BÖLÜM 25 | KARANLIK

271 38 23
                                        

Korku... Cesaretin aksine kendi kendine besleyebilen, büyütmek için özel çaba harcamanıza gerek olmayan sinsi bir duygudur. Vahşi ve de kontrolsüz şekilde genişlemeye devam eder ve tüm ruhunuzu esir alana dek de durmaz.

Bir miktar olması ise biyolojik açıdan gereklidir aslında. Çünkü biraz adrenalin pratik çözümler için mükemmeldir. O yüzden korkuyu en başından itibaren kontrol altına almayı öğrenmelisiniz.

Kendinize birçok yöntem bulabilirsiniz bunun için. Psikolojik süreçlerinden bahsetmiyorum elbette. Yüksek motivasyon, pozitif düşünce, yapıcı bakış açısı ya da benim gibi umursamazlık, korkuyu.. Görmezden gelmekten değil, sadece göze değmesine izin vermek. Çünkü korku içimde sızıntı göstermeye başladığı andan itibaren hızlı düşünmek ve de sağlam çözümler bulmak için o histen faydalanıyorum. Beni kullanmasına müsaade etmeden onu kullanan ben oluyorum.

Şimdi de yapmam gereken sadece bu.

Siyah minivan sürgülü kapısı kapandıktan hemen sonra akşam trafiğinin içine karışmışken de yine tek yaptığım beni ele geçirmesine izin vermediğim o histen beslenmek.

Şimdi tüm algılarım açık.

Hızlı giden arabanın içinde sürücü dışında iki adam vardı. İkisi de karşıma oturmuş azılı katilmişim gibi namlularının ucunu bana yöneltmişken içerisi yoğun izmarit, ter ve de deri kokuyordu. Kokudan rahatsız olarak burnumu kıvırdım. "Şimdi size o meşhur soruyu soracağım beyler." Enerji dolu sesimle ruhsuz gözlerini sadece yapmış olmak için bana çevirdiler. "Siz kimsiniz ve beni neden alıkoydunuz?"

Seni kendi ellerimle gebertmek istiyorum John McNally!

Sol tarafta oturan Latin Amerikalı olduğunu düşündüğüm, gür bıyığı ve de öne taradığı saçlarıyla Meksikalı kartel El Chapo'ya benzeyen adam sorumu duymazdan gelip diz kapağına dayadığı silahının ucuyla yanındaki adama işaret verdi. "Şu güzelliğin gözlerini ve ellerini bağla çabuk." Şapkasını başından indiren kapüşonlu adam Meksikalı dostuna kıyasla daha genç ve de biraz daha zayıftı. Arkasını bana dönmeyip gözlerini üzerimden ayırmadan silahını şoför koltuğunun yanındaki koltuğa düşecek şekilde yukarıdan bıraktı ve cebinden bir plastik kelepçe bir de kalın bir bez parçası çıkardı. Yanıma oturup gözlüğümü rastgele bir kenara fırlattığında ileri atıldım ama Meksikalının silahını sallayıp "Şşş, rahat dur!" emriyle geri çekilmek zorunda kalmıştım. Az önceki alaylı tavrım yerini salt öfkeye bırakırken gözlerimin bağlanıyor olması onlara duyduğum nefreti görmelerine engel olmuştu. "Ne oldu?" dedim gözlerim bağlı olsa da çenemi kaldırarak. "İki silahlı adam küçük bir kızdan mı korkuyor yoksa?"

Karnıma sert bir dirsek darbesi yedim.

Lanet olsun!

"Kapa çeneni ve ellerini uzat!"

Karanlığa mahkum edilmiş gözlerimle sertçe ellerimi uzattığımda yanımdaki adam kolumu çekiştirip bileklerime kelepçeyi taktı. "Kimsiniz?" dedim tekrardan. Artık onları göremiyordum. Benim için her yer kararmışken Meksikalının aksanlı sesini işittim. "Senin hırçın bir kedi olabileceğin konusunda uyarılmıştık ama güzel olduğunu söylememişlerdi küçük kız. Sabırlı ol. Gidince öğreneceksin."

Oldukça sabırlıyımdır. Sizi çıldırtacak kadar.

Bir süre başka bir konuşma olmadı. Görme duyusunu kaybeden birinin denge yetisinde de çatlaklar olurdu ve arabanın hızla yol alıyor olması az önce bahsettiğim sebep nedeniyle sağa sola yalpalamama neden oluyordu. Gözlerim kapanmadan önceki görüntüleri zihnime oturtup, tüm dikkatimi kulaklarıma verdim. İnsan bir duyusunu kaybedince diğer duyu organlarındaki dikkat oranı yükseliyordu ve işittiklerim çok yakınımdaki düzenli ayak ritimleri, vites ve sinyal sesleri, arada bir öten aptal korna sesleriydi..

STAJYERBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin