Ne diye benim
Ruhumun ahengini bozdun?
Sabahattin Ali
🕊️
Sabahın erken saatlerinde ve herkes uyanmıştı. Ben de dahil olmak üzere. Göz yaşartıcı bir şekilde uyanmış, yetmezmiş gibi bir de yardım etmiştim. Çok hayırlı ve iyi bir insanım ben ya.
Nişanı öğlenden sonra yapacaktık. Akşama kalamazdık, insanlar daha Hakkari'ye dönecekti. Şimdi ise telefonum çalıyordu ve arayan Barlas'tı. Hemen cevapladım.
"Aşkım?" dedim heyecanlı sesimle.
"Neredesin, güzelim?" diye sordu.
"Evdeyim. Nerede olacağım?" Derin bir nefes verdim. Dakikanın ilerlemesi bile deli gibi heyecan yaptırıyordu. "Bayılacak gibiyim."
"Şh," dedi, güldüğü belliydi. "Bayılma. Lazımsın sen bana. Daha baba olacağım ben, dur." Dediği şey, yalnızca bir anlık düşünce ile içimi ısıttı. Barlas'ı çok kısa bir anlığına baba olarak hayal ettim. "Kopma benden," dedi sanki hayalimi biliyor gibi. "Bana konum at hemen, seni almaya geliyorum."
"Ha?" dedim. Çok yerinde bir tepkiydi bence, fikrimce.
"Güzelim dedim ya, seninle işim var diye. Mardin'e geldim şu an. Neredeysen, oranın konumunu at bana."
"Niye haber vermiyorsun, Barlas!?" diye cırladım.
"Verdim işte," dedi umursamadan.
"Allah da belanı verdi mi, Barlas!?"
"Seni verdi bela niyetine," dedi. Eğleniyordu Allah'ın dağ ayısı.
"He belayım ben. Peki Barlas Bey. Sizin başınıza bela olmuyorum. Yok nişan falan. Ayrılıyorum ben senden. Yeter artık. Bitti bu ilişki."
"Güzelim, abartmaz mısın?" dedi. Abartırdım. Bu abartmış halim değildi. Yazıklar olsundu. Emeklerime, yıllarıma yazıktı. Karşımda olsa, elimi belime atıp teyzeler gibi tükürürdüm yüzüne. "Şu konumu at artık."
"Yok sana konum," dedim sinirle. "Asker değil misin? K9 gibi koklaya koklaya bul evi. Belanın kokusunu tanırsın, bilirsin sen."
"Selvihan annemden isterim," dedi. Mantıklıydı.
"Annemden engellerim seni."
"Hakan babamdan isterim," dedi bu kez.
"Babandan da engellerim."
"Fatih var," dedi bu sefer de.
"Ondan da engellerim."
"Aybüke'm, derdin ne? Öleyim mi ben? Bunu mu istiyorsun? Zaten günlerdir görmedim, hasretinden bir taraflarda bayılıp kalacağım."
Bu taktiği biliyordum. Yemezlerdi. "Yemezler," dedim sert bir şekilde. "Bela olmuşum başına he? Al sana bela."
Telefonu kapattım. Zaten heyecanlıydım. Yerimde duramıyordum. Kafayı yiyecektim. Gelip bana dedikleri laf mıydı şimdi? Hem, bu hayvan neden heyecanlı değildi? Ben, kendimle mi nişanlanacaktım?! Yıllarca hayalini kurmuştuk. Hadi yapalım dediğimizde hep bir pürüz çıkmıştı. Şimdi demiştik, pürüz yoktu. Bugün nişanlanıyorduk.
Ama o hayvanda heyecan yoktu. Dağ ayısıydı. Evet evet, kesinlikle dağ ayısıydı. Yontulmamış bir odundu. Bazen şükretmeyi, bazen küfretmeyi öğretiyordu insana. Şu an kesinlikle küfrediyordum.
Bir kez daha çaldı telefon. Yine Barlas arıyordu. Reddettim. Onun yerine direkt konumu attım. Bir de telefon sesi çekemezdim. Telefonu salonda bırakıp, odama ilerledim. Madem gelecekti, kıyafetlerimizi giyelim. Azcık güzel olalım yani.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Vatan Uğruna
Mystery / ThrillerVatanı uğruna aylarca göreve giden hayalet asker. Sevgilisini bekleyen sınıf öğretmeni. Saf ve zorlu aşkın hikayesi. Aybüke ve Barlas'ın yaşamını ikilinin ağzından dinlemeye ne dersiniz?
