Bu bölüm, aslında bu hikayenin başladığı yer sayılabilir çünkü kırılma noktası burası olacak. Şimdiden iyi okumalar umarım beğenirsiniz. Eğer hâlâ oy vermediyseniz bu bölüme ve önceki bölümlere hemencecik oy verirseniz çok mutlu olurum. Neredeyse her gün bölüm yazıyorum.
-
Zamanın ne getireceği belli olmuyordu. Evet, bu herkes için böyleydi. Ama benim hayatımda zamanın ne getireceğinden çok ne götüreceği belli olmuyordu.
Hayatımdan çok şey kopup gitmişti.
Odada yatağa uzanmış kedinin beyaz ve yumuşak tüylerini okşarken bunları düşünüyordum. Aslında sadece şimdi değil, her boş kaldığımda yaşadığım şeyleri düşünmeden edemiyordum. Kedi sırt üstü yatmış mırıladanarak kendini sevdirmeye devam ediyordu. Lisa da bir kolunun üstüne yatmış, yatağın diğer yanından kediyi seviyordu. Kedi tam ortamızdaydı.
"Mutlu oldun mu?" diye sordum ona. Bakışlarını kediden çekmeden başını sallamıştı. Kediyi eve sokunca doğrudan odaya çıkarmıştık. Kapıdaki adamlara ona kum ve mama almasını söyleyip bir miktar para uzatmıştım ve bana sanki küfür etmişim gibi bir bakış atıp parayı almamış, kedinin ihtiyaçlarını yarım saat içinde getirmişlerdi. O yüzden şimdilik bir sıkıntımız yoktu.
"İsmi ne olsun?" diye sordum ona. Dudaklarını bilmediğini belli etmek istercesine büktü. Bunu yaparken düşünüyor gibi bir hâle bürünmüştü. "Bubbles!" dedi bir anda aklıma gelen isimle. Bakışları tepkimi ölçmek için yüzüme tırmandı. Başımı salladım. "Bence süper bir isim," dedim.
Benden de onayı alınca kediye dönüp ezberletmek için "Bubbles, bubbles..." diyerek ismini tekrarlıyordu. O hipnoz olmuş gibi aynı kelimeyi tekrarlarken telefonuma gelen bildirim sesiyle dikkatimi onların üzerinden çektim.
Telefonun tuş kilidini açtığımda bildirimin özel mailimden geldiğini gördüm. Kaşlarımı çattım. Bu saate kim mail atmış olabilirdi ki?
Merakla bildirimin üzerine dokunduktan sonra gönderen kişinin isminin tamamen sahte olduğunu anlayabilmiştim. Gönderilen bir video dosyasıydı.
Kaşlarım çatıldı. Videoyu oynatma tuşuna bastığımda açılmasını beklerken yattığım yerden merakla doğrulup ayaklanmıştım. Sonunda oynamaya başladığında ekranın siyah olduğunu gördüm.
Hiçbir görüntü yoktu. Hafif gelen sesi duyduğumda telefonu ses tuşuna basarak en yüksek seviyeye getirdim.
Şimdi daha net duyuluyordu. Başa alıp kulağıma yaklaştırdıktan sonra dikkatle dinlemeye koyuldum. Kulağıma Paul'un sesi dolduğunda irkildiğimi hissettim.
"Hayır, Arya'yı gönderdim evine." dedi. Biriyle konuşuyor olmalıydı. Bunu kimin neden çektiğini merak etmiştim.
"Bilmiyor tabii ki. Eski sevgilisini William'ın öldürdüğünü sanıyor." Kahkaha attı. "Adam William'a çalışıyordu. O gün öldürdüklerimden birisi. Herif sanki olacakları biliyormuş gibi kızı saklamış."
Duyduklarım kulağıma dolduğu anda telefonu tutan ellerimin buz kestiğini hissettim. Kalp atışlarım ritmini kaybetmiş, nefes alışverişim hızlanmıştı. Titreyen ellerimle videoyu dondurduktan sonra başımı telefondan kaldırıp karşımdaki duvara sabitledim.
Ne demişti o? Liam'ı William'ın öldürmediğini mi söylemişti? Kendisi öldürmüştü.
Kanımın donduğunu hissederken beynime kanın yeterli gelmediğini hissediyordum. Sanki düşüncelerime birisi bir bıçak saplamıştı ve düşünmem imkansız bir hale gelmişti.
Birkaç dakika şoku atlatmak için olduğum yerde bekledikten sonra hâlâ titreyen parmaklarımı videoyu devam ettirmek için uzattım. Ellerim öylesine buz kesmişti ki telefona dokunduğumu dahi hissedememiştim.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Senden Kalan
General FictionDaha önce hiç görmediğime emin olduğum bu adamlar evime bir anda daldığında bir el hâlâ ağzımın üstüne kapalıydı. "Bay Benson size selam gönderdi," dedi elindeki silaha susturucu olduğunu düşündüğüm şeyi takarken. Duyduğum soyisim beynimde adeta bi...
