Ahmet'in, Ali'ye karşı birçok defa kavga çıkarma girişimi olmuştu. Birçoğu Mete sayesinde engellenmişti. Tüm öfkesine rağmen şimdiki tutuşu kavga çağırmak için değil, kimseye göstermeden onu içeri çekme isteğindendi fakat onun gözlerinde yanan öfke hızla Ali'ye bulaştı ve tutuşu aralarında gerilen iplerin tamamen kopmasına neden oldu.
Ali kendini içeri çeken elleri sertçe iterek yakalarından uzaklaştırdı.
"Noluyor lan?" Dedi öfkeyle. Gözleri Canan ve Ahmet'te dolandı. Canan'ın, Ahmet'in peşinden gittiğini görmüş ve sorun etmemişti. Onu ilgilendirmiyordu ama kapıyı açtığı gibi içeri çekilmeyi, Canan'ın neredeyse yalvarırcasına durdurmaya çalıştığı Ahmet'i görmeyi beklemiyordu. Bunlar onu öfkelendirmişti.
"Ahmet dur!" Dedi kız onun önüne geçerek. Ali de Mete'nin elini göğsünün üzerinde hissediyordu ama dönüp ondan tarafa bakmadı, biliyordu ki baktığı anda silinirdi öfkesi. Şimdi öfkesine ihtiyacı vardı.
Ahmet, Canan'ı bileğinden tutarak kendi arkasına çekti. Onu korumaya çalışıyordu, yumuşak hareketinden belliydi bu ama Ali amacını umursamıyordu. Canan'ın göz yaşları vardı aklında.
"Ne yapıyorsunuz lan siz?" Dedi hala aynı öfkeyle. Odada gerçekleri bilmeyen tek kişi Ahmet'ti, o bunu kıskançlıktan yaptığını düşünebilirdi ama Ali umursamıyordu.
"Konuşacağız Ali Efendi." Dedi Ahmet. Onun kahve gözlerinde de öfke vardı ama bu Ali'ninki gibi yeni oluşmamış, mazi dolu bir bakıştı.
"Önce kızdan uzak dur, sonra konuş." Nişanlısı rolünde kalmak umurunda değildi, bir abi gibi koruyordu kızı. Ahmet'in boş laflarını işitmeyi ve Canan'ın bunlara inanmasını istemiyordu.
"Canan, benimle." Art arda konuştukları için Mete de Canan da araya giremedi bir türlü.
"Seninle? Sen kimsin lan?" Ali, Ahmet'e doğru bir adım attığında önüne çıkan Mete durdurdu onu fakat onun hamlesini gören Ahmet'i durduran olmadığı için öne doğru adım atarak Mete'ye kadar geldi. Şimdi aralarında sadece esmer oğlan vardı.
"Canan'ı seviyorum." İtirafı Ali'nin dudaklarına alaylı bir kahkaha verdi. Ahmet'in beklediği tepki bu olmadığı için afalladı sarışın oğlan.
"Durun artık, uzatmanın bir anlamı yok. Hepimiz..." Ahmet, Mete'yi duymazlıktan gelerek sözünü böldü.
"O da beni seviyor." Sözlerinin Ali'ye sinir ve kıskançlık vermesini beklemişti ama Ali'nin tepkisi bambaşkaydı, bunun şaşkınlığı ile başka şekilde tekrarlıyordu cümleyi.
Canan ellerini ikisinin de göğsüne koyarak zıt yönlere doğru itmeye çalıştı ama ne Mete ne de o başarılı olamadı. Öfke güçlerini arttırmıştı. İkisi de bir adım bile geriye gitmiyordu.
"Sen kimsin ki? Senin sevgin kaç yazar ki korkak?" Ali, Canan'ı kolundan tutarak kendisine doğru çekti. Canan'ın dilinde can bulmayan kelimeleri Ali rahatlıkla söylemişti.
Ahmet beynine sıçrayan kanla önce önündeki Mete'yi sertçe itti. Sonra da tek adımda Ali'ye uzanarak yüzüne sert bir yumruk geçirdi.
"Asıl sen kendini kim sanıyorsun? Sevgimizin önünde duramazsın!" Canan'ın korku dolu nidası, Ahmet'in sözlerine karıştı.
Ali hızla toparlanırken Ahmet onun yediği kadar sert bir darbeyi göğsünde hissetti. Ellerin sahibi Mete'ydi.
"Dur dedim sana!" Neredeyse kükrercesine bağırdı esmer oğlan. Mete kolay kolay öfkelenmezdi. Ahmet bunu bildiği için onun siniri bir an için durdurdu sarışını.
