Kabinde kendimi sakinleştirmiştim, başka bir şey denemeye hevesim kalmadığı için direk lacivert takımı kasaya götürmüştüm. Kimseyle konuşmak dahi istemiyordum. Sağım solum belli değildi artık, kendimi tanıyamıyordum. Koltukta oturmuş etrafımdaki karmaşayı izliyordum. Annemler çok heyecanlıydı biricik kızları evleneceği için acaba oğullarının onların deyimiyle ibne olduğunu öğrenseler bu kadar heyecan yapabilirler miydi.
"Oğlum bizim otelde ablanın gelinliğini unutmuşlar senle enişten gidip alsanız ha" eniştem (!) ve ben kalkıp arabasına binmiştik. Şimdi otele doğru sürüyordu ama çıt dahi çıkmıyordu ikimizden de. Başımı arabanın camına yasladım ve gözlerimi kapattım. Arabanın beni sarsması hoşuma gidiyordu, kafamın cama saniyede bir çarpması gibi. Ne kadar zaman geçti bilmiyordum ama araba durmuştu, kafamı kaldırıp baktığımda ise dağ evi gibi bir yerdeydik. Anlamaz ifademle etrafa bakarken ne olduğunu anlamaya çalışıyordum.
"İn arabadan" korkuyla yüzüne baktım beni bu ıssız yerde bırakıp gitmesinde korkuyordum.
"Neden buraya geldik" sorduğum şeyle gülmüş ve arabadan inmişti bende peşinden indim. Baran evin kapısını açıyordu. Birlikte içeriye girince kendini koltuğa atmıştı.
"Baran biz buraya neden geldik dedim" başını arkaya atmış, gözlerini de kapatmıştı. Yüzünü sesimi çıkarmadan ömrüm boyunca izleyebilirdim. "Otur" dediği şeyi yapıp yanına oturmuştum. Zaman geçiyordu ama o hala susuyordu. Çok pişmandım ona söz verdikten sonra onu öptüğüm için, güvenini boşa çıkarmıştım şimdi. "Özür dilerim" varlığımı unuttuğu için irkilmişti, yavaşça doğrulup yüzüme bakmaya başladı. Beni inceliyordu sanki arkamı görebilecekmiş gibi derin bakıyordu.
"Neden özür diliyorsun ki, sözünü tutamadığın için mi, ablana ihanet ettiğin için mi, ibne olduğun için mi" söylediği tüm şeyler zaten parçaladığı kalbimi öldürmek istiyordu. "Ben sizin deyiminizle ibne olduğum için asla özür dilemem söylediklerine dikkat et" afallamış yüzüyle bana bakıyordu. Onunla böyle konuşmamı beklemiyordu. Tüm sinirlerim bir anda bozulmuştu, öfke kontrolü yaşayacak seviyedeydim. Yaşadıklarım ve yarın ablamın düğününün olması beni son noktaya getirmişti. Sinirle ayağa kalktım ve saçlarımı yolmaya başladım.
"Ben seçmedim tamam mı sana aşık olmayı ben seçmedim, seçseydim bir kızı seçerdim emin ol bu kadar acı vereceğini bilseydim" sessizce fısıldıyordum. "Ben istemedim sana aşık olsun, seni görünce deli gibi çarpsın İSTEMEDİM" bağırmamla ayağa kalkmıştı o da bu sefer gözlerime alayla değil endişeyle bakıyordu.
"Arel sakin ol, otur konuşalım" dediği her şey zehirliydi şu an bana. "SAKİN OL HA SAKİN OL, SEN BENİM YAŞADIKLARIMI YAŞA SONRA SAKİN KAL TAMAM MI" boğazım acıyordu artık ama sakinleşemiyordum, küçüklüğümden beri sinir krizlerim vardı. Baran bana doğru gelip ellerimi tuttu ve saçlarımdan ayırdı yavaşça, gözlerime bakıyordu, çok derindi. Hem böyle bakım hem de nasıl kalbimi paramparça edersin ha. Kendimi sakinleştirmek için gözlerimi kapattım, derin nefesler alıp on'a kadar saymaya başladım. "Özür dilerim" bu sefer pişman olan oydu. Gözlerimi açtığımda birden bana sarılmasıyla tekrar kapattım. Benim en büyük sakinleştiricim onun kokusuydu aslında.
"Biliyor musun kokun beni sakinleştiriyor, sanki huzurumun kokusu gibi" dediğim şeyle bedeni kasılmıştı ama bana sarılmaya devam etti. Yavaşça benden ayrılmıştı. "Sinir krizlerin hep oluyor mu yoksa bana mı özeldi" söylediği şeyle gülmüştüm ve o da gülüyordu şimdi.
"Baran sen hep gülsene" hemen gülümsemesini saklamıştı benden. Bir kere beni mutlu etmeyi seçmemişti. "Küçüklüğümden beri oluyor" ne dediğimi anlamamış bakıyordu "Sinir krizlerim" anlamış gibi kafasını aşağı yukarı salladı. Bir süre sonra koltuğa oturmuştuk, bana döndü ve "Kokum sakinleştiriyorsa sinirlenince sarılabilirsin" afallamıştım, tüm şok olmuş ifademle ona bakıyordum. Birden telefonum çalınca irkilmiştim. Esra arıyordu.
"Arel neredesiniz siz herkes sizi bekliyor"
"Şey biz geliriz birazdan galiba" yerinden kalkıp başka yere geçiyordu büyük ihtimalle
"Çifte kumrularım siz gelmeyin ben burayı idare ederim tamam mı, abime de söylersin" telefonu kapatmadan içeriye doğru "Araba bozulmuş ya bizim kayıplar bu gece yok" dediğini duymuştum.
"Eee ne dediler"
"Orda kalın dedi ama gidebiliriz sen nasıl istersen" düşünüyordu şimdi.
"Burada kalalım sabah otelden gelinliği alır geçeriz" kafamı uysal uysal sallamıştım çünkü aniden uyku çökmüştü bedenime. "Nerede uyuyacağım peki ben" ayağa kalkmıştı salondan çıkıp hemen yan odaya gelmiştik, odada ise tek kişilik bir yatak vardı. "Tek oda ve tek yatak var"
Yüzüne bakınca ciddi olduğunu anlamıştım "Nasıl yani aynı yatakta mı"
"Evet burada sorun yaratması gereken benim unutma" cevap vermemiştim ona yavaşça gidip yatağa uzandım o da yanıma uzanmıştı ama yatak çok dar olduğu için sığamıyorduk. "Yan dönersek sığarız" dediğim şeyle yan dönmüştük şimdi ise tek hissettiğim boynumdaki nefesiydi. Sanki kokumu almaya çalışıyordu. "Ben ne kokuyorum Arel"
"Orman, tüm ağaçların, bitkilerin karışımı gibi" tekrar beni kokladığını hissediyordum
"Sen ne kokuyorsun biliyor musun" bilmiyordum çünkü kimse söylememişti bana "Hayır" dedim sadece.
"Bir gün söylerim belki" yüzümdeki ufak tebessümle uykuya dalmıştım....
ŞİMDİ OKUDUĞUN
ORMAN YANGINLARI
FanfictionAblamın evleneceği erkeğe deli gibi aşık olmamla başladı hikayemiz
