Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.
~
Günün batışını ve geceleyin yanan sokak lambasının ışığının odaya vurmasını bekledim. Annemin boyun girintisindeydi başım hala. O bana ben de ona sarılmaya devam ediyordum. Gözlerim karşımızda, duvara monte edilmiş, kenarları işlemeli saatteydi. Zaman geçmek bilmiyordu. Saniyeler bile geçmek için zorlanıyordu sanki.
Odanın kapısı çalındı. Annem başımızı kapı tarafına çevirdiğinde ben de başımı kaldırıp kapıya baktım. Dışarıdaki kişi her kimse iznimiz olmadan girmeyeceğe benziyordu. Yerimde kıpırdandım ve yataktan kalktım. Annemin başı bu defa bana çevrildiğinde gülümsedim. Demek ki bizim böyle birbirimizi sarmamız buraya kadarmış.
Annem gelen kişinin içeri girmesi için izin verdiğinde yüzüne kondurduğu koca gülümsemesiyle Sena girdi odaya. Onu gördüğümde, annemin durumunu ona haber vermeyi bile unuttuğumu fark ettim. Fakat dostumun anlayışlı olacağını biliyordum.
"Yani size inanmıyorum! Haberlerden mi öğreneceğim ben burada olduğunuzu? Ama neyse ki anlayışlı, olgun bir kız var karşınızda," Omuzundan dökülen eşarbını tek eliyle geriye itti ve diğer elinde tuttuğu paketi havaya kaldırdı. "Canoşum bak sana ne getirdim!"
İşte, ihtiyaç duyduğum ikinci kişi de buradaydı. Biz bu kadardık aslında. Çekirdek ailemiz buydu bizim. Annem, ben ve Sena. Biz hep birbirimize yeterdik. Sena, annem ve bana enerjisiyle hep çok iyi gelirdi. Biz de elimizden geldiğince, o ailesinden kaçmak istediği zamanlarda ona kol kanat gererdik.
"Bu taze biberiye. Bahçe bitkileri satan bir yerden geçerken gördüm. Mis gibi kokuyordu benim de aklıma sen geldin. Beğendin mi?"
Sena paketin içinden orta boy bir saksıya ekilmiş biberiye bitkisini çıkardı ve annemin başucundaki odanın içindeki her şey gibi beyaz olan komodinin üzerine koydu. Bitki paketinden çıkar çıkmaz taze, odunsu, otsu, insanı rahatsız etmeyen bir kokuyu odaya yayılmaya başladı.
Sena yüzündeki gülümseme solmadan merakla anneme baktı. Yüzündeki tebessümle bitkinin ucundaki küçük mor çiçeklerden birine dokundu ve çiçeği sevdiği her halinden belli olan annem başını aşağı yukarı salladı.
"Çok beğendim."
Sena ellerini beline koydu ve başını aşağı yukarı salladı kendini bilmiş bir tavırla. Annemin beğeneceğinin farkındaydı zaten, sadece annemin ağzından duymak doğru bildiğinin tatminini yaşıyordu.
"Ay benim minik kuşum!"
Onun bana dönmesini bekliyordum. Hesaba katmadığım tek şey Sena'nın bir anda üzerime atlayacak olmasıydı ki yere sağlam basmıyor olsaydım şu anda ikimiz de zemini boylamış olacaktık.