"Ben çizilmiş bir yaşama atanmışım gibi.."
-Cahit Zarifoğlu
🩸🩸🩸
Cihangir'in, Cihat Baysal'ı gördüğü andan itibaren kopardığı kıyamet hepimizi bir yere savurmuştu. Saatlerdir evin hiçbir köşesinden ses çıkmıyordu. Aynı bırakılmış olan odamda, kucağıma oyuncak Rüzgar'ı almış sessizliği dinliyordum. Öyle ki, kopan kıyamet sanki her birimizi sağır etmiş, dünyadan soyutlanmıştık.
Yine içten içe hak verecek miydim Cihangir'e? Yıllardır aradığı annesinin yerini bilen ve ondan habersiz onu aramayı tercih eden abisine karşı verdiği tepkileri normal mi sayacaktım? Üstelik Cihat Baysal bunu yaparken, kardeşinin pisliğe ne kadar battığını umursamamıştı. Fazlasıyla benziyorlardı. İkisinin de tüm merhameti, hedeflerine giden yolda yok oluyordu. Amaçları uğruna yakıp yıkarken, karşılarında kim olursa olsun, ne kadar küle döndüğü onlar için önemsizdi. Zaten eninde sonunda küllerinden bile eser kalmayan kendileri oluyordu.
Bir elim oyuncağın tüyleri arasında gezerken diğer elim düşüncelerime eşlik ederek alnımda geziniyordu. O sırada odamın kapısı tıklatıldı. Beklenen müsaade benden bir karşılık alamamış fakat müsaade bekleyen de bunu umursamamıştı. Kapının açılmasıyla birlikte Berat'la karşı karşıya kalmıştım.
Bir şey söylemeye üşenip yalnızca göz devirdiğimde, onun yüzünde herhangi bir mahcubiyet belirtisi görememiştim. Belli ki Cihangir gibi yalnızca geldiğini belli etmek için kapıyı çalan biriydi. Bu detayı bilecek kadar tanıyamamıştım onu.
"İstemediğini biliyorum ama biraz konuşalım mı?" diye sorduğunda yine sesimi çıkarmadan yatağıma iyice yerleşmiş, oturması için karşımda kalan sandalyeyi işaret etmiştim. Ağır hareketlerle yerini alıp ellerini birbirine bağlamış başını kısa bir anlığına öne eğmişti. Onun bu evde tam karşımda olması bile yeterince garip ve olağanüstü sayılmalıydı. Yıllar önce Fatih Işık'la birlikte hayatımıza girmiş genç bir adamla, beni hiç bilmediğim bir dünyanın içine hapseden Cihangir Baysal'ın evinde karşılıklı oturuyor olmak deli saçması değil de neydi?
"Şu an bu evde ne işin var diye soramıyorum." deyip sinirle gülmeye başladığımda, kuruyan dudaklarını ıslatmış gözlerime bakmıştı.
"Haklısın."
"Haklıyım?" diye onu tekrarlarken acı gülüşümü yüzümden silmemiştim. Bu evde karşıma geçip benimle konuşmaya karar veren herkes, beni delirtmeye çalışıyor gibiydi.
"Söylediğin iyi oldu çok sağ ol."
"Sadece birkaç dakika ver bana." dediğinde sesli bir nefes verip dişlerimi sıktım. İyiliğim için yaptığını söyleyeceği birkaç dakikalık bir konuşma dinlemek istemesem de, hiç kimseyle hiçbir şeyi yarım bırakma fikrini de sevmiyordum. Kendince anlatabilir, kendini savunabilir ve ben de içimden gelirse karşılık verebilirdim.
"Bak Hazar o zaman için baban bana tekrar ulaşmadığında meselenin, tahmin ettiğim her ihtimalden daha derin olduğunu anladım. Bu yüzden benim, ikimiz için bir plan yapmam gerekti ama Baysalların yanındayken sana nasıl ulaşabilirdim bilmiyordum."
O başladığında aynı anda evdeki sessizliğin devamlılığını da takip ediyordum. Yüzüne bakmayı ihmal etmeden devam etmesini bekledim.
"Cihangir bana ulaştı, çünkü ben ulaşmasını istedim. İş birliği yapmadan bizi neyin beklediğini öğrenemezdim. Kabul ediyorum, ben insan ilişkilerinden pek anlamam ama onun sana mecbur olduğunu anladığımda, seni korumanın daha iyi bir yolu gelmedi aklıma."
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Beyaz Lotus
Teen Fiction"Davette beni öpmek istediğini söylemiştin." Cesaretimi toplayıp söylediğim şey üzerine gözlerimin içine şaşkınlıkla baktı. "Ben o iddiayı kaybettim." diye mırıldandığında adımlarını da durdurmuştu. "Ben de isteğimi değiştirmiştim ama sen yine de ba...
