Bir dönem bitmişti. Charlie ile gene mükemmel olan notlarımızı diğerlerinin gözlerine sokup egomuzu tatmin etmiştik. BiZ Charlie ile gülüşürken Jess kapımıza gelmişti. Charlie beni dürtüp onu işaret etti. Jess'e baktım. Neredeyse üç aydır birlikteydik. Ona karşı bir şeyler hissediyor muydum peki? Bilemiyorum.
Tamam çok tatlı bir kızdı. Sevimliydi, güzeldi ve benden hoşlanıyordu. Ama ben onunla bir şeyler yaşayabildiğimden emin değildim. Yani, Gabriel'le bile daha iyi anılarım olmuştu. Gabe... Kendi kendime gülümsedim. Dünyanın en şapşal şeyi...
Jess'in yanına gittim. Onun yanına her gidişimde gerginleşip asla rahat olamıyordum maalesef. Sadece... doğru gelmiyordu. Asla olmayacak bir şey için onu oyalıyormuşum gibiydi. Jess bana gülümsedi.
Beni sınıftan çıkarttı ve "Nasıl geldi karnen?" dedi. "Eminim hepsi mükemmeldir." Omzumu silktim. "Tabi ki de." Jess güldü ve "Sam, üç aydır birlikteyiz?" dedi. Gergince yutkunup "E-Evet." dedim. Jess yanakları kızarırken ellerimi tuttu ve beline götürüp bana daha da yaklaştı.
Ne oluyor şu an? Jess ellerini yakalarıma koydu ve parmaklarında yükseldi. Yüzlerimizi anca eşitleyip bana gülümsedi ve "Sana bir şey vermeme izin ver." dedi. Ne yapacaktı? Düşündüğüm şey mi? Öpecekti. Kesin öpecekti. Çok stres yaptım şu an. Ne yapabilirdim ki ilk öpücüğüm olacaktı.
Yan tarafımdan gelen Gabe'in sesiyle ona döndüm ve ellerimi Jess'ten çektim. Kurtarılmıştım ve kurtarıcım yine Gabe olmuştu. Kurtarılmıştım diyorum çünkü istemiyordum. Tamam Jess'le birlikteydik ama öpmek? Kalsın. Sevincime engel olamayarak Gabe'e bir adım attım. "Gabe? Geleceğinden haberim yoktu." Olsaydı bizi böyle görmezdin.
Ama Gabe bir şey söylemedi, sadece bana bakıyordu ve ben bu bakışı o açık kahve gözlerde daha önce görmemiştim. Bir daha da görmek istemezdim. Hayalkırıklığını iliklerimde hissetmiştim. "Şey... Ben, sürpriz yapayım demiştim ama zamanlama yanlış oldu sanırım." Hayır, hayır zamanlama harika! Jess başını sallayıp "Biraz." derken onu durdurup "Yo yo. Sorun değil. Nasılsın? Bir haftadır iyi değildin. Şimdi mutlu gibisin." dedim.
O bakışı atmasının dışında iyi gözüküyordu. En sevdiği tişörtü giymişti ve artık sigara yerine parfüm kokuyordu. Yani kesinlikle iyi bir şeyler olmuştu. Gabe başını sallayıp dudaklarını büzdü, gözlerim istemeden oraya kaymıştı ama hemen bakışlarımı yine gözlerine çevirdim. Az önce sevgilim beni öpmek isteyince kaçmak için her yolu düşünmüştüm ama en yakın arkadaşım dudaklarını büzünce onları öpmeyi istememeliydim. İstemiyordum da! O nereden çıktı şimdi?
"Evet. Kardeşim kendine geldi de. Aslında bunu birlikte kutlarız diye düşünmüştüm ama..." Sevinçle gülümsedim. Kardeşleri Gabe için her şey demekti. Biliyordum. Çok sevinmiş olmalıydı. "Olur. Her zamanki yerde çay ve kahve?" dedim. Şu an Gabe'le bunu kutlamanın dışında bir şey istemiyordum.
Gabe ellerini ceplerine koyarak "Şey, sen Jess'le kalsan iyi olacak sanırım. Hem benim de uçağa falan yetişmem lazım." dedi. Uçak? Ne uçağı be? Gidecek miydi? O bakışla alakası var mıydı? Benim yüzünden miydi? Gerçi sevgilimi öpecek olmam neden Gabe'in gitmesine neden olsun ki? Acaba o... Yok ya. Saçmalamayayım.
Asılmış yüzünle "Uçak mı? Bir yere mi gidiyorsun?" dedim. Ama ben onu ağabeyimle tanıştıracaktım. Hazır tatildi. Bence birbirlerini sevebilirlerdi. Gabe gözlerini kaçırarak "Evet. İzmir'e. Arkadaşlarım oradalar." dedi. Arkadaşların? Ben senin arkadaşın değil miyim Gabe? Bana ne olacak sen gidince? Jess'le yalnız kalacağım ama ben bunu istemiyorum. Benim istediğim sensin.
Yapacağım bir şey yoktu değil mi? Sevgilim yanımdayken ona böyle bir şey söyleyemezdim. Hem Gabe'in de beni isteyebileceği düşüncesine de nereden kapılmıştım? Hadi ama! O Gabriel Shurley'di! Umutsuzca başımı sallayıp "Tamam o zaman." dedim. "Ne zaman döneceksin?" Bari günleri sayayım. "Bilmiyorum." dedi. Yutkundum, belirsizlik ha? En sevmediğim şey. Gerçi son birkaç haftadır yaşadığım şey de oydu. Gabe'le tanıştığımdan beri daha doğrusu. Gabe Jess'e gülümsedi ve bana dönüp "Sonra görüşürüz." dedi. Ben de ona benzeyen bir şeyler söyledim. Gabe arkasını dönüp giderken ben arkasında kalakalmıştım.
