"Evet dün veya bugün gelmiş olmalı, Edgar Paul adına kayıtlı olmalı." dedi James. Görevli direk olarak kayıtlara baktı.
"Evet efendim 87. kasada kayıtlı." dedi. "Ama anlayamadığım bir şey var. Bu paket zaten size geliyor. Yani... Ah, özür dilerim size değilmiş. CIA'e gidiyormuş."
"Evet." dedi James işini bilir bir tavırla. "Şüpheli bir paket, bu yüzden el koymamız gerekiyor. Her şeyi açıklayacak değiliz. Sonuçta saklamamız gereken devlet sırları da var. İşimi zorlaştırma, hadi acele et biraz."
Adam direk olarak kasaların durduğu yere yürüdü. Anahtarı alarak 87. kasaya uzattı anahtarı, ama James "Orada dur öncelikle." dedi ve adamın elinden anahtarı aldı. "Paketi görmemen emredildi. Lütfen odadan çık."
Adam her yemi yutuyordu, ya da yutuyor numarası yapıyordu, bilmiyorum. Her neyse, en azından paket bizdeydi. James kilidi açıp içindeki pakedi aldı. Ardından odadan çıkıp görevliye teşekkür etti. En sonunda da birlikte postaneden çıktık. Gerçekten de çok basit olmuştu. Şükürler olsun ki zorluk çıkaran titiz bir görevliye denk gelmemiştik. Zaten adamın zorluk çıkaracağı da yoktu, mesaisi bir saate bitecek, neden uzatıp da kendini yorsun ki?
"Stres yapmazsak kolay olacağını söylemiştim." dedi James gülerek, ardından birlikte eve doğru yürümeye başladık. James paketi açtı. İçinde bir mektup vardı. Eve girdiğimiz gibi James elindeki çakmağı alıp mektuptan tamamen kurtulmayı düşündü. Ama ben direk olarak çakmağı elinden alarak "Önce ne yazdığına bakmamız gerekmez mi?" diye düşündüm. James buna itiraz etmedi.
Kağıdı açıp bir dakika boyunca sanki kumarda bir milyon dolar kaybetmiş bir adamın kağıtlarına bakarmış gibi kağıda baktı öylece. Ardından kafasını bana çevirip "Tom..." dedi. "Adam bizi çok fena tongaya getirdi."
Direk ne olduğunu sormadan kağıdı aldım. Okumaya başladım.
"Planlarını önceden tahmin edebilecek kadar zeki olduğum için beni takdir etmelisin Tom. Bir polis kılığına falan girip postaneden mektuplara el koymak çocuğun elinden şeker almak kadar basit. Böyle bir riske girer miydim sence? Evet, eğer bu yazanları sen okuyorsan ben muhtemelen ölmüşümdür. Ama amacım gerçekleşti değil mi? Telgraf sonunda devletin eline ulaştı, sizin isimlerinizle birlikte. Formülü devlete ben çoktan yolladım. Hani biliyorsun şu hafızasını kaybetmiş numaralarını yaparken, o sıralar yollamıştım. Her neyse, birkaç gün daha yaşamanıza izin verirler herhalde. O da eğer şanslıysanız. Jesse'yi de o acı dolu hayatından kurtarmış olurum. İyilik yapıyorum size. Sen de yaşamı pek takmıyordun hatırladın mı? Aman lafı uzattım iyice, neyse planın boşa gitti. Bu sadece arkamdan 'gider gitmez yaptı yapacağını!' dedirtmek içindi. Ah tamam iltifatı kes... Ölü bir Edgar, yaşayan bir Tom'dan çok daha kurnaz olabilir. Haha, adios amigos! - Edgar"
Sinir küpü olmuştuk, James ve ben. Duvarları yumruklamaya başladık. Bu adam gerçekten de bir dahiydi. Prygton'u kullanmadan bu kadar dahi olabiliyorsa, bir de ilaçla ne kadar dahi olabilirdi acaba?
Birden aklıma geldi. James hala ilacın etkisindeydi. Yani ilaç pasifleşmemişti. İlaç hala vücundaydı işte. Yani uzun bir zamandır. Bu yüzden beyninin bayağı bir kısmını kullanıyor olması gerekiyordu.
O hala duvarları yumruklarken ona bağırdım "James!" diye.
"Ne var?" dedi sinirli bir ifadeyle.
"Şuan çok fena tongaya gelmiş olabiliriz." dedim o an olabildiğim en sakin halimle. "Ama, ilaç senin bedeninde uzun bir süredir var. Yani uzun süredir etkisini gösteriyor değil mi? O halde seni bir dahiye dönüştürmüş olmalı. Eğer odaklanırsan, işe yarar bir fikir bulabilirsin."
"Tabi evet." dedi alaycı bir ifadeyle. "Elimi uzatıp tüm hükümeti elime geçireceğim. Ne de olsa Prygton bu, abartıldığı değeri hak ediyor değil mi? Kahretsin. Şuan mantıklı düşünmem imkansız. Düşünebildiğim tek şey şu; keşke bir silah alacak param olsaydı da kendimi vurabilseydim."
Ardından belinde duran silahı aklına geldi. "Aa..." dedi. "Dahi adamdan aldığım o silah var. Kendimi vursam mı acaba?"
Elleri titriyordu. Sakin olmasını söyledim ve silahı aldım. "Odaklan!" diye bağırdım. "Odaklan ve sakinleş kahrolasıca! Bu işten kurtulacağız. Edgar'ı öldürmek de imkansızdı ona bakılırsa. En azından elimizden geldiğince deneyeceğiz. Öylece pes etmek yok James. Pes etmene izin vermeyeceğim. Düzgün bir ailem yok belki, ama benim yüzümden sakat kalmış bir dostum var. Onu yüzüstü bırakamam. Düşün James düşün!"
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Prygton
Science FictionAmerika hükümeti ülkenin en iyi bilim adamlarını ve cerrahlarını toplayarak bir deney başlatılar. Deneyin amacı, bir ilaç yardımıyla, deneklerin beyinlerini tüm kapasiteyle kullanmalarını sağlamak. Ancak sonrasında içlerinden birinin "Bu insanlar b...
