Bu ukalalık nereden geliyordu bilmiyordum. Böyle yaparak ne yapmaya çalışıyordu bilmiyordum. Bildiğim sadece bir şey vardı; ona aşırı derecede kıl olduğum.
Günün, derslerden bana kalan tarafını Kübra ile delicesine Her an kalkıp birbirimizi dövecekmişiz gibi bakmayla ve bizimkilerin esprileriyle geçirdim.
Son dersin dramından kurtulduğumuzun habercisi olan zil beni yarı uykudan uyandırmak için yeterli bir güçteydi. Öğretmenin henüz dersi bitirmedini aldırış etmeden çantamı omuzlarına geçirdim. Tam ayağa kalkacakken öğretmende dersi bitirmişti zaten. Burcuların oturduğu tarafa doğru 'iyi akşamlar' deyip kapıdan dışarıya çıkmak için hareket ettim beni durduran bir çift el ile ellerin sahibine doğru döndürdüm bedenimi. Bana sinirli gözlerle bakan bir çift göz gördüm tam karşımda bu gözlerin sahibi de tabiki Kübraydı.
Gözlerimi devirmemek için kendimle savaşa girmiştim adeta."Yine zoruna giden bir şeyler mi yaptım yoksa?" Sinirlerini okşuyordum ve bu da benim hoşuma gidiyordu. Çenesi kasılması görebiliyorum bunu çok geçmeden cevap verdi.
"Sen çok olmadın mı sencede?" Dedi sadece. Kendini tutuyordu. Peki ama neden? Bir başkası olsaydı çoktan bin parçaya ayırmaz mıydı beni? Heh. Tabi bu da Caner'in anlatımıydı.
"Yok bence çok olmama daha çok var. Peki sen her zaman karşıma böyle çıkarak çok olmadı mı Kübracım?" Adeta gözlerinden kan fışkıracakmış gibi gözüküyordu ama cevabı da pek gecikmedi.
"Sen daha çok 'Çoklar' göreceksin" Kendinden fazlasıyla emindi. Bu da beni çok şaşırtmıştı.
"E görelim o zaman." Cevabını beklemeden kapıdan dışarıya çıktım. Geriye baktığımda arkası bana dönük bir şekilde elini yumruk yapıp masaya hafifçe vurduğunu gördüm. Harika. Demek ki birilerini sinir edebiliyormuşum.
Hızlı adımlarla eve doğru ilerledim. İçimde tuhaf bir korku vardı annemin anlattıklarından sonra sanki her an birisi çıkıp beni kaçıracakmış gibi hissediyordum. Kısa bir süre sonra eve vardığımda direk odama çıktım. Üstüme rahat bir şeyler geçirdikten sonra banyoya ilerleyip elimi yüzümü yıkadım. Odama geçip yatacaktım ki Mehtap abla yemek yemem için beni aşağıya çağırdı. Tekrar toparlanıp merdivenlerden aşağıya doğru inmeye başladım. Mutfağa girdiğimde özenle hazırlanan yemekler, masanın süslenmiş hali, masanın orta yerinde bir çiçek. Bu da neyin nesiydi böyle?
"İyi de mehtap abla sadece sen ve ben yiyecektik ne bu süslemeler? Görende kaynananım sanacak." Mehtap abla bana doğru döndüğünde üstten aşağı beni süzerek yüzünü buruşturdu. Bende onunla beraber üstümde ne olduğuna bakarken hiçbir şeyin olmadığını fark edince."Aaa yeter. Ne oldu Mehtap abla anlatacak mısın?"
"Sana demediler mi?" Neden bahsediyordu? "Dememişlerse bir bildikleri var demek ki. Akşama özel bir yemek var gidip güzel şeyler giysen iyi olur." Soru soracaktım ama Mehtap ablanın bakışları 'Ne soru istiyorum ne de itiraz' der gibiydi.
Mecbur kalarak tekrar merdivenlerden yukarıya doğru ilerledim ve odama girdim. Dolabımı karşısına geçtim ve deri eteğimi çıkarıp üstüne beyaz üzerinde pembe turuncu çiçekleri olan bir sıfır kol gömlek giydim ve ayaklarıma da toz pembe bir babet geçirdim. Hazır olduğumda odamın kapısına doğru ilerledim o sırada da kapı çalmıştı. Ben merdivenlerden aşağı inerken Mehtap abla da o sırada kapıyı açtı. Karşımda duran tablo karşısında merdivenlerde öylece kaldım. Neydi bu? Annemin yanındaki adamda kimdi? Pek adam denilecek yaşta değildi hatta benle yaşıt gibiydi. Peki bunun annemin yanında ne işi vardı?
Beynim yavaş yavaş içinde biriken buzları eritirken yürümeye devam ettim. Neden hiç kimse bana bir şey demiyordu? Annemin yanına gittiğimde bana nazikçe güldü. Bu neyin gülüşüydü? Az sonra bir şey olacak ve bana girecek olan şeyin 'iyi girmeler' piç sımaylisi miydi bu?
ŞİMDİ OKUDUĞUN
KARANLIK TEKLİF
Ficção Adolescenteİçi serseri, eğlenmeye düşkün erkek dolu okulda tek saf kız olan Defne. Hikayenin beyaz kahramanı. Yaşadıklarından dolayı hasta numarası yapıp okula gitmeyi erteliyor. Peki bu ne kadar sürebilir? Başladığı yeni okulunda işler eski okulundan d...
