İnstagramdan beni takip edenler biraz biliyor. Hayatımın en ağır günlerini geçiriyorum sanırım. Ne zaman toparlanmaya çalışsam her şey daha da sarpa sarıyor, daha da kötüleşiyor. Tüm bunlar nasıl geçecek bilmiyorum ama umarım bir an önce geçer.
Umarım sizin de hayatınızda kötü giden ne varsa bir an önce kurtulursunuz.
Seviliyorsunuz 💜
Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.
~
"Ben çıkıyorum canımın içi."
Kahvaltı masasından kalkıp annemin yanağına usulca bir öpücük kondurdum ve portmantoya ilerledim.
"Allah'a emanet ol kuzum."
Kabanımı giyip atkımı boynuma doladığım sırada yanıma gelmişti annem. Belli etmemeye çalıştığının farkındaydım ama artık hastalığı hususunda bilgi sahibiydim ve iki adımın ona bıraktığı emareleri görebiliyordum. Bu zamana kadar nasıl olmuştu da fark edememiştim?
Ayakkabılarımı giydikten sonra ona dönüp sıkıca sarıldım ve evden çıktım. Apartmanın kapısından çıkıp, evden uzaklaşana kadar sürdürebildim ancak gülümsememi. Çünkü ardımdan beni izlediğini biliyordum.
Otobüs durağına geldiğimde dudaklarım daha fazla dayanamayarak aşağı doğru bükülmüştü. Gözyaşlarımın göz pınarlarımda taşmasına izin vermek istemez gibi ilk kez fazla beklemeden otobüsün geldiğine şahit olmuştum. Belki de gideceğim yer başka olduğu içindi, kim bilir.
Annemin hastalığını öğreneli bir hafta oluyordu. Bu bir haftada doktor doktor gezmiş, annemin neler yemesi ve yememesi, nasıl hareket etmesi gerektiğini, öğrenebileceğim her şeyi öğrenmiştim. Günler daha da kısalmış, soğuklar daha da keskinleşmişti sanki. Zaman dar gelmeye başlamıştı. Annem gün geçtikçe güçten düşüyor gibiydi. Ya da ben bu kadar kötü olduğunu yeni fark ediyordum, emin değilim. En önemlisi ise bir tane dahi iyi bir doktor bulamamıştım. Her birinin dudaklarının arasından duymak istemediğim olumsuz sözler çıkmış ve bir bir canıma batmıştı. Donuk çıkan sözler hiç umursamamıştı canımın ne kadar acıdığını.
İş hayatımsa karmakarışıktır. Aklım sürekli annemde olduğu için çocuklarıma eski neşemi ve enerjimi veremiyordum. Okulda bir çok öğretmenin, hatta Levent Beyin bile dikkatini çekmişti bu hallerim. Ben ki sabahları karşılaştığım herkese günaydın dileklerimi sunar, çocuklarımla eğlenmeyi, gülmeyi çok sever, onları sıkıca sarıp sarmalardım. Fakat bir haftadır bunları yapamıyordum. Dalgın bir insan olmuştum. Bana sesleneni duymaz olmuş, ablaları Zeynep'e bırakmış gibiydim öğretmenliğimi. Eski halime dönmek için büyük bir çaba sarf ediyordum. Yine de aklım hep annemde, ona bir şey olacak korkusu içten içe beni yiyip bitiriyordu.
İşte tam da bu nedenle yıllardır yüzünü dahi görmediğim, adını sanını sildiğim, öldü bildiğim babamın kapısındaydım.
Koca binaya yerleştirilmiş amblemle birlikte SAKRA yazısını gördüğümde ellerim çoktan yumruk olmuş, kabanımın eteklerini sıkı sıkı kavramıştı. Boğazım düğüm düğümdü. Defalarca okudum bu adı. Değişen amblemde gezindi gözlerim. Sonunda derin bir nefes aldım ve harekete geçtim.