Güççük bir yazar notu : Bölümü atmama saatler kala irademin sonuna geldim. Alın size yeni bölüm.
Sabah kalktım bir süre uykulu gözlerle odama baktım. Sıradan bir dolap, çalışma masası, koltuk, kütüphane, ıvır zıvırlar... ve o.
Bir süre ona baktıktan sonra ondan gözlerimi kaçırdım ve yataktan çıktım. Duş almak için lavaboya girdim ve soyundum. Hızla duşumu alıp odama geri girdiğimde belimdeki havluyu düşmemesi için tutup yatağımın üzerine koyduğum, ya da fırlattığım, giysilerimi almak için yatağıma yöneldim.
O sırada kapımın açılmasıyla irkilerek grili beyazlı kapıma döndüm refleks olarak. Micheal kapıda durmuş bana bakıyordu. O gözlerindeki şey şaşkınlık mıydı? E tabi ben de karşımda benim gibi destansı bir şaheser görsem ben de şaşırırım. Ona el sallayıp "Kapı çalmak falan? Medeniyetten uzağız sanırım bu aralar?" dedim. Micheal kendine gelerek yutkundu ve "Kahvaltı hazır seni bekliyoruz." dedi ve kapıyı kapattı. Bugün akşam meşgul olduğum için Micheal'la bu haftalığına günleri değiştirmiştik.
Gözlerimi devirdim Micheal'ın bu tavrına. Kurulanıp giyindikten sonra kısaca saçlarımı kuruttum ve aşağıya indim. Herkes masadaydı, babamız hariç. Micheal krepleri Gabriel'den korumaya çalışıyor, Gabriel sanki tüm hayatı buna bağlıymışçasına tabağındaki iki krebi görmezden gelerek bir tane daha krep istiyor, Anna çayını içerken yeni aldığı şiir kitabını okuyor, Balthazar sabah sabah yine Güneş'le konuşuyor ve Cassie de sanki çok önemli bir şey bekliyormuş gibi gözlerini başucundaki telefonundan ayırmıyordu. Ne renkli görüntü ama.
"Günaydın." dedim ve Balthazar'la Cassie'nin yanına oturdum. Güneş'in sesi telefonu aşmış bana kadar gelmişti. Gülerek Balthie'nin elinden telefonu aldım ve telefonuna ulaşmaya çalışan Balthie'nin yüzünü elimle engelleyerek "Sarışın? Kaç hafta oldu konuşamıyoruz?" dedim. Güneş ve Balth çıkmaya başladığından beri sırf küçük kardeşimi sinirlendirmek için Güneş'le ara ara flörtleşirdim. Güneş de oyunuma uyar bana karşılık verirdi.
"Ah evet öyle oldu Lucy. Seni ne kadar özledim bir bilsen." dedi Güneş. "Yarın sabah ilk iş özel uçağıma atlayıp yanına geleceğim." Balthazar'ı durdurup elimle önündeki tabağı işaret ettim ve "Yemeğini ye." dedim ağzımın içinden ve ardından Güneş'le konuşmaya devam ettim. "Canım sen zahmet etme ben helikopterimi yollarım."
Micheal sinirle "Lucifer! Geyik muhabbetini bırak da yemeğini ye. Ayrıca orada da saat geç olmuştur. Güneş de uyusun biraz." dedi. Onun bu sözleriyle masaya kısa bir sessizlik çökerken en güzel 'bitch face'imi ona sunup telefonu sahibine verdim. Balthazar sevgilisine veda ettikten sonra hepimiz kreplerimizi yemeye başladık. Birimiz hariç...
Ağzımdaki lokmayı yutup "Cassie? Aç değil misin?" dedim. Castiel kendine gelerek "Ha? Yok ben, açım tabi. Yerim az sonra. Bir telefonumu kontrol edeyim." dedi ve telefonunun ekran düğmesine bastı. Herhangi bir bildirim yoktu. Castiel'in yüzü daha da düşerken ona doğru eğilip "Mesaj bekliyoruz sanırım? Ya da bir arama?" dedim. Cas bana bakıp başını salladı. "Ondan mı?" diye sordum cevabını bile bile. Cas yine başını salladı. "Bugün buluşacağız, yeri ve saati mesaj atacaktı ama daha bir şey yok."
Ah bu kötüydü işte. Bugün bir geneleve saldırı düzenleyecektim ve yanımda Dean de olacaktı. Bunu ona yaklaşık iki hafta önce, yani o Anna'yla çıktığında söylemiştim. Hatta tüm gününü alabileceği de söylemiştim çünkü en uygun anı kollamamız gerekiyordu. Dean'le beraber çağırdığım diğer adamlara da bu iş için tüm günlerini ayırmaları gerektiğini söylemiştim.
Dudaklarımı birbirine bastırdım. "Belki işi vardır Cassie." Castiel başını salladı. Bu ihtimale tutunmalıydı. Bir an önce Dean'in işini halletmem gerektiğini fark ettim. Hızlıca kreplerimi bitirdim ve masadan kalkıp odama daldım. Telefonumdan Benny'ye mesaj atıp bu gece için her şeyi hazır olup olmadığını teyit ettim. Her şey hazır olduğuna göre sanırım biraz kafa dağıtabilirim.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Papatyam
FanfictionPapatya gibiydi kalbi, Bir sevdi... Bir sevmedi... High School AU ******* 221118 / 170719✌🏻🏳️🌈 ******* TAMAMLANDI.
