülümsemesini takındı. Mino bana kızar mıydı bilmiyorum ama durmayacaktım. Ve yeniden bilmiyorum bu iş bana düşüyor muydu ama anlatacaktım. 

"Mino'nun hareketlerini önceden sezecek kadar akıllısın ama onun duygularını çözemeyecek kadar aptalsın. Onun çaresizliğini göremiyor musun? Her şeyde kazanan Mino, konu sen oldun mu kaybeden oluyor." konuşmamı sürdürürken Sun Young'un bakışları ilk kez gururdan sıyrıldı. Sahiden dinlemeye başlamıştı beni. 

"Seninle olmak istese davranışların onun ruhunu boğuyor. Seninle olmasa senin yokluğunun boşluğu onu içine çekiyor. Diğer insanların korkutucu gördüğü ama gerçekte şapşal olan Mino bir tek senin adın geçince şaşırıyor. Kimliğini kaybediyor ve görünmez oluyor. Bunu ona yapmaya hakkın yok."  

Pekala, tam olarak onların ilişkisini bilmiyordum ama sarhoş Mino'nun anlattıklarını hatırlıyordum. Eh, biraz da aşk tecrübem ve bilgim vardı. "Ya onun sevgisine layık olacaksın ya da bir daha asla onun canını yakacak şekilde kafasını karıştırmalar yapmayacaksın." Birine böylesine emir vermek hoş değildi ama Mino'yu böyle derbeder ve çırpınırken görmeye alışık olmadığımdan eski halini görmek istiyordum. 

Ha birde sevgili rolüne son vermek...

Telefonum tekrardan sesler çıkarmaya başladığında onu cep yuvasından çıkardım. Mino mesaj atmıştı. 

Beşe BirBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin