Bölüm Yirmi Üç

11.4K 393 23
                                        

Merhaba, nasılsınız?

Geçen hafta yapacağım o kadar çok şey vardı ki hiçbir şey yazamadım kilitlendim resmen 🫢

Bölüm sonunda bu bölümün adının ne olduğunu belirlemeyi unutmayın!

Keyifli okumalar :)

İnstagram; blackmavi.ms

Seviliyorsunuz 💜

~
Yıllar geçiyor, zaman değişiyor ama bazı şeyler hep aynı kalabiliyordu. Karşımdaki adam, Yıldırım Beyin babasına olan sevgisi ve saygısı gibi. Şu ana kadar yıkılmaz bir duvar gibi sapasağlamdı. Bundan sonrası için bir şey diyemiyordum. Gözlerinde babasına bakarken ki kırıklığı görmüştüm. Fakat benim kırıklarım kadar derin değildi. Hızlı davranılırsa çabuk sarılır, hatta belki iz bile kalmayabilirdi.

"Ne bu? Bir tür kamera şakası falan mı?"

Zoraki bir gülüş çıktı dudakları arasından Yıldırım Beyin. Bakışları yeniden bana çevrildi. Hayretle bakıyordu gözleri bana. Çenem titredi. Tutamıyordum kendimi. Suç işlemiştim de biri beni ona gammazlamıştı sanki.  Gözlerimi sıkıca kapattım. Böyle olmamalıydı. Bana öyle bakan adam benim hiçbir şeyim değildi. Neden suçlu hissediyordum? Üstelik burada suçlu hissetmesi gereken son kişi bile ben değilken.

"Daha fazla senden gizleyemezdim oğlum. Senden hemen kabullenmeni de beklemiyorum elbette ama-"

Yıldırım Bey ayaklanınca sözleri yarım kaldı karşımdaki adamın. Başımı eğdim. Kimseyle göz göze gelmek istemiyordum. Daha fazla baskı hissetmek istemiyordum. Sadece buhar olup yok olmak istiyordum bulunduğum ortamdan.

"Yıldırım!"

Onun da hareketlendiğini hissederek başımı kaldırıp baktım onlara. Oğlunun arkasından giden adama baktım. Babaya. Belli ki kırıklarını hemen saracaktı. İz kalmayana dek daha çok sevecekti belki de babası oğlunu.

Yeni anlıyordum. Biz o adamı terk etmesek bile o oğlundan vazgeçmeyecekti. Oğlunu çok sevdiğini zaten biliyordum. Onun için duyguları önemliydi. Yıldırım Bey için mutlu olmuştum çünkü en azından ona bir baba olmuştu.

Burada oluşumu sorguladım. Yine yalnızdım. Bir başıma kalmıştım. Ayağa kalkıp yavaş adımlarla çıkışa yürüdüm. Konu oğlu olunca kızını unutuvermişti kendine baba diyen adam. Baba ve oğul arasına girmiştim resmen. Ne trajedi ama!

Sahil boyu boyunca yürüdüm. Adımlarım ağırdı. Yıldırım Beyin bakışları, tepkileri gözlerimin önüne geldikçe çenem titredi, gözlerim yandı ama ağlamadım. Ne zaman gözlerim buğulansa kara göğe baktım. Şehrin ışıkları incilerini görülmez yapan gökyüzüne döndü yüzüm.

Zihnimde gizlenen bataklıklar öylesine yoğundu ki acı kokuyu net bir şekilde alabiliyordum. Zift gibi düşüncelere dalmaya korkan ben ne düşüneceğimi bilemiyordum.

Boş bulduğum banka oturup telefonu elime aldım. Rehbere girdim. Boş boş ekrana baktım. Kimi arayacaktım? En çok annemin sesine ihtiyacım vardı ama arkadaşları ile birlikteydi. Onun mutlu anını bozmak istemedim. Sena'yı arasam açar mıydı meçhul.

Başparmağım arayacağı kişiyi biliyor gibi bir ismin üzerinde duruyordu. Asif. Arayıp aramamak arasında kaldım. Ayrılalı daha ne kadar olmuştu? Arasam gelmek isterdi. Belki de işine mani olacaktım bunu yaparak. Gelmesini engelleyebilirdim öyle değil mi? Sadece sesini duysam yeterdi benim için.

"Ferra," Başımı kaldırıp bana seslenen kişiye baktım. Levent hemen karşımda durmuş bana bakıyordu. "Burada ne yapıyorsun?"

Ne tesadüf ama. Asıl onun burada ne işi vardı? Telefonumun kilit tuşuna bastım ve cebime koydum. Elimi cebimden çıkartmadım. Bakışlarımı ondan çekip karşımdaki denize döndüm. Omuz silktim.

MEFTUNBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin