Mete
Son havluyu da çantanın içine koyarak fermuarı çekti. Telefon melodisi odayı doldururken çantayı omzuna asarak telefona uzandı.
"Ali'm..." Mete'nin yumuşak ses tonuna karşılık Ali oralı olmayarak cevap verdi.
"Nerede kaldın? Ağaç olduk." Mete her seferinde telefonları böyle açarak alıştırmıştı onu. Artık eskisi kadar etkilenmiyordu bu sözünden. En azından Mete öyle düşündü.
"Şimdi çıkıyorum." Dedi sorusuna yanıt olarak. Telefonu kapatmak için kulağından uzaklaştırdı ama gelen hışırtı ile durdu ve tekrardan yaklaştırdı.
"Bir şey mi dedin?" Gelen adım seslerini duyabiliyordu.
"Dur dedim." Dedi Ali. Mete onun bir yerden uzaklaştığını anladı. "Öyle ayı gibi yanıt vermek istemezdim, sadece çocuklar vardı. Sesin duyulmasın diye yüksek sesle konuştum." Şimdi de diğerleri duymasın diye uzaklaşıyordu.
"Sorun değil." Dedi Mete gülümseyerek. Böyle küçük şeylere takılmıyordu.
"Hani alınır da bir daha öyle çağırmazsan diye dedim."
"Niye çok mu seviyorsun böyle seslenmemi?" Kelimelerinde hınzır bir ton vardı. Ali'nin eskiden yaptığı gibi kaçamak yanıt vereceğini düşündü.
"Bunu soruyor musun daha çok duyayım diye her boşlukta arıyorum." Mete onu görmüyordu ama yüzündeki ifadeyi tahmin edebiliyordu. Hafifçe kalkmış bir çene ve gülüşünden dolayı şişen elmacık kemikleri.
"Ali?" Metin'in sesi telefondan geçerek Mete'ye kadar ulaştı. Bu kapatması gerektiği anlamına geliyordu. Zaten on dakikaya kalmadan görüşeceklerdi.
"Neyse çabuk gel, seni seviyorum." Sözlerinin ardından telefonu kapattı. Son zamanlarda bunu yapmaya başlamıştı. Önceden pek söylemezdi ama son zamanlarda sık sık seni seviyorum diyordu. Şimdiki gibi söylenecek anlarda değil, en garip en yersiz anlarda söylüyordu. Mete bunun altından da bir şeyin çıkmasını bekliyordu ama şimdilik ses etmiyordu.
Yüzündeki gülüş silinmeden odasından çıktı. Daha iki adım atmıştı ki merdivenlerden gelen gıcırtıyı işiten annesi seslendi.
"Mete..." Kadın oturduğu yerden kalkarak merdivenlere doğru geldi. "Nereye oğlum?"
"Çocuklarla çaya gidiyoruz." Normalde bunu bile sormazdı, onun için cevap verdiği gibi yürümeye devam etti ta ki annesinin elini kolunda hissedene kadar.
"Kim kim var?" Dedi kadın merakla.
"Ahmet, Metin, Ferdi..." Ali'nin ismini çok fazla ağızına almıyordu. Kimsenin bir şey bilmesini beklemiyordu ama yine de dikkat çekmek istemiyordu.
"Metin'le aranız düzeldi mi? Sürekli onlarla buluşuyorsun." Küçüklükten beri pek anlaşamazdı kuzeniyle ama basit bir çocuk münakaşasıydı aralarındaki.
"Aramız kötü değildi ki. Hem senin benimle işin mi var, neden soruyorsun?" Kadının gözleri bir saniye için yukarı tarafa doğru kaydı, hemen sonra oğluna geri döndüler.
"Yok, ben sadece merak ettim." Dedi sahte bir gülüşle. "Sen geç kalma." Elini oğlunun kolundan çekerek onu ileri doğru itti.
*
"Kuzen iki saniye köşeye çeksene." Mete, Metin'in sözü ile arabayı köşeye çekti. Metin arabadan inerek karşıdaki bakkala doğru aceleci adımlarla ilerledi.
"Ferdi sen paketim bitti diyordun. Sen de gidip alsana. Biliyorsun Metin'den otlanınca laf ediyor." Ali arka koltuğa doğru dönerek konuştu.