"Onun tarafında mısın?" Kahve gözler hayal kırıklığı ile dolduğunda Mete daha da sinirlendi. İkisi de o kadar aptaldı ki işi iyice yokuşa sürüyorlardı.
"Taraf mı var amına koyayım?" Tekrardan iterek iyice uzaklaştırdı arkadaşını. Canan da aynı zamanda Ahmet'in sözlerini ve cesaretini Ali'ye söylüyordu. Her şeyin değiştiğini, durması gerektiğini anlatıyordu.
"Ali'nin, Canan da gönlü yok. Hepimiz biliyoruz ikinizi." Ahmet duydukları ile boş boş baktı ona. Bir saniye için hiçbir şey anlayamadı ama sonra kaşları çatılarak gözleri Ali'ye kaydı. Kanayan dudağını tutuyordu maviş. Gözlerindeki nefret az önce Ahmet'in gözlerinde olana benziyordu ama bakışın aptallığına karşı olduğu içinde görünen aşağılıyıcı ifadeden belliydi.
"Nasıl ya?" Diye bildi Ahmet sonunda.
"Ali de zorunda olduğu için evleniyor, bizim aramız hiçbir zaman sandığın gibi olmadı." Canan açıklamaya çalıştı ama korkusu yüzünden titreyen sesi devam etmesini engelledi.
"Bunu benden gizlediniz mi?" Dedi Ahmet, hayal kırıklığı ifadesi iyice derinleşti. Gözleri Mete ve Canan'da dolandı. Biri sevdiği kadın, öteki kardeşim dediği arkadaşıydı. "Ben acı çekerken üçünüz oturup bana mı güldünüz?"
"Abartma lan! Seninle uğraşacak zamanımız mı vardı?" Diye yanıtladı Ali. Soru ona değildi ama Ahmet'in düşüncelerine tahammül edemiyordu. "Seviyor musun, sevmiyor musun belli bile değildi. Biz anca kendimizi kurtaracak kadar hareket ediyorduk. Zaten yanmışız, bir de senin dengesiz duygularını umursayıp itiraf mı edecektik? Sonra yüce gönlünden bizi ifşalamamasını bekleyecektik."
"Sen neye yandın lan? İstemiyorum desen Canan evlenmek zorunda kalmazdı." Herkes gibi Ahmet'te işleri o kadar kolay sanıyordu.
"Sen çok farkındaydın ya sevdiğinin gidip sen evlenecektin kızla." Bu sefer yanıt veren Mete oldu çünkü sevgilisinin içinde bulunduğu zor durumu en çok o biliyordu. "İşler sandığından karışıktı Ahmet."
"Anlatacak mısınız, yoksa yalanlara devam mı?" Hadi Canan güvenmemişti onun sevgisine, Mete de mi inanmıyordu kardeşine?
Mete sesli bir nefes vererek yanıtsız bıraktı sorusunu. Kendisine kalsa anlatırdı ama her şey onda bitmiyordu ki sarmaşıkta peşinde iki kişi daha vardı.
"Ben Mete'yi seviyorum." Ali'nin itirafı odayı tamamen sessizliğe gömdü. Hepsi Ali'ye bakarken o, Mete'nin sandığının aksine çekiniyormuş gibi durmuyordu. Çenesi yukarıda, omuzları dikti. "Canan için gitmek, onun için kalmak zorundayım. Senin aptallığın yüzünden hepimiz aptalca bir yalanların içine çekildik tamam mı? Sen sevdiğini anlayana kadar bu kız kaç sefer yandı, biz neler çektik bilmiyorsun. Onun için bizi yargılamadan önce kırk defa düşün. Sen yandıysan üçümüz kül olduk lan!" Hepsini oldukları duruma sokan kişi Ahmet'miş gibi öfkeliydi ona karşı. Canan'a karşılık verse hepsi mutlu olurdu ama şimdi dipsiz bir kuyudalardı.
Ahmet elini önce saçlarına, oradan da şakaklarına attı. Ali'nin itirafı ile her şey yerine otururken oğlan şaşkınlıktan aralanan dudaklarını bile kapatamadı. "Hassiktir." Dedi arkasındaki duvara yaslanırken.
Mete'nin asla dillendirmeği sevgisinde bir yanlışlık olduğunu her zaman düşünmüştü ama hiç irdelememişti. Şimdi anlıyordu onu.
Neden burada kesiyorum? Çünkü ne diyecekler bilemedim. Bir sonraki bölümde toparlarım. Şimdi Rehine'ye kaçıyorum.
-Lisa
