Playlistteki video bu bölüm için hazırladığım, Taehyun videosu. İyi okumalar ^^
“Haydi haydi herkes kadeh kaldırsın, yeni yıla nasıl girersek öyle geçer.” Asla ve katiyen sarhoş olmayan cıvıltılı sesimi duyan bütün sınıf arkadaşlarım toplandığımız masaya yayılmış bardaklarını birbirine tokuşturdular ve herkes boğazlarını yakmaya hazır şekilde içkilerini yudumladı.
Bardağı dudağından uzaklaştıran herkesin içki veya bol asitli kola sonrası yanan boğazlarının işareti olan derinden gelen bir “Ahhh.” çektiler. Barın hareketli müziklerine karşılık kuduruk sınıf arkadaşlarım bu mutluluk kadehinden sonra dans pistine koşarken diğerleri, yani benim gibi üşengeçler koltuğa iyice yayılmışlardı.
Yanımdaki iki duble içkiyle sarhoş olan Min’e döndüm. “Ahtapot Sung Ja bugün de farkıma varmadı. Sınıfın en güzel kızını yollayıp bu yılbaşı eğlencesine çağırttırdım ama şerefsiz onu bile kabul etmedi. Kesin gay bu çocuk. AĞĞĞ!” Burnunu çekip duran Min'in minik omzuna yasladım başımı. Cidden gebertesim geliyordu bu ulaşılmaz çocuğu.
“Kendinden başka herkesi kullandın çocuğa ulaşmak için. Bir kerede sen git çocuğun ayağına kızım!” Yalpalayarak konuşmaya çalışan Min’in dilinden bi ben anlardım şuanda. Hoş normalde aşırı hızlı konuştuğundan o zamanda sadece ben anlardım ya neyse. Başımı kızın başına çarptırdım. “Sus! Senin düşüncelerini duymak istediğimi söylemedim.”
Tamam, böyle söyleyerek onun haklı olduğunu kabul etmiyorum gibi gözükmesin, tabi ki çok haklı ama napabilirim. Ben ona ilk adımı atamazdım, yani somut olarak. Dolaylı yoldan onlarca adım atmıştım zaten! Salak çocuk.
Sarhoşluğu yüzünden akmaya başlayan burun deliklerine peçete sıkıştırmış –ne ara yaptı bende bilmiyorum- ve telefonunu kurcalayan Min’in omzundaki başımın yerine çenemi koydum. Eskiden telefonunun ekran resminde Kang Seungyoon vardı şimdi B2ST grubunun ülkenin damadı lakaplı Dujun’u vardı.
Bu kız klasik Koreliydi işte. Bir sanatçının tek hatasıyla ondan kolayca vazgeçip başka birine yönelebiliyordu. “Ne oldu eski aşkını bıraktın da ülkenin damadına dadandın?” Bu sefer başıma vuran Min’in başı olmuştu. “Dujun her zaman kalbimin sahibiydi, sadece başka tatlılara da göz gezdiriyordum.” Başımı hı hım tabi anlamında salladıktan sonra kendimi Min’den uzaklaştırıp kırmızı koltukların yaslanmalık yerine yasladım. Dans eden insanlar üzerindeki parlayan renkli ışıklara odaklandım.
Seungyoon’un o konserdeki acı dolu çığlığı gitmiyordu bir türlü kulağımdan. O gece apar topar orayı terk etmişti, bazılarına göre sağlık problemleri olduğu için bazılarına göre zaten çıkmak istemediği bir konseri erken terk etmek için. Bundan sonraki birkaç konserinde da dayanamayıp sahneyi terk etti, yani takip ettiğimden değil, haberlerde gördüğüm için biliyorum.
Sonrada birden parlayan yıldızı aynı hızda söndü, şimdilerde pek hayranı yok. Sanki bir ay öncesindeki o gittikçe galaksiyi parlatan çocuğun şimdilerde odasını bile parlatamaz sönüklüğe geçişi çok uzak bir zaman dilimi gibi geliyordu.
Koltuğumdan kalktım ve tuvalete gideceğim yalanını uydurup bizimkilerin kaptığı köşeden uzaklaştım. Nedense suçlu hissediyormuşum gibi bir his doğuyordu içimde, Seungyoon’u düşününce. Ama bunda benim ne gibi bir suçum olabilirdi ki? Barmenden en sert içkiyi istedim ve hareketli müziğin beni ele geçirmesi için vücudumu serbest bıraktım. Tezgâhın kenarında durmuş hareketsiz vücudumu harekete geçirecek bir nota bekliyordum.
