32.BÖLÜM

171 10 3
                                        

"Asıl büyük ve korkunç gerçek şu: hiçbir işe yaramaz acı çekmek."

-Cesare Pavese

🩸🩸🩸

28 Mart 2024

HAZAR'DAN

Birbirimizi görmediğimiz dolu dolu on ay geçmişken ilk karşılaşmamızın bugün, bu şekilde olacak olması beni hem geriyor hem de heyecanlandırıyordu. Zaten onu tanıdığım ilk günden beri aynı anda birden fazla duygu yaşamaya fazlasıyla alışmıştım. Aksini düşünmek zor olurdu.

Aylardır süren araştırmalarımız ancak birkaç gün önce bizi sonuca ulaştırabilmişti. Her ne kadar acele etmeden ince detaylı bir plan kurmak istesem de, içeriden aldığımız bilgi, buna fırsat vermemişti.

Babamla birlikte Şevval Baysal'ı nihayet bulmuştuk. Ona ulaşmadan önce geri dönmeyeceğime söz vermiştim ama bilgiyi bize ulaştıran içerideki adamımız aynı zamanda, bugün Cihangir'in Esat'la yapmak zorunda olduğu sevkiyatın bilgisini verince bu erken karşılaşmaya mecbur kalmıştım.

Birkaç günde kurmak zorunda kaldığımız yeni planımız Cihangir'i bu sevkiyattan şanslıysak tamamen, ya da belki bir süre kurtaracaktı ama kendime ne olacağı hakkında hiçbir fikrim yoktu. Geçen neredeyse bir yılı Cihangir'e nasıl anlatacaktım, bundan sonrasını nasıl yönetecektim bilemiyordum. Ondan tek umudunu alıp gitmiştim. Şimdi kendimi nasıl kabul ettirecektim?

Kafamdaki düşünceleri durduramıyordum. Geri döneceğimi düşünmese, Vefa'ya mektupta yazdığım gibi bir açıklama yapmazdı demeden edemiyordum. Yalnızca bir kez bir röportajda, yurtdışına iş için gittiğimi söylemiş, sonrasında ilişkimize dair tek bir bilgi vermemişti. Fakat bunlara rağmen içimdeki korkuyu atamıyordum. Benden nefret ettiğinden neredeyse emindim. Geçen zamanda benden de annesinden de umudunu kestiğini biliyordum.

Kafamdaki düşüncelerle konumu takip ederken bir elim direksiyonda bir elimde aylardır alışamadığım kumral saçlarımdaydı. Nihayet bugün makyaj yapmamıştım. Beni deli gibi rahatsız eden lenslerim de yoktu. Saç rengim dışında gayet eski Hazar sayılırdım.

Tüm araştırmalarımız boyunca şehre bir tek ben gidip gelebildiğim için kameralara takılsam dahi fark etmeyecekleri bir kılıkta olmam gerektiğini Fatih Işık söylemişti. Beş aydır sürekli düzleştirdiğim kumral saçlar, koyu renk lensler ve korkunç derecede fazla makyajlarla şehre gidip Sadık'ın adım attığı her yerden bilgi toplamaya çalışıyordum. Her ne kadar tanınma ihtimaline karşılık çok insanla muhatap olamasam da tedbiri elden bırakmamıştık.

Neyse ki bugün oldukça rahattım. Cihangir Baysal'ın sevgilisi Hazar Erdem olarak yalnızca saç rengi değişmiş bir kadındım. Saçlarımın hızlı uzayan bukleleri özgürlüklerini kutluyor, çillerim rahatça burnumdan yanaklarıma doğru yayılıyordu. Tedirginliğime rağmen büyük arsız bir gülümseme yayıldı yüzüme. Her ne kadar inkar etmeye çalışsam da, Cihangir'i yeniden görecek olmak tüm korkunç olasılıklara rağmen heyecan vericiydi. Ona kızgındım, aramızda soğuk bir savaş olacaktı ama yine de minik bir tebessüme engel olamıyordum.

Konuma giden yolun sakin kuytu bir köşesine ulaştığımda arabayı durdurup heyecanımı yenmek adına soluklandım. İlmek ilmek işlenmiş olsa da planımızı yeniden kafamda döndürmeye başladım. O sırada babamdan işaret geldi. Telefonumu cebime koyup arabadan indim.

İki yanı ağaçlık olan yolda, rüzgarın etkisiyle dans eden yaprakların sesi dışında henüz başka bir ses yoktu. Sabırla beklerken aldığım nefes göğsümü çatlatacak kadar büyüdü. Gözlerimi kapatıp sakinleştirmek için kendime söyleyeceğim sözleri, duyduğum araba sesi bıçak gibi kesti.

Beyaz LotusBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin