Martin kendi getirdiği SUV'la beraber şehre dönerken ben de Steve'le beraber Drew'e verdiğim arabamı almış Dorchester'a geçmiştik. Hatlarını ayırdığımız telefonlarımızı şehir merkezine girdiğimiz anda yeniden birleştirdiğimizden onlarca bildirim düşmüştü Steve'le telefonlarımıza. Tahmin edilebileceği gibi hemen hepsi de karısına ve Buster'a ulaşamayan deliye dönmüş John tarafındandı. Steve'e ek olarak bana bir de Mike'dan arama gelmişti ki sebebi tahmin edilebilirdi.
Hala arabadayken babasının çağrılarına dönen Steve'in duymamak için kulağından uzaklaştırdığı öfkeli haykırışlarını ben bile rahatlıkla duyabiliyordum. John'un o bariton sesi duyulmayacak gibi değildi zira.. Defalarca ve defalarca Vera'nın ve köpeklerin hangi cehennemde olduklarını, saatlerdir karısına ya da kahrolası asistanı olan bana neden ulaşamadığının hesabını sormuştu Steve'e. Aldığı tek yanıt ise planladığımız gibi her zaman gittiği otelde her şeyin anlatılacağı yönündeydi. Tek şart Mike'ı asla gözü görmeyecekti Steve'in. John oğlunun bunu Mike'a duyulan kıskançlık ya da benzeri sebeplerle istediğini düşünedursun bizim gerçek sebebimiz bundan çok daha başkaydı. Her ne kadar kendisinden iğreniyor olsak da Steve'de ben de kabul ediyorduk ki Mike gibi sadık bir adam yanındayken John'u kendi oteli sayılabilecek yerden kaçıramazdık.
Evet, McNally'yi kaçıracaktık. Blackhole yayınlandıktan sonra yurtdışına kaçısını engellemek için onu alıkoymamız gerekiyordu.
Saat öğleden sonra 16:30'u gösterdiği sularda Grand Golden Otel'in 1021 numaralı lüks odasında John'u bekliyorduk. Bu oda John'un kadınlar için kullandığı özel odasıydı ve içinde yaptıklarını düşünmemek için sekizinci katın geniş penceresinden Boston'un manzarasını izliyordum. Yer yer çok katlı olan beton duvarların arasından sızan sonsuz okyanus mavisinin şehrin çoğunlukla tuğla rengindeki yüzeyiyle oluşturduğu ahenk bu yükseklikten harika görünüyordu. Boston ya da Pittsburgh fark etmez, bir şehri içinden değilde yukarıdan izlemeyi seviyordum ben.
Ve sevdiğim bir şey daha vardı.. Belimi ve karnımı sararak sırtıma dayanan sert göğsün ve boyun çukuruma vuran serin nefesin sahibi.. "Öylece dalmış ne düşünüyorsun?" dedi. Ben gardımı indireli henüz üç gün olmuştu belki ama Steve'e alışmak sandığımdan daha kolaydı. Bu sebeple hiç rahatsızlık hissetmeden sırtımı ona daha çok yaslayıp ellerimi karnımdaki ellerinin üzerine kapadım. "Şehrin içinden değilde uzaktan ne kadar huzurlu olduğunu düşünüyordum. Tamamen beton ve demir yığını olsa da yine de uzaktan bakınca o da nefes alıyor gibi.."
"Alıyor zaten.. Yok saydığın o insanlarla. Şehre renk veriyor, şekillendiriyor ve ses katıyoruz."
"Ve ölüm ekliyoruz.."
Ellerini sardığı karnımdan çekip omuzlarımdan tuttu ve beni kendine çevirdi. Dudaklarıma serin dudaklarıyla doyulmaz bir öpücük bıraktıktan sonra alınlarımızı birleştirip tenimden ayrılan dudaklarının yerini işaret parmağıyla doldurdu. "Ölüm eline yakışsa da diline hiç yakışmıyor sevgilim.. Bu yumuşak dudakların bana yaşamı fısıldarken sen ve ölüm bahsi.. yan yana asla gelmemeli.." Kabul etmek istemiyordu belki ama reddedemeyeceği bir gerçek vardı Steve'in. Dudağımdaki parmağını avucumun arasına saklayıp aşağı indirdim. "Kiralık bir katile öldürme demekten farksız bu söylediğin.." Her ne kadar istihbarat ajanı olsam da onlarca insanı öldürmüştü benim ellerim. "Ölüm ve ben birlikte hareket ettik bu zamana dek.."
"Bugünden sonra değil sevgilim.. Bugün artık veda ediyorsun prangalarına, dilediğin emeklilik bu geceden itibaren başlıyor."
Evet, başlıyordu..
Şiddetle açılan kapıdan içeri giren John McNally ise bunu bize bir kez daha hatırlatmıştı.
"Siz iki lanet olası çocuk!" diyerek parmağı havada büyük adımlarla yaklaştı bize doğru. Kapının dışında iki yana ayrılan iki adamıyla gelmişti. Bu iyi.. Yaydığı ölümcül auralı adımlarından önce, gözleri yeni patlayan volkanik dağlar şiddetindeydi. "Siz ne yaptığınızı sanıyorsunuz?! Karımı benden saklamak ne demek!! Telefonları kapatmak, yok olmak da ne demek?!"
ŞİMDİ OKUDUĞUN
STAJYER
Action•TAMAMLANDI• "Şeytana yol veren bir melektim. Kanatlarıma kan bulaşmıştı benim.." 🔸🔸🔸🔸⚜️🔸🔸🔸🔸 Acıyı tanımak, onu hissetmekten daha çok sarsar insanı. Tecrübe etmişsindir.. acının sana neler yaşatacağını, sende meydana çıkaracağı hisleri artı...
