Mirza ile bir kafeye gelmiştik. Yol boyunca ağzımdan laf almaya çalışmıştı ama insanın sevdiği kişi başkasının olunca konuşası gelmiyordu. Ben mekandan ayrıldıktan sonra ne oldu bilmiyorum ve bilmekte istemiyorum açıkçası. Kafeye giriş yaptığımızda boş olan tek masaya oturmuştuk. Kahvenin hakim olduğu, küçük bir mekandı. Yemeklerimiz gelmişti ama hiç yiyesim yoktu. Mirza tabağımla oynadığımı anlamış olacak ki söze girmişti.
"Yemeğinle oynamayı bırak ve ye bence" Merak etmiştim kendisi hiç sonsuz bir karanlıkta kalmış gibi hissetmiş miydi, bir daha asla gündüzü yaşayamamak gibi...Kafandaki tüm seslerin konuşması ama kendinin tek kelime edememesi gibi ya da. İnsanların konuşması senin duyamaman gibi, idam edilecekken gereksizce son isteğin var mı diye sorulması gibi. Baran bana bunları hissettiren kişiydi. Güneşim oydu ama bana ait değildi, sesim sadece ona aitti, kulaklarım sadece onu duyuyordu, son isteğimi bana soran ama arkasından umurunda olmadan ayağımın altındaki tabureyi tekmeleyen kişiydi.
"Sen hiç sevdiğin kişiye asla kavuşamadan sonsuza kadar kaybettin mi Mirza" Sorumun ardından yüzünde kırık bir tebessüm belirdi.
"İnan kavuştuktan sonra kaybetmek çok daha zor oldu" Anlamaz bakışlarımla ona bakıyordum. Ne dediğini anlamıştım ama şimdi hikayesini merak ediyordum.
"Ne demek istiyorsun"
"Bende sevdim imkansız birini..." derince yutkunmuştu ve derin bir nefes almıştı "...Ama kaybettim onu hem de sonsuza dek"
"Öldü mü yani" Sorumun cevabından ben bile korkuyordum aslında çünkü kimse yaşadıklarımı yaşasın istemezdim.
"Ölmedi ama benim için bir ölüden farksız" Daha fazla bu konu hakkında konuşmak istemediğini söyleyip yemeğini yemişti. Bende yemeye çalıştım ne kadar istemesem de açlıktan bayılmama gerek yoktu. Mirza beni eve kadar arabasıyla getirmişti, numarasını almıştım. Hiç istemeyerek bahçeden içeri girip kapının önüne geldim ve kapıyı çalmaya başladım. Ablam üzerinde gecelikleriyle karşımda duruyordu. İlk önce anlamasam da arkasından bana "Neden eve geldin sen" diye sorduğunda anlamıştım. Bende Arel Bozdağ isem size bu geceyi asla yaşatmam amına koyayım. Ablamı iterek içeri geçerken söylenmeye başladım.
"Ne zamandan beri evime gelmek için izin istemem gerekiyor" Sesleri duyan sevdiğim de aşağıya gelmişti. Sinirli sinirli bana bakıyorlardı. Bense iyice keyiflenerek koltuğa yayıldım ve elime aldığım kumandayla boş boş kanalları gezmeye başladım.
"Abla çay koysana eniştemle şöyle karşılıklı içelim" Söylediğim şeyle ablam kıpkırmızı olmuştu. Gülümseyerek Barana baktığımda ablama kaş göz yapıyordu. Cansu mutfağa geçince hemen bana döndürdü kahvelerini. Dişlerini sıktığını anlayabiliyordum.
"Sen ne yaptığını sanıyorsun, bugün engel oldun diyelim ileride ne olacak ben sevgili eşime dokunmayacak mıyım sence" Koltukta iyice dibine girdim ve kulağına yaklaşıp fısıldadım.
"O gün geldiğinde sadece benim bedenimi isteyeceksin Baran" bedeni kasılmıştı beni ne itiyordu ne de hareket ediyordu sadece öylece durmuştu. Mutfak kapısına bakıp ablamı kontrol ettikten sonra ellerimi saçlarına atıp çektim ve yüz yüze gelmemizi sağladım.
"Bana karşı koyamayacaksın" hemen arkasından dudaklarımı onun dudaklarına bastırdım. Sadece bir ya da iki saniye sürdü ama mutfaktan gelen sesle hemen beni itmişti.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
ORMAN YANGINLARI
FanfictionAblamın evleneceği erkeğe deli gibi aşık olmamla başladı hikayemiz
