Dış kapının pervazına yaslanmış Seunghoon ile sessizce bakışıyorduk. Seungyoon ararken onun Hoon versiyonunu bulmuş olmaktan mutluydum. En azından Yoon versiyonu kadar gıcık olmamıştım bu çocuğa.
Yıldızı sönmüş Seungyoon'dan neden haz etmiyordum bilmiyordum, fazla abartılıyor. Du, eksiden. Artık o parlak günleri mazide kalmış şimdi nerede olduğu bile bilinmiyordu.
Seunghoon'un gözlerinden daha geniş olan göz kapakları altındaki gözlerine bakarken Seungyoon hakkında düşünmek kötü hissettirmişti.
"Senden haber bekliyor olacağım." dedim ona farkında olarak baktığımda. Başka şeyler düşünerek değil, ona baktığımı bilerek dikkatle bakıyordum. Bana yardım etmesine fazlasıyla ihtiyacım vardı.
Seunghoon'un babasının eğlence şirketlerine personel temin eden hizmet şirketi vardı ve Kang Seungyoon'un şirketiyle iletişime geçme şansı olabileceğini söylemişti.
Umudum korkumun üzerine gitmeye başlamıştı. Sanırım içim bir savaşa hazırlanıyordu. Duyguların savaşı.
Başını salladıktan sonra "Şey. Numaranı verebilir misin? Lazı-"
Ah doğru, her zaman en önemli şeyi unutuyordum. Numaramın rakamlarını söyleyerek lafını kesmiştim.
Söylediğim numaraları cebinden çıkarttığı telefonuna kaydetti. O numaramı kaydederken onun hakkında öğrendiğim bilgileri Jinwoo'unkilerle karşılaştırmaya çalışıyordum.
İki genç arasındaki ortak noktaları bulabilirsem belki diğer çocuklar hakkında da bir kaç bilgi yakalayabilirdim.
Telefonu cebine koyuşunu görünce onun hüzünle karışık düşünceli yüzüne kaldırdım bakışlarımı.
Seunghoon kesinlikle yakın arkadaşı olmak isteyebileceğim birine benziyordu. Ona sarılıp teselli etmek istiyordum. Anne özlemini gayet iyi bilirdim.
Karşımda konuşmadan durup bana yardım dileyen gözlerle bakan çocukla fazla ortak noktam vardı.
Elimi bugün üçüncü kez çocuğun omzuna koyarak hafifçe sıktım. "Herşeyin cevabını bulacağız." dedim kendim bile inanmaya ihtiyaç duyarak.
"Herşeyin değil." dedi kendisine diyormuş gibi. Duymamazlıktan geldim. Gülümseyerek uzaklaştım bir kaç adım kapıdan.
"Artık komşuyuz. Bir şey olduğunda" etrafa bakındım, anlamıştı neyi kastettiğimi " bana gelmekten çekinme." diyerek cümlemi tamamladım.
O da gülümsedi.
Ve Seunghoon'un gülümsemesiyle tanışmış oldum. Kesinlikle iç ısıtan çocuksu bir gülümsemeydi.
Bütün dişleri bana gözükürken elmacık kemikleri iyice belirginlemiş onların yerine gözleri kaybolmuştu ufuk çizgisinde.
Bende gülümsedim. Gülümsemesi bulaşıcıydı.
"Hoşçakal." dedikten sonra geri çekilerek dış kapısını örtmeye başladı. Aynı kelimeyi bende ona söyledim ve elimi sallayarak geriye doğru yürüdüm.
Artık Seunghoon'un yerinde yeller eserken merdivenden birinin çıkma sesleriyle başımı o tarafa çevirdim.
Saçlarını sarıya boyatmış Min'di. Bu aralar sarı rengine takmıştı ki üzerindekiler de sarıydı. Hatta alışverişini bile poşetleri sarı olan marketten almıştı. Renk takıntısı vardı bu kızın.
Bakışlarım ellerindeki poşetlerdeyken o bana sesleniyordu. "Şefkat duygularımız karşılıklı değil galiba. Ben sana acıyım, yemek yapma diye alayım mamalar. Sen bön bön bak bana poşetlerle çebelleşirken." Gözlerimi devirdim.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Beşe Bir
FantasyKorkusuz kimse, hiçbir şeyden korkmayan değil, korkusu üzerine giderek onu yenebilen kişidir.
