Camları olmayan dekor gözlüğümü gözümden çıkardım ve zaten fazlaca kızarmış gözlerimin altlarında oluşacak morluklara masaj yapmaya başladım.
Bilgisayara her zamankinden daha fazla bakmıştım ve bu benim yeni rekorum oluyordu. Tam tamına on saattir bilgisayarın başındaydım.
Dünkü kaçırdığım randevumdan sonra ağlayarak kendimi yatağa atmış ve aşırı yorgun olduğum için hemen uykuya dalmıştım, saat sabaha karşı dört gibi uyanıp zil çalan karnımı susturmuş ve bir daha da uyku tutmayınca bilgisayarın başına geçip internette Seungyoon'u aratmıştım.
İtiraf etmeliyim ki dört sevimli resmini, biri seksi diğeri şirin olan iki gifini ve altı şarkısını da bilgisayarıma indirmiştim.
Saat üçe yaklaşırken pes etmiştim çünkü Seungyoon sanki yer yarılmış ve o meşhur gitarıyla birlikte oraya inmişti. Gerinerek sırtımdaki kemikleri kıtlatırken aklıma yeniden Sung Ja geldi.
Kaçırmıştım gül gibi çocuğu. Elimdeki süs gözlüğüne bakarak iç geçirdim. Kendimi mutlu ve dedektif gibi hissetmek için taktığım yuvarlak gözlüklerim bile işe yaramamıştı.
Hem Seungyoon hakkında şimdi ki zamandan bir şey bulamamıştım hemde dün uzun zamandır beklediğim bir anı kaçırmıştım.
Sahi gerçek miydi dünkü yaşadıklarım? Sadece akşam, yüzü gibi bebeksi davranmamak için kendini tutan -arada çılgınlıklar yapmadı değil- Jinwoo ile deniz kenarına olan ziyaretten bahsetmiyordum. Tüm günden bahsediyordum.
Sabah Jinwoo ile mekan çekimi sonra Sung Ja'ın bana aniden yakınlaşmaya çalışması, akşamında Jinwoo ile bilinçli şekilde deniz kenarına gitmemiz ama aslında gerçekten orada olmadığımızı fark etmemiz ve sonra Sung Ja'ı kolayca bulduğum gibi kolayca kaybetmem...
Şimdi hepsini düşününce fantastik bir dizinin bir bölümüymüş gibi gelen garip olaylar silsilesini bir günde yaşamıştım. Aklımı kaçırmamış olmama şaşıyordum.
Uyuşmuş bedenimi kendine getirmek için yavaşça yapıştığım sandalyeden kalktım ve içeri giren güneşin ısıttığı parkede yanan ayaklarımla mutfağa ilerledim.
Açıkmıştım. Beklenti içindeydim. Korkum azalırken merakım artıyordu ve yemek yapmak istemiyordum. Aslında hiçbir zaman yemek yapmak istememiştim, nefret ederdim yemek yapmaktan.
Bu yüzden buzdolabımı açtığınızda ev yemeği yerine bir sürü hazır yemek bulurdunuz. Dolaptan aldığım ramen paketini sıcak su doldurduğum tencereye boşaltım. Bu kadar yemek yapardım canım!
Onu orta ateşle başbaşa bırakırken bende sarjda olan telefonumun yanına gittim. Malum her an iş adamı Jinwoo'dan haber gelebilirdi.
Telefonumu elime almadan masanın üzerindeyken tuş kilidini açtım ve olmayan bildirimlerimin boşluğuna öylece baktım.
Saat öğlen üçe geliyordu ve hala Jinwoo'dan haber yoktu. Alt dudağım sarkma işlemlerine girişirken ekranda beliren Min'in mesajı bile beni gülümsetemedi.
"Bayan Chanel. Kakaotalkınızın o içler acısı durumu ne öyle? Sizden gelen sıradaki atar hangi şansızın yüzünü solduracak? kkk~ Mesajıma hemen cevap ver yoksa mezarda uyumak zorunda kalırsın."
İsmimin söylenişi Chanel markasının söylenişine benzediği için çoğu kişi beni bu şekilde çağırırdı ve bu takma adı ilk söyleyen tabi ki Min Young'tu.
Kakaotalk durumuma ne yazdığımı hatırlamak için uygulamaya girdim ve gerçekten de içler acısı olduğunu kabul ederek onu sildim ve yenisini yazdım.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Beşe Bir
FantasyKorkusuz kimse, hiçbir şeyden korkmayan değil, korkusu üzerine giderek onu yenebilen kişidir.