***
Ağabeyim bir kenarda somurtuyordu, ben bir kenarda somurtuyordum. İkimiz de birbirimize bir şey anlatmadan somurtuyorduk. Gerçi ne zaman anlattık ki? Kızsal anlar yok, kuralı vardı bir kere. Ağabeyimin bugünlük izin verdiği birayı kafama diktim. Ne Jess'i ne de o listedeki diğer salak kızları istiyordum. Sadece Gabe'le takılmak istiyordum.
Ağabeyim kendi kendine "Sürtüğe bak ya. Başka hikayeymiş. Sensin başka hikaye. Senin tek hikayen benimle oğlum alış buna." dedi sinirle. Sarhoş olmuştu sanırım. Benim de olmama bir şişe kalmıştı herhalde.
"Sen esas bu pisliğe bak ya. Gidecekmiş. Sen beni bırakıp nereye gidiyorsun ya? Sana beni bırakma iznini kim verdi koçum sen hayırdır?" dedim sinirle. Dört ay geçmiş aramızdan bana söylemeden sen nereye gidiyorsun acaba? Arkadaşları oradaymışmış. Pislik. Biz sizin neyiniz acaba? Su şişesi miyim ben?
Dean kucağındaki yastığa daha sarılarak "Hayır bir de gelmiş ben biliyorum diyor. Döverim lan ben o kızı. Obama bile biliyor onun sana yazdığını. Ayıp be. Sen şimdi gider ona papatyam dersin." dedi. Ağlamak üzereydi ama hala Cas'e sövebiliyordu.
Ben de onu sallamayarak Gabe'e sövmeye devam ettim. "Pisliksin sen ya. Ta İzmir'e gidiyor bir de. Aramıza Jess'den beri mesafe girmemiş gibi bir de okyanus sok tamam mı? Aramıza girmeyen bir o kalmıştı bir de okyanus girsin." Dean başını sallayarak "Haklısın lan. Götüne bir de okyanus girsin Cas." dedi. "Okyanus da yetmez götüne tüm galaksi girsin."
Başımı salladım. "Evet lan. Bir de aramıza tüm galaksi girsin istersen? Bu mesafe az geldi. Hayır belki burada seni özleyen birileri var ya. Ama umursayan kim? Sen ki mükemmel Gabe! Bir on birinci sınıfı mı umursayacaksın?"
Telefonumun çalmasıyla Cas'in götüne çeşit çeşit şeyleri beddua aracılığıyla sokan Dean'i durdurup telefonuma baktım. Dean de öbür koltuktan sanki görebilecekmiş gibi telefonuma bakmaya çalıştı.
Gabe arıyor...
Ay beddualarımı duydu kesin. Nasıl açıklayacağım şimdi ben bunu? Özür mü dilesem? Yok, yüz yüze özür dilemek istediğimi söyleyeyim o da gelsin. Çok mantıklı. Telefonu açtım. Daha fazla bekletmemeliydim onu.
"Gabe?" dedim yavaşça. Sesimin düzgün çıktığını umut ediyordum. "Sammy?" Gabe'in sesi yorgun geliyordu, hatta berbat. Daha bugün güzel gözüküyordu ya gene ne olmuştu. Ha işte burada olsaydın yanına gelir, sana sarılır ve seni teselli ederdim. Telaşla "Gabe? İyi misin sen?" dedim.
"Değilim." Tamam bu bir ilkti. Gabe normalde berbat halde olsa bile iyi olduğunu söylerdi. Şimdi ne değişmişti? Gabe yine konuştu beni daha fazla telaşlandırmadan. "Sam. Raymond'la Evageline'i tanıyor musun?" Raymond ve Evangeline mi? Onlar kim lan? Evangeline diye bir oyuncu var ama Raymond'u bilemedim. "Hayır. Neden?"
Gabe derin bir nefes alıp "Raymond bir ateş böceği. Evangeline de bir yıldız. Raymond Evangeline aşık. İnkansızlığı umursamadan. Biliyor musun. Ben de öyle tutuldum." dedi. Kalbimin oralarda bir şeyin koptuğunu hissettim. Birine tutulmuştu demek. Zaten son zamanlarda dalıp dalıp gidiyordu. Kimdi? Tanıdığımız biri miydi yoksa İzmir'deki arkadaşlarından biri miydi? Ama Gabe içimdeki tüm şüpheleri götürüp kafamı daha da karman çorman etti. "Sam, ben Raymond'um; sen de benim Evangeline'imsin."
Ardından telefon kapandı. Ne demekti bu şimdi? Gabe beni o şekilde mi seviyordu yani? Romantik yolla? Ya ben? Ben onu öyle seviyor muydum? Bilmiyordum. Tek bildiğim Gabe'in beni sevdiğini bilirken artık Jess'le olamayacağımdı.
'Ello!
Ben geldim. Bence Gabe'in ilanı aşkı küçük kardeşininden kat ve kat daha iyi. Kimse şey etmesin. Ama benim bu bölümde en sevdiğim kısım Winchesterların birbirlerini takmadan sevdiklerine sövdükleri kısım oldu. Eee Winchesterlar, Shutleylere gelin gitmek kolay değil. Tamam susuyorum. İpucunu vereyim de kaçayım bari.
İnce
Sizi seviyorum. İsteyenler buradan hepsinin adını yazmaya üşendiğim kitaplarıma uçabilir. Haftaya görüşürüz. ✌🏻🏳️🌈
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Papatyam
FanfictionPapatya gibiydi kalbi, Bir sevdi... Bir sevmedi... High School AU ******* 221118 / 170719✌🏻🏳️🌈 ******* TAMAMLANDI.
