Rebena Alerçin, ailesinin ışıltılı ama soğuk dünyasından kaçıp kendi mütevazı hayatını kurmuş genç bir veterinerdir. Ta ki kapısı, annesinin karanlık ortağı Enis Altınday tarafından çalınana kadar.
Enis için Rebena, önce sadece stratejik bir satranç...
Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.
İTAAT
50.
"KÖKTEN KOPUŞ"
Layel ve Nihat'ın ısrarlarıyla yemeği onlarla birlikte yemeye karar vermiş, birkaç saat eğlenceli vakit geçirmiştik. Daha sonra Layel sayesinde hızımızı alamayıp hızlıca hazırlanarak Nihat'ın yatıyla limana dönmüştük. Ben sadece güzel, siyah bir elbise giyinmiş, saçlarımı arkadan örmekle yetinmiştim, Layel de benden farksız olmayıp saçlarını olduğu gibi, tarak bile vurmadan, dalgalı bırakıp; gömlek, şort takılarak yanımda yerini almıştı. Limana gelme amacımız evlerimize dönmek değildi tabii... Bilmiyorum nedendir, Layel'in içindeki bitmek, tükenmek bilmeyen enerji hepimizi ayağı kaldırıyordu. Bu sayede limana geldiğimiz gibi önümüze gelen tüm sokak lezzetlerini tek tek tatmış, oradan da dondurma yemeye uğramış, oradan da bir eğlence kulübüne gidip deliler gibi eğlenmeye devam etmiştik... bizi gören kırk yıllık arkadaş zannediyordu ama alakası bile yoktu. Biz sadece birbirini yeni yeni tanıyan dört kişiydik. Aslında ben onları yeni tanıyordum, Enis yabancılık çekmiyordu ama ona ne kadar samimi arkadaş olduklarını, ne kadar sık sık görüştüklerini sorduğumda ailelerin birbirini yakından tanıdığını, kendilerinin de tesadüfi karşılaşmalar dışında özellikle buluşmadığını anlattı. Yani bu durumda ben Enis'ten sadece bir tık yabancı kalıyordum.
Tabii sarhoş da olmuştuk ama Enis ve Nihat bizden biraz uzakta takıldıkları için bize ayak uydurmak yerine kendilerini ağırdan alıyorlardı. Bütün bunlar olurken Dahan da bizimle beraberdi ama Enis ve Nihat bizi limana, yata taşıdıktan sonra o bizimle gelmemişti. Ya da yanlış hatırlamıyorsam sanırım Nihat onu göndermişti; çünkü sevgili karısı Layel onun çifti olmadığını, bizimle gelmemesi gerektiğini, yanımızda fazlalık gibi durduğunu söylemişti. Yani sanırım hatırladığım kadarıyla böyle olmuştu.
Bundan sonra hatırladığım; kafamın çok ağır olduğu, yürümekte zorluk çektiğim, sanki ince bir ipin üzerinde yürüyormuşum gibi attığım her adımda bir düştüğüm, herkesi dörder dörder gördüğüm, midemin bulanması, başımın dönmesi ve sanırım gecenin sonunda denize kustuğumdu. Çok hatırlamıyordum ama Enis'in beni kucaklayıp odamıza götürdüğünü, üzerimi değiştirdiğini, bana ılık bir duş aldırdığını ve havluya sarıp sarmalayıp yatağa yatırdığı gelip giden görüntüler arasındaydı.
Sonrası yoktu. Kökten kopuş yaşamıştım, yaşıyordum.
"Bu Layel iyi kız hoş kız da fazla..." dedi Enis ama devam etmediği için, "Fazla ne?" diye sordum kafama tuttuğum buzla. Sabahın erken saatlerinde çok şiddetli bir baş ağrısı çekiyordum.
Enis elinde iki gömlekle bana dönerek, "Hareketli," dedi. "Tüm gece durmak bilmedi." Beyaz olan gömleği yatağın ayak kısmına bırakıp siyah olanı üzerine geçirdi ve düğmelerini tek tek iliklemeye başladı "Anlamadığım, sen nasıl oldu da ona ayak uydurdun? Seni de yoldan çıkaracakmış gibi bir tip var onda."