Giray Alin ile görüşmesinin ardından işte oradaydı. Tek başına, kabullenmekte zorlandığı bebeğinin mezarı başında. Çiçeklerle donatmıştı, toprağını sevdi birazcık. Dizlerinin üstüne çömelip, affedilmeyi beklemeden özür diledi ondan. Ona layık olamadığı için... Şimdi ise geride kalan yaralı bir anneye, sevdiği kadına layık olabilmek için bir söz verdi. Ellerinin arasından kayıp gidişini izlemek onun için oldukça zor olmuştu zaten. Bu kızın değerini ondan iyisi bilemezdi. Onun kıymetini bilmek için ne kadar kötü şeyler yaşayıp yaşatsada, geri dönüp düzeltemezdi. Bu yüzden önüne bakmak zorundaydı.
2 hafta sonra, Alin'le telefonla görüşüp, onunla beraber bebeklerinin mezarı başına gelmişlerdi bile. Alin, minik mezarın başında göz yaşı dökerken, dönen rüzgar gülüne bakıyordu.
Öncesinde pek bir şey yapamasada, sonrasında çabalayan Giray'a kaydı gözleri.
"Sen mi yaptın bütün bunları..?" Diyebildi gözyaşlarını silerken. Giray belli belirsiz kafa salladı çünkü bebekleri gittikten sonra bu çabanın anlamsız olduğunu düşünüyordu.
Orada sessizce bir süre oturdular. Alin sevemediği bebeğinin toprağını severken, bu hayatın ve ona yaşattıklarını düşündü bir süre.
Tabi borçlu hisettiği Çağatay'ı da. Sevdiği adamdan göremediği güveni ve fedakarlığı onda görmüştü çünkü.
"Çağatay'a nasıl teşekkür edeceğimi bilemiyorum.. Bu süreçte çok şey yaptı bizim için.." diyebildi.
"Ona ne kadar kinlensem de sanırım haklısın. Amcasına çekmemiş. Hep cesurdu. Hep iyi bir kalbi vardı.." diyebildi Giray.
Çağatay, kendini iş yoğunluğuna vermeye çalışırken, sadece vakit öldürüyordu. Alin'le oynadığı oyun, başlamadan son bulmuş, en kötü senaryoyla başbaşa kalmıştı. Babası olmaya hazırlandığı bebeğin vedasına..
Fakat bu oyunun bir şekilde son bulduğunu ailelerine anlatmaları lazımdı. Bu işi de Alin halletti. Bu acı kayıptan sonra, artık herkesin kendi yoluna bakması gerektiğini açıklamıştı ailesine.
"Bu ikimiz içinde en iyisi.." diyebilmişti boğazı düğüm düğüm olurken. Bu süreçte ne Mathilda ne de Müjgan onu yalnız bırakmamıştı tabi ki. Kartal ve Arslan'da Çağatay'ın yanında olduklarını hissettirmişlerdi. Fakat Alin için, dinginleştiği tek yer Giray'ın yanıydı. Çünkü bü bebek ikisinden bir parçaydı, kimse gerçeği bilemesede.. ona zaman tanıyacaktı.
Alin Giray'ı affetmiyordu elbet. Bu çok zor bir şeydi hele ki bu kayıptan sonra. Ama ona inanıyordu. Ne kadar acı çektiğine, bu kayıba ne kadar üzüldüğüne. İkisininde ortak acısıydı bu ve birbirlerine teselli olabiliyorlardı. Giray'ın onu sarmalaması bile Alin'i hafifletiyordu. Ne kadar kabullenmek istemesede, en kötü durumda işte şimdi göğüs geriyordu bu acıya Giray. İlk kararından sonra pişmanlığını da biliyordu. Alin'e yaptığı teklif, her şeyi bırakıp uzak bir yere gidip onlara sahip çıkma isteği. İşte bu yüzden Alin'in ona karşı olan öfkesi uçup gitmişti. Çünkü evlat acısı öyle bir acıydı ki, başka hiçbir duygunun, bu acı karşısında şansı kalmıyordu. Bu acıyı kabullenip çekmekte, her yiğidin harcı değil diye düşünüyordu. İşte bu yüzden, Giray'a olan bütün duvarları yavaş yavaş çöküyordu. Ne kadar inkar etsede ona ihtiyacı vardı.
Bu görüşmeşer daha da sıklaştı. Giray gerçekten elinden geleni yapıyordu. Bazen beraber düşünüp ağlıyorlar, bu yasın üstesinden gelmeye çalışıyorlardı. Çağatay'ında dediği gibi, ancak bunu kabullenirse atlatabilirdi.
Tam 2 ay sonra, Kemal'in yemek masasında söylediği şeyle aklında binbir düşünce dolaşmaya başlamıştı Alin'in.
"Tekin ölmüş..." diyebildi Kemal. Mathilda ve Alin Öylece bakakalmıştı. Senelerce haber alamadıkları kişinin ölüm haberini duymuşlardı şimdi. Gerçekten dedikleri gibi, kötü haber tez yayılmıştı
ŞİMDİ OKUDUĞUN
ÇAKO
ChickLitSevdiği çocuğun düşüncesizliğinden, birinin sohbet grubuna attığı saniyelik hatadan sonra şimdi kaosa dönen o fotoğraf, bir kızın hayatını kabusa çevirmeye yetecekti.. Çeşitli zorbalıklara daha fazla dayanamadı Asu... Tek kurtuluşu okulunu değiştir...
