Bölüm Otuz Üç

9.5K 375 43
                                        

Merhaba nasılsınız?

Mendiller hazıır mı?

Yorum yapmayı unutmayın lütfen!!!

İnstagram; blackmavi.ms

Keyifli okumalar ^^

Seviliyorsunuz 💜

~

Zaman benim acıma tüm saygısızlığını kullanarak geçti. Akrep ve yelkovan bir oldular. Vakit geçtikçe bende olan ne varsa aldılar, tek şeyi bıraktılar. Acı değil, sıkıntı değil, dert değil, üzüntü de değil, mutsuzluk hiç değil; ıstırap.

Gözlerimi kapatıp açma saniyesinde bir tek ıstırap benimle kaldı. Vücudumda her bir hücre ağrıyla kıvrandı. Ruhum kendini tırmaladı. Tırnaklarının geçtiği yerler kanadı. Kanlar iliklerime aktı.

"Anne! Anneciğim... Neden gittin anne?"

Gözyaşlarım bilinçsizce taşıyordu gözlerimden. Sanki bir refleks göstermişti bedenim çektiği ağrıya karşın. Sanırım çöküyorum. Fakat ben her zaman toparlardım. Annemin olduğu her zaman. Ama artık annem yoktu.

Annem gitti. Benim için gerçek ağlayanım, nefesim, ömrüm gitti. Dinlenmek için durduğum durağım, darda yetişen elim gitti. Canımın en içi gitti. Şu dağlanmış yüreğimde çocuk kalan yerim gitti. Bir gece, ansızın annemle beraber her şeyim gitti.

Çok yoruldum. Her şey ne zaman ters gitmeye başladı bilmiyorum. Gözlerimi açık tuttuğum her an işkence gibi gelmeye başladı. Odanın kimsesiz soğuğu ince ince ısırdı bedenimi. Gözyaşlarımın içinde kapattım gözlerimi.

Ne kadar süre geçti bilmiyorum. Zaman kavramını çoktan kaybetmiştim. Ne zamandır uyuduğumun ya da ne zaman uyanık olduğumun farkında olmadığım bir anda bir gürültü işitti kulaklarım. Her şey bulanıktı. Zihnim yarı açık yarı kapalıydı. Ev o kadar sessizdi ki koşuşturma seslerini çok rahat duyabiliyordum. Biri ince diğeri kalın iki ses sürekli adımı sesleniyordu. Tepki veremedim. Bakışlarım perdeleri çekili pencerede kaldı. Her akşam benim kapattığım ve her sabah annemin açtığı perdelerde.

Bulunduğum odanın kapısı açıldı ve kapı açılma şiddetiyle duvara çarptı. Hepsini duydum ama dönüp bakamadım. Adım tekrarlandı yeniden. Bir beden bana yaklaştı. Kemikli parmaklar yüzümü tutup kendine çevirdiğinde ancak gelen kişiyi görebilmiştim.

Asif'ti. Buradaydı.

Elleri yanaklarımdayken kaşları çatıldı. Sıcak avucunu alnımda hissettim. Boğazım kupkuruydu ve yutkunmak çok zordu. Sanki her yutkunduğumda boğazım zımparalanıyordu. Sıcak elleri yorgan olsa da üzerime örtünseydi.

"Ferra, yanıyorsun" Durgunlaşarak bir kenara sinen acı onun elleri arasında etrafa saçıldı. Acının yangını her yerdeydi. Her yerimdeydi. Kuru dudaklarım çatlayarak aralandı. Ona söylemek istedim. Sesim çıkmadı. Gözyaşlarım yeniden akmaya başladı. Yağmur oldu onun okyanuslarına karıştı. "Kendine gel Ferra."

Buğulanan gözlerim onun gözlerini görmeme engel oldu. Bir uçurum aradı ruhum. Ucunda kayalıkların boşluğunu barındıran bir uçurum. O anda tutukluk yapan zaman ruhumu avucunun içine sıkıştırarak gelecek saniyelere yalnızca kendinin hükmedeceğini açıkça gösterdi. Ruhumla birlikte kalbim de çırpındı.

"Ölmek istiyorum."

Fısıldadım. Yanaklarımdaki parmakları kasıldı, parmak uçları yanağıma batmadan hemen önce çekti ellerini. Elleri omuzlarıma indi. Okyanusun ortasında fena bir fırtınanın başlangıcına şahit oldum.

"Ne dediğini bilmiyorsun."

Asif'in öfkeli bakışlarına boş bakışlarımla karşılık verdim. Birden her şey önemsiz, değersiz ve hiç olmuştu. Hiçliğin çatlak duvarlarından gözyaşlarım akmaya devam ediyordu. Gözlerim ondan çekildi ve yatağın boşluğuna düştü.

MEFTUNBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin