3.6

605 39 24
                                        

Özledim dediğimde bil ki seni, bil ki kokunu, bil ki sesini, bil ki gülümsemeni , bil ki tüm varlığını özledim. Bakma öyle mağrur. Benim şu fani dünyada bir sanadır özlemim, hasretim...

AYNI GÜN

~~~~

Alev.

Sesini duymamla ona dönmem bir oldu. Özlemiştim . Sesini, kokusunu, yüzünü kısaca her şeyini özlemiştim. Varlığını bile özlemiştim. Bir asır boyunca onu görmemiş gibi davranıyor olabilirim ama bunu durduramıyordum. Alev hücrelerime nüfuz eden bir uyuşturucu gibiydi. Bırakamıyordum. Sadece şu sıra atlas dengemi sarsmıştı o kadar.Ama kaldıramayacağım bir olay değildi sonuçta.

Kızıl saçlı güzel kız. 2 sene ona meftun olmamı sağlayan kız koşarak kollarımın arasına girip bana sarıldığında sanırım dünyalar benim olmuştu. Benim aptal alık hallerim devam ederken alev kısaca boka batmış arkadaşlarımla dalga geçerek kampüse bizimle yürüdü. Kısaca yaptıklarını anlatırken üstü kapalı geçtiği yerlere takılmamaya çalıştım. Kendi özel hayatı vardı ve o ne zaman anlatmak isterse ben o zaman onu dinlemeye hazırdım.

Alev yanımızda biraz daha kalmış ve işlerini halletmek için yanımızdan ayrılmıştı. Atlası sorduğu sefer bir cevap vermemiştim ki mert sağ olsun kusmaya çalıştığı için bana pek odaklanmamış olması da benim için iyiye işaretti. Alev atlası biliyor muydu ? Atlas ona anlatmış mıydı ? Olanlardan haberi var mıydı ? Yoksa yine ona bir bok anlatmamış mıydı ? Ve ben ona söylemeli miydim ? Koca bir kaosun içinde merti ve yusufu dersliğe bırakıp emreyi çardakta ders saatine kadar ayık tutmaya çalışıyordum.

Emrenin bir türlü susmayan çenesi beni sınıyordu. Yada ben alevin gelişiyle iyice huysuzlaşmıştım. Ona yalan söylemek istemiyorum. Ama atlası da yüz üstü bırakmak zorunda kalmak istemiyordum. Beynimin içinde bin bir düşüncenin dolaştığını ama bir sonuca varamadığım gerçeğiyle bir süre orada oturduk. Emre kafasını dahi taşıyamıyordu masaya koyduğu kafasıyla sanırım uzun bir süredir uyuyordu. Yani ben öyle sanıyordum.

" Birde bana söyleniyorsun bak onun da kolu kırılmış "

Başta anlamadım. Mal yine rüya görüyor diye düşündüm.

"Atlas bile engel olamamış işte. Kırmış işte kolunu"

Mal rüya görmüyordu. Hızla soluma kafamı çevirdiğimde çardağa yaklaşan kolu sargılı erdeme bakarken giydiğim gömleğin yakalarına bir el sarılmış gibi bakakaldım.

Erdem yalnız başına yürüyordu yanında atlas yoktu. Gergin yüz hatlarıyla bize yaklaşırken içimin daraldığını yakalarıma yapışan ellerin sıkılaştığını hissettim. Bir şey olmuştu değil mi. Ben atlası tanıyorsam kendisi ölür yine de erdemin kılına dokundurmazdı. Erdeme dokunacak kadar ezip geçmişler miydi onu ? Gözümün önünde hastane odasında belirdiğinde beklemediğim bir sarsılma yaşadım. İstemiyordum. Onu öyle düşünmek dahi istemiyordum.

Her ne kadar bana bunu çok önceleri yaşatmış olmasına rağmen ben istemiyordum.

" Şu yüzünü düzelt . Görende öldü sanacak. Gelir birazdan korkma. "

Bu çocuğun ciddi anlamda benimle bir derdi vardı. Kolunu kıran benmişim gibi nefretle suratıma bakıp karşımıza oturmak için haraketlendi. Sanırım ya duymadığımı sanıyordu yada duyup duymamam zerre sikinde değildi çünkü hala söylenmeye devam ediyordu.

"Sanki yavuklusu öldü şerefsizin oldu olacak birde oturup ağlasın"

Canını yakmak istiyordum. Yada en hafif haliyle küfretmek . Ama yapamadım eller hala yakalarımda soluğumu kesmiş öylece kalmamı sağlıyordu. O gün gitmeliydim peşinden kızsada dövsede nereye gidiyorsun demeliydim. Kötü bir dost olmuştum. Aramız yeni yeni düzelirken böyle olmamalıydı. Elimde kalan son direncimle kalkıp onu aramaya gitmeliydim. Sesini duymasam kalkıyordum. Ama elleri bogazıma saran, o sesi duyduğum gibi olduğum yerde kalakaldım.

Sesini duymamla günlerdir farkına dahi varmadığım korkunun beni bırakmasını izledim. Yaşıyordu. Herkes öylesine bir endişe yaptığımı sanıyordu ama ben gerçekten korkmuştum. Bunu kendime itiraf edemeyecek kadar hemde. Onu son kez görmüş olabileceğimi düşünerek öyle çok korkmuştum ki korkum beni terk edene kadar ne kadar ağır bir yük taşıdığımı dahi anlamamıştım.

Ona döndüğümde adete dejavu yaşıyordum. Bana gezi yaptığı palavlarını sıktığı ama rusyada olduğunu ögrendiğimiz günü tekrar yaşıyordum. O gün agaçların arasından elleri kanlı çıktığında nasıl titrediysem yine öyle titriyordum. O gün nasıl gözümde büyüdükçe büyüyen biri olmuşsa şuan da öyleydi. Kalabalık arkadaş grubunun biraz ortasında tüm o ihtişamıyla duruyordu.

Tek bir yerinde yarası olmadan yürümesine yada koluna taktığı bir bandajı olmadan durmasına inanamadım. Giydiği pantalon ve oduncu gömleği bedenini sarmış adeta onun için yapılmış gibi omuzlarının genişliğini ön planı çıkarırken siyah pantolunu ise boyunu daha da uzun göstermişti. Saçları hafif esen rüzgarla savrulurken arada bir el atıyordu. Yüzünü saran tebessümle arkadaşlarına bir şeyler anlatıyordu. Gözlerinde ise güneş gözlükleri vardı.

Beni er ya da geç fark edecekti. Çünkü konuşmak istiyordu benimle öyle söylemişti attığı mesajda. Bana döndüğünde durdu. Yüzünde ne gülümseme ne de bir tebessüm kaldı . Eli gözlüğünü çekip çıkardığı gibi gözleriyle delip geçen bakışı beni bulmuştu. Sinirli gibi bir hali vardı. Ne hakla böyle olduğunu bilemesem de böyleydi. Arkadaşlarına ne söyledi bilmiyorum çünkü dönüp bakma gereginde bile bulunmamıştı yanlarından ayrılırken. Sadece konuşup bizi doğru ilerlemeye başlamıştı.

Attığı her adımda küfrettim. Kendime. Ona. En çok da ona verdiğim şu değere. Şu kadar kısacık zamanda emreye verdiğim değeri vermiş onu da gözümden gönlümden sakınmamıştım. Çok fevri davranmıştım çok. Atlas buna değer mi düşünmeden vermiştim değeri şimdi pişman olmam kaç yazıyordu.

Yanı başımda dikildiğinde sadece mal gibi ona baktım. Oysa kaç sefer onu görünce bunu da söyleyeceğim diye hakaret biriktirmiştim. Neredeydi hepsi. Bu kadar çabuk muydu yoksa beni terk edişleri. Sadece onu görmeleri yeterli miydi yani.

Eli usulca saçıma gittiğinde durdurmadım onu çünkü felç geçirmiş gibiydim. Sadece izliyordum. Yüzü geniş bir gülümsemeye yer verdiğinde ,

"Özledim."dedi.

Neyi özledi. Kimi özledi. Neden özledi. Tek bir şey dahi söylemeden sadece elini daldırdığı bukleli dalgalarımın arasına elini bir kez daha ittirdi. Saçlarım dün minenin işkencesinden çıkmış olduğundan darmadağındı her tutam ayrı bir yöne bakıyordu. Benim bu perişan halime kıyasla o hakikaten yakışıklı görünüyordu. Hep olduğu gibiydi, mükemmel.

Saçlarımı sonunda serbest bırakması ve kaşlarının çatılmasıyla konuşmaya başlama kararı aldım. O şiddetli ağlama sesi ve çığlığı duymasam başlayacaktım. Alevin sabah duyduğumda beni mest eden o sesi şimdi kendinden geçmiş gibi bağırmasına yardımcı oluyordu. Yüzünün her bir yanı makyajının izleriyle berbat olmuşken o daha acınası haldeydi. Onu ağlarken görmüştüm ama bu sefer farklıydı yıkılmıştı adeta.

"Sakin ol alev. Sorun yok." Atlas aleve ellerini açmış yanına çağırarak konuştu.

"Erdemin kolu sargılı atlas kimi kandırıyorsun."

Hıçkırıkla gelen bir ağlama anı ve atlasa doğru attığı o sarsak adımlar atlasın gömleğinin yakalarına yapışan alev durmaksızın sayıklamaya başladı.

"Bana canım acımıyor de ."

"Tek bir yerimde yara yok de ."

"Bana bu gömleği yaralarımı saklamak için giymedim de."

"Acımıyor de atlas."

Yumrukları atlasın göğsüne indikçe korkularım tekrar tekrar yeşermeye başladı.

" Bana 'beni ezip geçmeden erdemin kılına dokunamazlar 'dediğinde yalan söyledim de"

Çığlık çığlığa ağlayan alev yakalarını bırakmadan.

" Bana yalan söyle hadi. Bakma bana öyle canın yanıyormuş gibi. Bakma atlas"

PİCASSO 🍁/TEXTİNGBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin