Telefonumu evde şarja takılı unuttuğum için Jinwoo'ya falan haber verememiştim hatta işin kötü tarafı yarım saattir burda olduğum halde yeni yan komşum daha adını bile söylememişti.
Benim ve Jinwoo hakkında herşeyi didiklemiş ama kendinden hiç bahsetmemişti. Çocuk fazlaca akıllıydı ki önce karşısındaki tanımadan kendisi hakkında bilgi vermiyordu.
Peki ben salak mıydım da bildiğim her haltı o sordukça şıpır şıpır dökülüyordum.
"Peki senin gücün ne?" dedim o ayağa kalkarken, gitmesinden korkuyordum. Hoş artık burası onun eviydi, nereye gidebilirdi ki?
Benim bu lafım üzerine öyle bir gülmeye başladı ki kalktığı tekli deri koltuğa geri çökmek zorunda kaldı. "Güç mü? Güç! Bende! Hahahahah!!"
O karnını tutup delicesine gülerken ben koltuğumda geri yaslandım, tamam birazcık korkmaya başlamıştım bu garip çocuktan. Daha fazla bana gülmesine müsade edemezdim.
"Adını söyle bari." dedim bozulmuş tavırlarımla. Ne vardı ki güç dediysem. Güç değil miydi bu bahsettiklerimiz?
"Güç. Gerçekten komik bir kelime." Gülmesini kesmek için nefes aldı, hayır yani ne vardı ki bu kadar çok gülecek?!
"Bu sizdeki olağanüstü durumu ifade etmek için başka hangi kelimeyi kullanabilirdim ki?" dedim son kelimeyi uzatarak. Elimde olmadan aegyomsu tarz çıkmıştı sorum. Gerçekten meraklı ama gücenmiş bir çocuk gibi.
"Bela." dedi gülerken yatar pozisyona geçtiği koltukta düz oturmak için sırtını dikleştirirken. Az önceki gülmekten çizgi haline gelmiş gözlerinde şimdi farklı imâlar vardı. Güzel anlamlar barındıran imalardan değil.
Kaşlarımı anlamamış gibi çatmam üzerine "Senin güç diye bahsettiğin o şeyler bana beladan başka bir şey getirmedi."
Merak duygum tenime iğne batırıyordu sanki cevaplar o iğneleri benden uzaklaştıracak gibiydi.
"Boğuk sesler duymak nasıldır bilir miydin? Ya da bazı zamanlar rüzgarın içinden geçtiğini hissetmek?"
Hayır anormal olan hiçbir şeyi bilmezdim yaklaşık son yedi-sekiz ayı saymazsak. Bir kaç ay daha sabretsem doğuracaktım sanki ruhumda büyüyen endişeyi.
Başımı iki yana salladım. Bunun üzerine o kurumuş, susamış da olabilecek dudaklarını ıslattı.
"En kötüsü ise ne zaman geleceklerini bilememekti." Neyden bahsediyor olabilirdi ki? Aklıma bir şey geliyordu ama inanmak zor geliyordu.
Şu yaşadığın şeylere bir bak ondan sonra inanmak zor gelsin Chae, dedi iç sesim. Haklıydı.
"Ruhlar ya da hayaletler. Her nasıl diyorsan. Onları hisseder ve duyardım ama gördüğüm hiç olmamıştı." dedi yere bakarken. Bakışlarım suçlunun en küçük mimiğini takip eden dedektif gibi onun üzerindeydi.
Saçları alnını gölgeleyen genç, başını kaldırdı ve nefrete yakın kötü bir bakışla bana baktı. Açıkcası onun şiveli konuşmasını şu bakışlarına tercih ederdim.
"Senin yüzünden. Senle o bakışmayı yaşadığımız gece onları gördüm. Gördüm! Bana doğru geliyorlardı, hepsi mutsuz ve korkunçtu."
Opps! I did it again.
Yine birinin gücünü üst seviyeye çıkaran velet ben oluyordum. Jinwoo bu durumdan hoşnutken yeni komşum tam tersiydi.
"Benden sonra bir daha gördün mü onları? Şeyleri, hayale-"
"Anladık." Sitemkâr şekilde kesmişti sözümü. Gözlerini kapattı ve sanki hatırlamaya çalışıyor gibi kaşlarının ortasını kırıştırdı.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Beşe Bir
FantasyKorkusuz kimse, hiçbir şeyden korkmayan değil, korkusu üzerine giderek onu yenebilen kişidir.
