Yaptığımız ilginç sohbetin ardından Hans'ın yanından ayrılmıştım.
Ruth'u, söylediği gibi, dolapların olduğu odada bir havluya sarılı, duşunu almış ve ıslak saçlarını kurularken buldum. Odanın içinde bizim gibi çıkmak üzere olan üyeler olduğu gibi henüz yeni gelenlerde vardı ve ufak mırıltılar dışında, ben dahil herkes kendi işiyle ilgileniyordu.
Dolabımdan çıkardığım beyaz sweatshirtü üzerimdekileri çıkarma gereği duymadan giyinirken yanımda beliren Ruth nemli kalan saçlarının ensesinde toplamıştı.
"Duş almayacak mısın?" dedi. Bu kalabalıkta mı..? Elbette hayır. "Kendi evimden başka yerde duşa girmekten hoşlanmıyorum. Ayrıca buradan sonra bir arkadaşımla buluşacağım. Gecikmeden eve geçmeli ve de hazırlanmaya başlamalıyım."
"Hımm.." dedi serseri bir sırıtmayla. Ellerini beline atıp omzunu dolap kapaklarından birine yasladı. "Geceyi arkadaşında geçireceksin galiba, hı?"
"Yanlış tahmiin."
İş yerinde giydiğim kıyafetleri dolaptan çıkardığım sırt çantama yerleştirip dolabı şifrelediğimde Ruth kollarını göğsünde bağlamış inanmadığını belli eden yüz ifadesiyle hala bana bakıyordu. Sıkıntılı bir soluk verip başımı iki yana salladım. "MMC'deki postacı Liam'ı biliyorsun.." Başını salladı. Onu bilmeyen ve her sabah mektupları taşıyan biri olarak onun da bilmediği kimse olamaz zaten. "Liam'la beraber bir şeyler içeceğiz o kadar. İş arkadaşı olarak." diye bastırdım. "Romantik bir bağ yok yani.."
Omzunu silkip dolabına döndü. "Pekala Aryana, söylediğin gibi olsun. Ama garipte olmazdı yani, sen güzel akıllı bir kızsın, Liam'da oldukça hoş bir erkek. Neyse.. Oyalanmadan çıkalım bakalım, geç kalmanı istemeyiz."
Siyah taytım, beyaz sweatshirtüm ve de sırt çantamla kalabalık Boston caddelerinde yürürken, Ruth'da benzer şekilde rahat spor kıyafetleriyle, koca bir holdingin hissedarı değil gibi eşlik ediyordu bana . Muhtemelen reşit olur olmaz kendini balta girmemiş ormanlara, Amazonlara ya da bilmem hangi kurak topraklara kendini atmasıyla alakalıydı bu kaygısızlığı ve belki de bir çok statü sahibinde olması gereken de biraz kaygısızlıktı.
Spora başlamadan önce nasıl ısınma egzersizleri yapılıyorsa, bittiğinde de benzer şekilde soğuma egzersizleri yapılmalıydı ve biz bunu yaz akşamının hoş esintisinde bir yürüyüşle hayata geçirmeye karar vermiş, ortak kararla kendimizi yola atmıştık.
Daha önce de söylediğim gibi.. eğer bir arkadaş edinecek olsaydım bu bir çok konuda kafa dengim olan Ruth olurdu. Özellikle hissedarlar toplantısında, o kadar beyaz gömlekli, kravatlı insan içinde McNally'e kafa tutmasını ve ona karşı üstlendiği tutumunu da takdir etmiştim. Yirmi dokuz yaşında bir kadın olarak grubun en genç üyesiydi Ruth ve o bunu umursamıyordu. Beni en çok rahatsız edebilecek huyu çalışmaya karşı yaklaşımının sorumsuzca olmasıydı ama ben yaptığım işe bakardım ve bu holding umurumda bile değildi.
Özellikle de John McNally.
Sözümü tuttuktan sonra MMC ile en ufak bir bağlantım bile olmasını istemiyordum. Ve elbette başta babasının genlerinden aldığı kibirle kendisine sinir olduğum Steve McNally'de asla karşılaşmak istemediğim insanlardandı. Özellikle de, Boston'un bir çok sokağı ve caddesi içinde, bir günü deviren yirmi dört saatlik zaman dilimlerinin herhangi bir çizgisinde karşınızda Bay Lord beliriyorsa...
Benim metro durağına, Ruth'un da arabasını park ettiği sokağa bir iki blok kalmışken cadde üzerindeki araba galesinin içinden çıkan Steve McNally üzerinden daha bir gün geçmiş görüşmeme dileğimin ters dönmüş haliydi.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
STAJYER
Action•TAMAMLANDI• "Şeytana yol veren bir melektim. Kanatlarıma kan bulaşmıştı benim.." 🔸🔸🔸🔸⚜️🔸🔸🔸🔸 Acıyı tanımak, onu hissetmekten daha çok sarsar insanı. Tecrübe etmişsindir.. acının sana neler yaşatacağını, sende meydana çıkaracağı hisleri artı...
