Hastaneden çıkışımın üzerinden iki hafta geçmişti, ben ne kadar istemesem bile annemler ile İzmir'e dönmüştüm. Aslında planlarım arasında zaten buraya dönüp kafa dinlemek vardı ama ailemle kalmak yoktu. Çocukluk arkadaşımın kafesinde çalışıyordum, tek amacım kafamı dağıtmaktı.
Ben masalara servis yaparken telefon melodim yankılandı kafede. Elime alıp baktığımda kalbimi titreten ismini gördüm. Buraya geldiğimden beri sürekli beni arar olmuştu. Kıymete bindik her halde amk. Aramasını reddedip telefonumu cebime koydum ve işime döndüm.
Yeni servisleri almak için mutfağa girdim. Birinin kolunu omzumda hissettiğimde kafamı çevirmiştim. Mete gülümseyerek bana bakıyordu. "İşler nasıl sarışın bomba" kolunu omzumdan itip, sinirle ona baktım. Kafe şerefsizindi ama beyefendi karı kızla sürtmekten buraya uğramıyordu bile. Sözde daha çok vakit geçirelim diye beni işe almıştı hain.
"Senle konuşmuyorum oğlum ben defol" bilmiş bilmiş yüzüme bakıyordu. "Mekanın sahibi biziz aslanım o ne olacak" güzel arkadaşlar edindim, hepsi piç çıktı.
"Al mekanını götüne sok" gülüp kasanın olduğu bölüme gitmişti. Mutfaktan siparişleri alıp servis yapacakken kafenin kapısından gelen sesle gözlerim oraya gitmişti. Gördüğüm yüz tüm ruhumu ele geçirirken bedenime hükmediyordu. Elimdeki tabaklar düşmesin diye sıkıca kavradım. Derin derin nefes al Arel, sakin ol salak.
Ne kadar zorlansam da gözlerimi yüzünden çektim ve siparişleri isteyen masaya bıraktım. Biraz uzaklaşmıştım ki bileğimi kavrayan tenini hissettim. Burnuma dolan kokusu haftalar sonra nefes aldığımı hatırlatmıştı. Kalbim ne kadar dönüp ona sımsıkı sarılmak istese bile mantığım bana izin vermiyordu.
Yavaşça önüme dönüp gözlerimi siyahlarına diktim. Onu özlemek bile bana mutluluk veriyordu oysa. Aklımda onlarca soru vardı mesela neden buradaydı, beni nasıl bulmuştu.
Konuşmuyordu sadece yüzümü izliyordu. Bileğimi elinden çektiğimde kendine gelmişti sanki. "Konuşabilir miyiz" sesi bile çok güzeldi. Adamın her bokuna köpek gibi aşık olmuşum anasını satayım.
"Çalışıyorum" yüzünü kafeye çevirip incelemeye başladı. "Fazla kalabalık değil, izin alabilirsin bence" izin almama bile gerek yoktu aslında Mete asla bunu dert etmezdi. Ne demişler insanlar konuşa konuşa, bu yüzden kafamı onaylar biçimde salladım.
Boş masalardan birine oturduğumda o da karşıma oturmuştu, ellerini masanın üzerinde birleştirmiş gözleri bendeydi. "Konuş" sesimi soğuk çıkarmaya çalışıyordum ama ne kadar başarılı olduğum ona kalmış.
"Geri dönmeyecek misin" sesi çok yumuşaktı, elbette döneceğim ablamla çözmem gereken bir meselem var. "Bilmiyorum, karar vermedim daha" ne söyleyecekti bilmiyordum ama kalbim hızlanmaya başlamıştı bile.
"Benle dön" nefesim boğazıma takılırken titreyen ellerimi masanın altına koydum.
"Arel, biliyorum ablan hamile olduğu için böyle yapıyorsun ama ben sensiz yapamıyorum" söylediği şeyden sonra bilincim kapanmıştı sanki, şokla büyüyen gözlerim ile ona bakarken bana gülümsüyordu. Amacı beni öldürmek mi bu adamın.
"Baran" ağzımdan sadece ismi dökülmüştü oysa ne kadar çok söylemek istediğim şey vardı ona karşı. "Arelim" öleceksem bugün öleyim lütfen.
Yanımdaki sandalye çekildiğinde Mete oturmuştu. Kimseyi görmüyordum içimde tarifi imkansız bir sevinç vardı. "İşinde ilk haftan ama hemen kaytarmışsın" duyduğum sesle yan tarafıma dönmüştüm. Tam zamanında geldin geri zekalı belki şurada bir aşk itirafı alacaktım.
"Eee beni tanıştırmayacak mısın" ben bununla neden arkadaştım ki. "Baran, kendisi eniştem olur ve arkadaşım Mete" ona enişte demekten nefret etsem bile sevgilim diye tanıtamayacağıma göre.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
ORMAN YANGINLARI
FanfictionAblamın evleneceği erkeğe deli gibi aşık olmamla başladı hikayemiz
