44-FİNAL BÖLÜMÜ

4.2K 124 22
                                        

Belki de umudu bıraktığınız anda, umut size sarılıverecekti..

Azra ayaklarını sabırsızlıkla yere vururken bir yandan sorgu odasını izliyordu. Neden o sorgu odasında olamadığını anlayamıyordu, kendisi olsaydı böyle günler sürmezdi Yuhi denen pisliği konuşturması.

"Bakma öyle teğmenim." Sesi duyar duymaz içindeki gerginlik toz olup uçmuş ayakları kendiliğinden düz pozisyona geçerek rahat bir hâl almıştı.

"Bakışlarından bile belli oluyor o şerefsizi sorguda kıstırmak istediğin, Yavuz yarbay bizim timden birini o yüzden istemiyor sorguda."

Kaşlarını çattı Azra.

"Nasıl yani?"

Bir adım attı Burak genç kıza doğru.

"Bizimle ne olursa olsun oyun oynayacak, bizden korkmaması gerektiğini de biliyor dağ faresi." Ardından sol elinin işaret parmağını Azra'nın iki kaşının ortasına koyarken parmağını yukarı kaldırarak genç kızın kaşlarının düzelmesine yardımcı oldu, ardından gülümsedi.

"İçerideki aslanlar emin ol konuşturacak o herifi." Elini çekerken Azra Burak'ın gülümsemesine takılı kalmıştı çoktan.

"Burası soğuk, çay ocağında eminim okkalı bir çay demlenmiştir şimdi." Gülümsemesine karşılık verirken Azra içinden bir an söylemek istediği cümleyi söyleyiverdi genç adama.

"Keşke daha önceden söyleseydim seni sevdiğimi." Dedi aklına kazımak istediği gülüşüne gülümserken. Kaşlarını kaldırdı Burak, Azra'dan bir farkının olmadığı gözlerinden belli oluyordu.

"Neden?"

"Hep böyle gülebil diye."

İkisi arasındaki çekim günden güne artmıştı. İki kalbini gömmüş yürek, içlerine nefreti kattığını düşünürken aslında göğe yükselip sevginin en güzelini yaşamak için beklemiş bunca zaman.

"Haydi, yapabilirsin." Pür dikkat karşısında duran plastik bardaklara bakıyordu herkes. Nişan aldı Nihat, güveniyordu nişancılığına o yüzden bıyık altı gülümsedi. Yeneceklerdi o sinir bozucu çifti. Derin bir nefes aldı. Elindeki pinpon topunu ileri vurduğu anda sanki saniyeler durmuştu. Herkes pür dikkat topa odaklanmışken birden topun manevrasıyla plastik bardakların bir çoğu masada kalmıştı. Sinirle masaya vurarak ayağa kalktı Nihat.

"Başlayacağım ama ha!" Kaşları çatık bir şekilde birbirine sevinçle sarılan Funda ve Hakan'a bakarken Hakan da kesici bakışların farkına vararak kendine geldi. 'Ne var?' dercesine bakarken Nihat konuştmaya başladı.

"Bir şey yaptınız değil mi masaya? İmkanı yok bu atışın da kaçmasının."

Omuz silkti özgüvenle Hakan.

"Onu kendi ellerine sor sen." Yaklaştı Nihat'a. "Demek ki iyi olan biziz." İki inatçı keçi edasıyla birbirine bakan askerleri Funda ve Hazal omuz omuza dayanmış gülerek izliyordu.

"Ne dersin?" Dedi ve ekledi. "Rövanşa var mısınız, bir el?"

Hazal bıkkınlıkla nefes verirken yüzünü buruşturdu.

"Üç saattir pinpon ve plastik görmekten usandım ben."

"Al benden de o kadar!" Kafedeki deri koltuğa attı iki genç kız kendini. Ama iki inatçı askerden de geri dönüş alamamışlardı. Şaşkınlıkla birbirine baktılar.

"Hayır.." diye mırıldandı Funda.

"Bunu da alırsam bütün gün istediğimi yapacak mısın?"

Vatan UğrunaBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin