Gözlerimi acıtan ışığı yeni fark eden vücudum kendini ağır uykudan uyandırmaya çalışıyordu. Boynum ve sırtım ağrırken başım onlarla yarıştaymış gibi daha da şiddetli ağrıyordu. Parmak uçlarımı gözlerime bastırdım belki onları beynime yollarsam ölüp bu ağrıdan kurtulabilirdim.
Geceden beri karnımın üzerinde olan ağırlığın yerinde olmaması sebebiyle parmaklarını yüzüme vuran sabah güneşi engelleme için kullanırken gözlerimi araladım.
Evin dünkü götü başı dağıtma dağınıklığı hala duruyordu ama yerinde olmayan bir şey vardı, sarışın bir şey; Min gibi.
Dirseklerim üzerinde doğrulup geniş salona baktım. Dün gece heyecandan çıkarıp fırlattığı ayakkabısı hala çalışma masamın dibinde duruyordu. Gitmiş olamazdı. Boğazımın da susuzluktan yandığını daha da hissettirince kalkmanın iyi bir fikir olduğu kanısına vardım.
Musluğa ağzımı dayamak her zaman daha kolay geldiğinden yine aynı yolu seçtim. Su dudaklarımı bulup boğazımdan kayarken dudaklarım kenarından boynuma kayan sular da ateşimi söndürüyordu. Hem iç hem de dış soğutmalı.
Doğrulduğumda ensemde tuttuğum saçlarımdan çektim parmaklarımı ve ıslanmış çenemi elimin tersiyle sildim. Odama doğru ilerlerken telefonumu merak etmiştim. Dün bütün gün Jinwoo'dan haber gelmemişti. Olsun Seunghoon ile karşılaşmıştım, belki bugün ondan haber gelirdi.
"Ya da işimi başkalarına bırakmayıp üşengeç kıçımı harekete geçirmeliyim." diye söylenirken sade döşenmiş odama girdim. BİNGO!
Min tabi ki rahatına düşkün biri olarak dün beni yerde uyumaya terk edip buraya yatağıma gelmişti. Gülerek kapıya yaslandım ve onun küçük bir bebek gibi ince battaniyeme sarılıp uyumasını izledim.
Cehennem sıcaklarında bile bir şeye sarılmadan uyuyamayan biriydi ve ben ah... Bana dokunulmasından hoşlanmazdım, uyurken yani. Kafam dumanlı olduğu zamanlar harici, zaten o anlar pek de kendim gibi hissettiğim söylenemez.
Kendimde hissettiğim son enerji kırıntılarını da üzerime yapıştırdım ve koşarak yatağa atladım, tam Min'in üzerine. Tabi Min Young isimli tiz ses uzmanı, çığlık atarak yaşadığı şokun fiziksel hasarını benim kulaklarıma verdi.
Yüzümü Min'in boynuna bastırırken kahkalarım da onun sıcaktan hafif terlemiş tenine karışıyordu. Beni üzerinden atmaya çalışırken küfürleri kahkahamı bastırmıştı. En sevdiğim şeylerden biri; kendine yapılmamasını istemediğin şeyleri kızarken aşırı komik olan Min'e yap.
~~~
"Bugün de götünü devirip evde pinekleyecek misin?"
Mutfaktan seslendi Min, bugünü nasıl değerlendireceksin sorusunun Min tarafından değiştirilmiş haliydi.
"Götümle uğraşmayı keser misin artık, biz evdeyken gayet mutluyuz." dedim boş soju şişelerini elimdeki çöp poşete doldururken.
"Bence dışarı çıkmalısın, dışarı da hayat var. Sung Ja'ın da içinde bulunduğu." dediğinde sesi yakından geldiğinden arkama döndüm. Elinde kızartma kepçesiyle mutfak kapısına yaslanmıştı.
Elimdeki çöp poşetini kucağıma çekerek arkamdaki koltuğa bıraktım kendimi. Daha temizliğe yeni başlamıştım ama sanki on ev temizlemişim gibi yorgundum. "Bilmiyorum Min, sanırım başka işlerim var." cümlem daha dudaklarımdayken yaptığım aptallıkla yumruklarımı sıktım.
"WOW! Senin oturmaktan başka meşguliyetlerin olur muydu ya?" Min'in bu iğneli lafları sadece en yakınlarının tattığı bir şeydi, diğer insanlara karşı gayet nazikti. Hem az önceki söylediğimi unutması lazımdı.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Beşe Bir
FantasyKorkusuz kimse, hiçbir şeyden korkmayan değil, korkusu üzerine giderek onu yenebilen kişidir.