Ferdi, onu haklı bularak kafasını salladı. Ali'nin şirin gülümsemesinin altındaki nedeni okuyamadığı için bir şey düşünmeden Metin'in peşinden gitti.
O daha birkaç adım atmıştı ki Ali tutan planının yol açtığı hınzır gülüş ile döndü Mete'ye. Esmer oğlan; bir gören olur demek için hazırlanıyordu ki Ali ondan erken davrandı.
Ona doğru yaklaşarak görüş alanına girdi. Böylelikle birisi karşıdan baksa da önce ne yaptığını anlayamayacaktı. Camların siyah filmli olmasının da rahatlığı ile Mete'nin boynuna uzandı.
"Ali..." Cümlenin devamını getiremeden yumuldu gözleri. Onlarca defa öpmüştü ama her biri ilk defa hissettiği kalp ağrısını veriyordu ona. Aynı heyecanı ve sıcaklığı hissediyordu Ali'nin dudaklarıyla.
"Seni çok özledim." Öpmekle meşgul olduğu için kelimeler boğuk çıktı ama Mete seçebildi.
"Ben de..." Bugünü bile zar zor ayarlamışlardı. Mete babasının bir türlü eve gelmemesi yüzünden tamamen dükkana hapsolmuştu. Ali ise iyice yaklaşan düğün işleri, yapılması gereken okul ve Canan ile buluşmalar arasında sıkışıp kalmıştı. Bugün de sözde onunla buluşuyordu. En azından Necdet öyle sanıyordu da izin vermişti kıza. Oysaki o burada Mete'yleyken, Canan çoktan Ahmet ile buluşmuş olmalıydı.
"Akşam bizi yemeğe bekliyorlar ama ben gitmiyorum." Sunduğu hiçbir bahane kabul edilmeyince Ali de direk Necdet'e söylemekle tehdit etmişti ailesini. Adamın yüzüne gelmek istemiyorum demesi ayıp olacağı için ailesi kabul etmek zorunda kalmıştı. Onlar yemeğe gidip Ali'nin hasta olduğu bahanesini uyduracaklardı.
"Bu bir teklif mi?" Mete'nin sorusu ile Ali boynundan çıkarak ona doğru baktı.
"Cevabını bildiğin soruları soruyorsun ama artık düşmüyorum." Önceden utanarak kaçıyordu ama o aşamayı çoktan geçmişti. Geri çekilmeye harcayacak zamanı yoktu. Sahip olduğu vakti Mete ile geçirmek istiyordu.
"Açıldım diyorsun?" Mete'nin sorusuna karşılık kafasını salladı. "O zaman bu da seni zorlamaz." Elini yan tarafa doğru kaydırarak pantolonda sakince duran, sertleşmemiş uzvun üzerine koydu. Onu kavrayıp sıkarak Ali'nin tatlı iniltisini dinledi.
"Oğlum özledim diyorum, yaptığın işe bak." Dudağını ısırdığı için zevk dolu sesi boğuk geldi. Cümle sitemliydi ama dokunduğu için değil, dokunşu yok olacağı için sitemliydi.
"Sen yaklaşıp sınırlarımı zorluyorsun, karşılığı olmayacak sanıyorsun ama unutuyorsun ki ben daha idmanlıyım. Zararlı çıkan sen olursun." Göz kırparak sözünü güçlendirdi. Ali, onu da tıpkı kendisi gibi zorlamak için tekrardan boynuna uzanmıştı ki Mete karşıda açılan kapıyı görerek onu geri, yerine doğru itti.
"Başka bir zaman aşkım." Mete'nin sevgi sözcüğü ile yüzünde oluşan gülüşü saklamak için elinin ardına saklandı.
Bölüm biraz ara bölüm gibi ama nedeni bundan sonra bir bölüm daha atacak olmam. Hatta yetişirse iki bölüm gelecek. Çok güzel bir fikrim var çünkü.
Bu şarkı ve kilim şarkısını duyduğum anda aklıma Usul geliyor. Kitabın iki şarkısı bunlar benim için.
Küçük bir not olsun köyü genelde kendi köyümden yola çıkarak yazıyorum. Beğenen gitmek isteyen falan olursa beklerim dhwjska
Çaya gidiyoruz derken içine girilen su olan çayı kastettiler.
-Lisa
