(Görseldeki Leyla)
Cenaze işlemleri sürüyordu. Nermin'in de Mustafa'nın da ayakta duracak halleri yoktu. Kuzey ve Çağatay bütün işlere koşturuyordu.
Gördüğü rüyanın etkisinden hala çıkamamıştı. Suratını ayırt edemediği dostunun, rüyasında ona gülümseyerek bakması, yakışıklılığı gözünün önünden gitmiyordu..
Kuzey'e anlattığında yine ağlıyorlardı... 1 gün sonra,
Ömer'in amcası ile Gassal'ın dediklerini dinliyorlardı. Mustafa sakinleştiricinin etkisindeydi ve Çako en zor görevi yapmak için işte oradaydı. Abdest alıp eline aldığı bir bez parçasıyla, arkadaşının donuk bedenini temizlemeye başladı.. abdest alıp, önündeki , minicik, buz gibi cılız bir bedene abdest aldırdı..
Şimdi daha iyi görüyordu dağılan bedeni. Göz yaşalarını tutmalıydı, bedene damlayacak herhangi bir damla, tekrar sar başa demekti. Ona son kez uzunca baktı. Canlı kanlı duran kardeşi öylece yatıyordu. Elleri ayakları, tanıdık, ama bir o kadar yabancı. Gitmesini engellemek için tuttuğu bileğine baktı. Şimdi daha inceydi bilekleri. İçindeki yakarışları dizginleyip, yıkama işlemini tamamladı ve bir adım geri çekildi. Öylece bakıyordu. Hala inanmıyordu. Gülüşü geldi gözünün önüne. Burda yatan o olamazdı. İnanmak istemiyordu. Ömer kapıdan girip gelse... var olan bir bedenin, yanında hissettiği ruhun şimdi dünyadan gitmesini izliyordu. Bir yok oluş...
Gassalla beraber dışarı çıktığında, yere çömeldi. Hıçkırıklarla ağlamaya başladı. Göz yaşını elinin tersiyle silip kafasını duvara yasladı. Gözlerini kapatıp, rüyasında ki Ömer'in o güzel yüzünü hatırlamaya çalışıyordu. Ömer'in amcası, Ali, göz yaşları içinde kendini bahçeye atmıştı. Kendini zar zor toparlayıp, yürüyen bir ölü gibi oda bahçeye çıktı.
Giray, Çetin, Arslan ve Kuzey oradaydı. Kuzey'e sıkıca sarıldı.
Tek kelime edemedi... bu duruma ne denir, hangi kelime yeterli gelebilirdi ki. Kıfayetsiz kaldı bütün cümleleri.
Cenaze arabası geldi, Çako arabada oturuyordu. Giray öndeki arabayı takip etti. Camii oldukça kalabalıktı. İsimlerini bilmediği fakat okulda aşina olduğu bir sürü yüz gördü. Ve işte öğretmenleride oradaydı. En ön safta yerini aldı. Mustafa sandalyede oturuyordu. Evladına veda ediyordu. Bu bir kabustu. Ona göre felaket bir ecel.. Yakarmak istiyordu. Tabuta sarılıp ağlamaya başlayınca, babanın ettiği bu feryat artık herkesin tutmakta zorlandığı göz yaşlarını salıvermesine sebep oldu.
"Doyamadım ! Oğlum sana doyamadım !" Çako dişlerini o kadar sıkıyordu ki, çenesi kırılacaktı adeta. Hoca geldi ve cenaze namazı başladı.
Hep bir ağızdan "helal olsun !" Bağırışıyla Çako yerden gözlerini kaldırdı. Yığılıp kalacaktı. Bu nasıl bir acıydı..
Defin işlemleri için, zincirlikuyu mezarlığına doğru yola çıkılacaktı. Mustafa taziyeleri zar zor kabul ediyordu. Çako'yu görünce kalkmak istedi. Kalkamıyordu. Kardeşleri koluna girip kaldırdı. Çako ona sıkıca sarıldı. Adam omuzlarında hıçkırıklarla ağlıyordu. Mustafa'nın düşmemesi için öyle sıkı sarılıyordu ki adama..
"Gitti Çağatay... " diyebildi.
Sarılarak kulağına fısıldadı Çako.
"Rüyama geldi.." dedi. Adam kendini geri çekip, kızarmış gözlerle Çako'ya baktı. Karşısındaki çocukta ağlıyordu.
"Nasıldı..." dedi adam yine hıçkırıklara boğularak.
"Çok güzeldi Mustafa amca... Gülümsüyordu. O kadar yakışıklıydı ki bakmaya doyamadım... Güçlü durmak zorundasın, seni bi yerlerden izliyor.."
ŞİMDİ OKUDUĞUN
ÇAKO
Chick-LitSevdiği çocuğun düşüncesizliğinden, birinin sohbet grubuna attığı saniyelik hatadan sonra şimdi kaosa dönen o fotoğraf, bir kızın hayatını kabusa çevirmeye yetecekti.. Çeşitli zorbalıklara daha fazla dayanamadı Asu... Tek kurtuluşu okulunu değiştir...
