Mete
Paketten çıkan dal Ali'nin dudaklarına tutunana kadar Mete'nin gözleri daldaydı. Ateş yanıp karanlığı bölene kadar da zar zor seçebildiği dudaklara takılı kaldı. Çalışmayan sokak lambası, Mete'yi Ali'nin görüntüsünden mahrum bırakıyordu.
Lamba beş dakikanın ardından tekrar yandığında ışığı on saniye kadar aydınlattı etrafı. O zaman tamamen gördü Mete, Ali'yi. Dudaklarından çıkan dumana, yutkunduğu için oynayan adem elmasına ve şakağını kaşıyan baş parmağına baktı. Diğer parmakları da Mete'ye dönüktü. Canan için olan nişan yüzüğüne bakabilirdi ama onun gözü kendisinin seçtiği yüzüğe odaklandı. Ali bunu Mete için takıyordu. Diğerlerinin gözünde bir anlamı olmasa da ikisi için oldukça önemliydi.
Işık tekrar söndüğünde bir ay ışığı kaldı üstlerinde. O zaman derin bir nefes daha aldı Ali ama bu seferki sigaradan değildi. Söze girecekti maviş oğlan. Sigara içişinden anlıyordu Mete söyleyeceklerinin tonunu. Sadece derdi olduğunda içerdi Ali.
"Necdet bizimkileri alacak." Diye başladı cümleye. "İzmir'e gidecekler; Canan ve benim için ev bakmaya." Sigarayı tekrardan dudaklarına kondurdu ve nefeslendi.
"Hızlanmak istiyorlar." Dedi Mete. Amaçları buydu, önceden Necdet birkaç ay burada kalmalarını istemişti ama son olaydan sonra ikisini önce göndermek, sonra geri getirmek istiyorlardı. Necdet kızının kimden bahsettiğini bilmiyordu ama diğer çocuk her kimse onun yolunu kapatmak için yapıyorlardı bunu.
"Sen neden gitmiyorsun İzmir'li? Sen oturacaksın o evde." Mete olayı alaya alarak gerginliği dağıtmak istedi.
"Ben İzmir'e, sen de Ahmet'e gidersen dikkat çekeriz. Kaçtıklarında suçlayacakları ilk kişi sensin. Dikkat çekmemen için kalıp Ahmet'e yardım etmesi gereken benim." Ali bakışlarını Mete'ye kondurduğunda dudakları yukarı doğru kıvrıldı. Mete gülümsemesinin nedenini anlamasa da ay ışığında parlayan gözlere karşı o da gülümsedi.
"Ayrıca senden ayrı kalmak istemedim." Diyerek gülüşünü açıkladı Ali.
"Biliyorum." Mete hafifçe yana doğru sallanarak Ali'nin omzuna omzuyla vurdu. "Bensiz nefes bile alamıyorsun İzmir'li."
"Alamıyorum." Ali'nin anında değişen sesi titreyince Mete'nin yüzündeki gülüş dondu. Ciddi bir tepki vermesini beklememişti. Yine de anlamalıydı sevgilisini. Ailesi gidiyor diye içmiyordu ya sigarayı. Başka bir derdi vardı.
"Onlar gidinde biz ne olacağız?" Dedi Ali sonunda aklındaki soruyu dillendirerek. "Onları saklarız ama kendimizi nasıl saklayacağız. İkimizin de burada kalması sorunları çözecek mi? Hep böyle ev önünde iki arkadaş gibi uzak mı oturacağız?" Işık tekrardan mavi gözleri Mete'ye gösterdi. İçlerindeki acıyı görebiliyordu, yakından da tanıyordu bu bakışı. Aynaya her baktığında kendinde görüyordu onları.
Bir cevabı yoktu Ali'ye ama yine de onu rahatlatmak isteyerek konuştu. Cevabı boş umutlarla dolu olsa da söylemek, Ali'nin gözlerindeki acıyı silmek istiyordu. Onun çaresizliği Mete'nin söndüğünü düşündüğü kalbini bir daha alevlendiriyordu.
"Ali'm..." Dedi uzata uzata. "Kalbimi biliyorsun, kalbini biliyorum. Bununla yetinmemiz gerekiyor, sadece kısa bir zaman için." Cümleyi kendisi söylüyordu ama o da bilmiyordu zamanın ne kadar olduğunu.
"Zaman..." Açılan kapıdan sızan ışık durdurdu Ali'yi. Gözleri Mete'nin arkasına, ev kapısına kaydı.
"Mete!" Duyduğu sesleniş ile Mete de döndü. Annesiydi konuşan. "Oğlum içeri gel de bana yardım et. Misafirler gelecek." Kadının gözleri, üzerine sabitlediği oğlundan bir saniye için bile ayrılmadı. Sanki Ali hiç orada değilmiş gibi bakmıyordu ona. Mete önce oflayarak yanıtladı onu.
