Bölüm Otuz Dört

9.9K 336 33
                                        

Merhaba nasılsınız?

Aksiyonlar başlıyor. Umarım hazırızdır!

Yorum yapmayı unutmayın lütfen!!!

İnstagram; blackmavi.ms

Keyifli okumalar ^^

Seviliyorsunuz 💜

~

Sessizlik hayatımın ortasına bir bomba gibi düşmüş ve içinden fırlayan çiviler zihnimin bataklıklarına batmıştı. Asif'in arabasında sadece o ve ben vardık. Sessizlik ikimize birlikte eşlik ediyordu. Önümüzde abimlerin arabası vardı ve bize öncülük ediyordu. Hemen arkamızdan Senalar geliyordu.

Vicdanımın elleri aklıma ulaşmaya çalışıyordu. Ardımda bıraktığım adama kayıyordu aklım. O adama hissetmek istemediğim duyguları hissetmemi istiyordu ve ben reddediyordum. İçimden altımızdan yağ gibi akan yolun şeritlerini saymaya çalıştım. Düşünmemek için çaba sarf ediyordum. Annemle birlikte olduğu zamanlardaki hallerini gözlerimin önünden silmek istiyordum.

Kendimi çok yorgun hissediyordum. Vücudum, ruhum, aklım, kalbim... Neyim varsa gerisinde bıraktığım saatler içerisinde kendilerini harap etmişlerdi. Üzerime sinen mahmurluktan kurtulmak için başımı iki yana salladım. Bu defa bakışlarımı kapalı camın ardına çevirdim.

Yanından hızla geçip gittiğimiz kaldırımların, durakların, ağaçların, levhaların, insanların, evlerin hiçbirinde kalamadı gözlerim. Her şey hızla değişti ve ben sessizce uyum sağladım. Annemin ölümüne de bu kadar hızlı uyum sağlayabilecek miydim? Dayanabilecek miydim onun yokluğuna? Sadece başım sıkıştığında annemi aramazdım ki ben. Ben annemi her baktığım yerde görmek isterdim. Birkaç saat görmesem özlerdim. Nasıl başa çıkacaktım bunlarla?

Gözlerim camdan yansıyan görüntüme odaklandığında gözyaşlarımın yeniden akmaya başladığını fark etmiştim. Titreyen parmaklarım ıslanan yanaklarımı kurulamak için havalandı. Toprağın avucumda kalmış kokusu beni daha beter bir hale getiriyordu. Kendimi zapturapt altına almak için gözlerimi sıkıca kapattım. Avuçlarım birbirini buldu ve parmaklarım etime kenetlendi. Tırnaklarımın tenimde derin oyuklar bırakmak ister gibi battığı sırada uzun parmaklar ellerimin üzerine kapandı.

Duraksadım. Islak kirpiklerim aralandı ve ona döndüm. Kendimden geçtiğimde varlığını hatırlatmak ister gibi baktı bana. Yanımda olduğunu gösterdi, hissettirdi. Derin bakışları çok kısa kaldı bende çünkü hala araba kullanıyordu.

"Bu hayat herkesi kırar, Ferra. En iyileri ve hatta gözü karaları bile. Kırılmış bir kadın olmanın, acılarının saklanacak bir tarafı yok. Parçalarını birleştir ve kaldığın yerden yaşamaya devam etmeyi öğren."

Konuşması tavsiye ya da emir barındırmıyordu. Emrivaki kurulan cümleleri vardı. Buna mecbur olduğumu net bir şekilde bildiriyordu ve ben de bunun bilincindeydim. Zaman benim acım için asla durmayacaktı, hayat bana acıyıp ıstırabımı dindirmeyecek ve güzelleşmeyecekti. Dünya benim etrafımda dönmüyordu sonuçta.

Araba abimlerin evine ulaşmak için iki kanatlı bahçe kapısından geçti. Senaların arabası bizden ayrılalı biraz oluyordu. Anlaşılan Yamaç onu direkt evine bırakacaktı. Mezarlıkta bile gerilerde beklemiş ve Sena'yı yalnız bırakmamıştı. Ailesi de orada olduğu halde.

Asif konuşurken ve konuştuktan sonra da gözlerim ondan ayrılmadığı için omuzlarının gerildiğini, direksiyonu kavrayışının sıkılaştığını bizzat görmüştüm. Fakat yüzü aynıydı. Bir duvar ne kadar düz ve soğuksa o kadardı. Sessiz kalarak onu izlemeye devam ettim.

Araba hareket etmeyi bıraktığında başımı çevirip merdivenlerin sonundaki kapıya baktım. Gelmiştik. Hayatımın bambaşka bir evresine atacağım ilk adım olacaktı. Kabul etmiş olsam da nasıl onlarla yaşayacağımı bilmiyordum. Abi olarak benimsediğim adama her hitabımda bir garip hissediyordum.

MEFTUNBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin