Bölüm 25

2.1K 91 100
                                        

Bir önceki bölüm yorumlarına cevap veremedim ancak hepsini okudum. Bölüm silinince bir an önce yazıp yayımlamak istedim. Sizler bölümü okurken cevaplayacağım. Iyi okumalar
💕😊😚 sınır 60 vote 60 yorum...

Hiçkimse gece sonunun Nazım'ın başında parçalanan vazo ile biteceğini tahmin dahi edemezdi. Leon içi çiçeklerle dolu olan yeşil vazoyu bir çırpıda eline aldıktan sonra Nazım'ın kafasına sert bir darbe indirmişti. Başı kanayan Nazım, ailesinin çığlıkları, Albay Cevdet'in öfke dolu gözleri, Hilal'in ne yapacağını bilemez hali.... Böyle bir vaziyet ancak Teğmen Leon'un hayal aleminde var olmuştu.

Hilal kahveler ile içeri girdiği zaman odadaki kimsenin yüzüne bakamayacağını hissetti. Mutfakta Leon ile yaşadıklarını sanki herkes biliyormuş gibi geliyordu genç kıza. Büyüklerden başlayarak kahveleri dağıtmaya başladı. Oturduğu üçlü kahverengi koltuğa döndüğünde ise kendi oturduğu yere Leon'un yerleştiğini görmüştü, kendisine bilmiş bakışlar atıyordu. Nazım'ın yanına oturacaktı Leon'a inat ama genç adam bunu tahmin ederek yollarını tıkamıştı. Tepsiyi uzattığında iki gencinde aynı fincana atılmasına gözlerini devirdi. Leon ve Nazım gözlerini bir an olsun birbirilerinden çekmeden meydan okudular. Meydan okumaya mevzu bahis olan basit bir fincan değildi elbet, ikiside bunu biliyordu. Nazım yıllar sonra tesadüfen karşılaştığı kolunu kıran mavi gözlü bücüre karşı kalbindeki ılıklığa engel olamadı. Belki de bu, Allah tarafından kendine yollanan bir işaretti. Tahsilini tamamlayıp döndüğünde ayağının tozu ile karşına bir peri kızı çıkmıştı. Leonidas'ın davranışları ise kendini açık ediyordu. Gerekirse savaşırdı. O hep istediğini elde eden biri olmuştu.
Leon ise içten içe köpürüyor kendini dizginlemeye çalışıyordu. Nazım gibi o da rakibinin (!) davranışlarının farkındaydı. Üstelik Azize Hanım sinirlerini bozuyordu. Nazıma oğlum deyip durması sürekli övgü dolu sözler söylemesine bozulmuştu. Hiç bir zaman gözünde vatansever bir genç Türk kadar değeri olmayacaktı. Varsın olmasındı Hilal onu seviyordu, onca eşekliğine rağmen vazgeçmemişti. Bundan başka bir şey önemli değildi. Kahve çekişmesini Leon'un zaferi ile son bulmuştu. Koltuğa daha çok kurularak gerine gerine kahvesini içmeye başladı. Hilal bu çocukça tavrına bıyık altı güldü. Bu adam bazen çocuk bazen yetişkin olabiliyordu. En çokta bu hallerini seviyordu ya zaten ukala Teğmen Leon'u. Nihayet misafirler gittiğinde derin bir nefes aldı. Kazasız belasız atlatmıştı bu geceyi. Azizelerin gelmesi ile Nihan, Hilal ablası ile aynı yatağı paylaşmak durumunda kalmıştı. Ev halkı odalarına çekilip günün yorgunluğu eklenince uykuya daldı bir kaç kişi hariç. Leon'u Hilal ile yan yana ama ayrı odalarda olması ile uyku tutmamıştı bir an olsun genç kızdan ayrı düşmek istemiyordu. Nihan ise uyumak nedir bilmemişti sürekli Leon'un ne kadar yakışıklı olduğundan büyüyünce onunla evleneceğini anlatıp duruyordu. Hilal başkası olsa kıskanırdı hem de fazla kıskanırdı lakin küçük çocuğun hayranlığını onda kıskançlık uyandırmıyor aksine eğlendiriyordu.

"Hilal ablaaa." Son harfini uzatarak seslenmesi üzerine bir şey isteyeceğini belli etmişti.

"Ne istiyorsun küçük cadı."  Nihan kıkırdayarak ellerini çenesinin üzerinde birleştirdi. "Leyonu çağıralım mı gelsin bana maşal anlatşın iştiyorum."

"Olmaz ama Nihancım kızarlar bize. Hem küstüm ben sana Leyon'u gördün benim pabucumu dama attın." Hilal küçük kızı taklit ederek sahte bir sitem ile arkasını dönüp gözlerini kapadı. Nihan dizleri üzerinde doğrulmuş ablasını kolundan çekerek kendine çevirmeye çalışıyordu. "Yaa ama küşme bana valla bak şeni de çok seviyorum ama onu da şevdim. Hadi lüften barışalım."

Hilal küçük kızın tatlılığı karşısında daha fazla kayıtsız kalamayacağını biliyordu. Bazı harfleri yanlış söylemesi tombul yanaklarını ısırma isteği uyandırıyordu. Kızı bir çırpıda altına çekip gıdıklamaya başladı. Nihan çığlıklar eşliğinde kahkahalar atıyordu.

TEĞMENHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin