Mete
Titrek bir iç çekiş ve ardından gelen, bir onun kadar kısık sesli olan; "Git." Fısıltısı. Annesinin dudaklarından çıkan her bir ses yalvarıştı fakat Mete'nin kulakları onun sesine sağırlaşmıştı.
Şimdi annesi ondan gitmesini isterken Mete gitmesi gereken yolu biliyordu. "Ali'ye..." Dedi kadın gibi fısıltıyla. Onun fısıltısının nedeni korku değildi.
Oğlunun sözü kadına bir kurt gibi çevik hareket verdi. Öyle sıkıca kavradı ki Mete'nin kolunu. Mete bir an için tutuşundan kurtulamadı. Dehşetti ona bu gücü veren. Korkuyordu çünkü biliyordu ki Mete ölümü gözlerine koymuştu.
"Sakın!" Sessizliği bir kenara bırakıp öfke ile haykırdı ama yine de tutamadı oğlunu. Mete ilerleyip kapıya ulaştı ve tıpkı Ali gibi azrailine baktı.
Mete, kendi sonunu babasının ellerinden bekler, geleceği onun gözlerinde görürdü. Öyle olmuş sayılırdı, sonuçta babası Ali'yi almıştı ondan. Zaten kabul etselerdi kapının ardındaki kişi de Mete'nin babası olacaktı. Hangi şekilde olduğu önemli değildi her seçenek onları babalarının gurur kaynakları oğullarını kendi elleriyle astıkları geleceğe ulaştırmıştı.
Kapıyı açtığında korkması gereken gözleri gördü. Ali, gözlerindeki korkuyu saklamaya çalışarak açmıştı kapıyı. Çenesi kasılı, bakışları sertti. Mete ise ondan farklı olarak dudaklarında tatlı bir tebessümle baktı adama. Ali babasına benzemezdi ama benzer olan ufak detaylar bile Mete'ye birazdan kavuşacağı aşkını gösteriyordu. Buydu gülüşünün nedeni.
İlk darbeyi yediğinde geleceğini biliyordu, gelmesini istiyordu da. Onun için tepkisizce karşıladı. Dizleri o ana kadar ayakta tutuyordu onu ama tüm vücudu ile birlikte onlar da yenilgiyi kabul etmiş bir şekilde yıkıldılar ve yere düşmesine müsade ettiler.
Mete darbe yediği burnundan akan sıcak kanı teninde hissetti. Sıcaklığı da kanı da hissediyordu ama acı yoktu. Kabullenmiş aklı, zor kısmı hallediyor ve onu hissiz bırakıyordu.
Dudaklarındaki gülüş büyürken; "Ali bir daha acı çekmeyeceğiz demişti." Dedi. Belki de bundandı bu acısızlık. Maviş oğlan gerçek etmişti sözlerini.
"Adını ağzına alma lan!" Adam o ana kadar birçok küfür etmişti ama Mete ilk olarak bu sözleri duydu. İsmini anması bile yasaktı.
"Neden? Ali böyle dememi severdi." Üzerine gelen adama doğru konuştu. Dizlerinin üzerindeydi ama kalkmaya niyeti yoktu. "İzmir'li dememi de severdi ama en çok Ali'm dediğimde gülümserdi." Sözleri gülüşünü sürdürmesini sağladı. Aklında Ali vardı, umut dolu gözleri ile gülümseyen Ali.
Karnına yediği tekme yere serilmesini sağladı. Hala acı çekmiyordu ama şimdi minik bir damla sızdı gözlerinden. Nedeni darbeler değildi. Bir daha Ali'm diyemeyecek olduğunu bildiği içindi bu yaş.
"Oğlumu aldın lan benden, canımı aldın!" Bir darbe daha indirdi Mete'nin canının üzerine. "Ben de senin canını alacağım Mete!" Adam, onu durdurmaya çalışan, koluna yapışmış olan kadını sertçe iterek savurdu.
Öfkeyle kör olmuş gözlerini Mete'nin yaralı kara gözlerine döndürdü. Hırsla inip kalkan göğsü içindeki yangını gösteriyordu. İkisi de aynı mavi gözlerin ardından farkli şekilde acı çekiyordu ama ikisi de kavruluyordu.
"Al, al da kurtar beni baba. Başka kimse yapmaz bana bu iyiliği." Mete cümlesindeki her kelimeyi cesurca söyledi. Sadece baba derken kısıktı sesi. Her daim kısık kalmıştı. Kendi babasına bile baba demek istememişti ama şimdi ona azrail olmaya gelmiş adama böyle seslenmek istiyordu çünkü o adam kendi babasının yapmadığı iyiliği yapacak Ali'sine kavuşturacaktı onu.