Aynı sarhoş olmayan bünyem gibi dansa kolayca uyum sağlayamayan bir bedenim vardı. Sert biri olduğum her hücreme kadar sinmişti. Barmenin uzattığı içkiyi alıp bizimkilerden ve dans pistinden uzak parlak ışıkların ulaşmaya çekindiği, loşluğun hâkim olduğu köşeye iliştim. Boş bir masaya geçerek bardağımı yudumlarken karşımdaki masalara göz gezdiriyordum.
Orta yaşlı ve zengin adamların vaktini eğlenceli kılmaya çalışan çıtkırıldım kızlar, arkadaşlarıyla güya eğlenmeye gelmiş gibi gözüken ama aslında yatak için uygun kişileri arayanlar… Tam karşımdaki masada –aslında sandalyemi ters çevirip tam masalara doğru oturduğumdan hepsi karşımda gibi bir şeydi- genç bir çocukla orta yaşlı ve zengin olduğu verdiği nefesten bile belli olan bir kadın vardı. Kadında, çocuk da gayet asil duruyorlardı, ya da çocuk daha da soğuk diyebilirim. Kadın kırmızı tırnaklarını çocuğun oval çenesinde gezdirirken çocukta kulağına kadar inen saçları arasından kadına bakıyordu.
Çocuğun yüzü sıradan bir Koreliye benzemiyordu, sanki özenle işlenmiş gibiydi. Kaşları sıradan değildi bir kere. Çocuğun dudakları hareket etti, ne dediğini okuyamamıştım. Uzun parmakları kadının belini kavradı ve kadını daha da yakınına çekti. Nedense kadını kıskanmıştım. Çocuk aşırı mükemmeldi. Ama şu tabloya bakılırsa zengin adamlara kendini pazarlayan kızlar gibi davranıyordu çocuk, tabi daha asil duran hali. “Fahişe yani.”diye mırıldanarak kendi düşüncemi kendime söyledim.
Çocuğun gözleri birden benimkilere kilitlendi. Yüzü hareket etmiyordu ama gözleri bendeydi. Birden etraf aşırı bir parlaklığa büründü. Gözlerimi kısmak zorunda kalmıştım, parlaklığın kaynağına bakıyordum; çocuğa.
Çocuğun her bir köşesinden parlaklık ve cazibe akıyordu, valla yanına gidip yalamak isteğimi zor bastırıyordum. İçimdeki ona ulaşma isteğini daha önce hiçbir şeyde hissetmemiştim. Ellerimi gözlerim önüne getirip fazla ışığı sanki engelleyecekmiş gibi davrandığımda parmaklarım arasından sızan ışık huzmelerine baktım, onlar bile insanın içine akıp gidiyordu. Sanki vücudumdan da ruhuma akıyordu bu çocuğun parlaklığı, içimde kayan şeyleri hissedebiliyordum.
Seungyoon’un gözlerine bakarken ki hissin aynısıydı bu. Devamı gelecek hissetmiştim ve işte oluyordu. Ellerimi çektiğimde çocuğun bütün yüzünün bana çevrildiğini hissettim.
Kaybol.
İçimde tanımadığım bir ses bana böyle sesleniyordu. Hayır gitmek istemiyordum ama… Mecburmuşum gibi hissediyordum. Gözlerimi sanki sökercesine zorlukla çocuktan ayırdığımda mekândaki herkesin bir saniyelik çocuğa baktığını gördüm, aynı benim gibi. Sora herkes donan zamanın çözülmesi gibi yaptığına geri döndü.
Ayağa kalktım ve bir daha dönüp çocuğa bakma cesaretinde bulunamadan, arkadaşlarıma haber vermeden hatta montumu bile almadan mekândan çıkıp karlı gecede, eğlencesi yarım kalmış evime doğru kayboldum.
Yeni yıl beni yalnız yakalayacaktı anlaşılan.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Beşe Bir
FantasiKorkusuz kimse, hiçbir şeyden korkmayan değil, korkusu üzerine giderek onu yenebilen kişidir.
