kapanmayan yaralar

286 14 6
                                        

Umuyorum bu bölüm kafanızda takılan bir soru kalmışsa cevabı olur. <3

Demiştim ya kendime, hayat bitti dediğin yerlerden inşa eder yollarınızı. Sahi buna inandırabilmek kendimi ne uzun zaman almıştı değil mi? 

Savaşlar vermiştim. Bazen yenilmiş bazen zafer bayraklarını asmış bazen de belirsizliklerin içinde boğulup kalmış ama o bataklığa rağmen kolumu kaldırıpta,hâlâ buradayım diyebilmiştim

Bazen de açmış ellerimi, ne olur pes etmeyip savaş verdiğim günleri hatırlayıp iyi ki de pes etmemişim diyebileyim diye dualar etmiştim ama isyan değildi bu. Bir kaçıştı,sığınaktı,inançtı. 

Şimdi ne olmuştu peki? Şimdi ben İzmir Foça'da ki evimizin bahçesinde oturmuş,bir elim kendini belli etmeye başlayan karnımı sıvazlar halde gün batımını izler olmuştum. Koskoca istanbul sokaklarını küçük bir odanın küçük bir balkonundan izlerken şimdi sadece batmak üzere olan güneş,ben,bebeğimiz ve sevdiğim adam vardı. Sevdiğim adam da değildi sadece artık. Güncel bilgi olarak,kocamdı bir hayli zamandır. 

"Emir," dedim gözlerimi kısıp batmak için dakikaları gözleyen güneşe bakarak. 

"Sevgilim," dedi bana cevap olarak. 

"Tam 3 yıl önce bugün seni terk etmişim ben."

Derin ve içli bir nefes aldı. "Yoklamasan mı o yarayı güzelim? " Diye sordu masumca.

Elimi yanağına yerleştirdim. "Yoklayamam zaten çünkü o yara kapandı,değil mi?"

Yeşil hareleri izledi yüzümün her zerresini. "Sen," dedi ve yanağına uzattığım elimi elinin içine alarak avuç içime dudaklarını bastırdı. "Bende hep bir yarasın. Hep gönül davamsın. Uğrunda mahkemelerce sürünüp,süründürtebileceğim bir dava."

"Evet belki," dedim yutkunduktan hemen sonra. "Senin beni ilk tanıdığın o davet gecesi benim kabusum olmuştu ama sen rüyalarımdan da gerçeksin şimdi. Bana her ne kadar hayal kahramanıymışsın gibi hissettirsen de..." 

Elimi tutmaya devam etti. "Sil Lizge o geceyi kabusmuş gibi hissettiren her neyse. Sen kimseyi öldürmedin," dedi bana tekrar hatırlatarak. "Sadece o adını bile anmak istemediğim Kaya piçi seni İstihbaratçı olan babandan ötürü düşman olarak gördüğü için erkek kardeşini bu oyuna dahil etti."

Başımı salladım kabullenerek. "Kardeşini öldürdüğümü düşündürttü bana. Evet o gece bıçakladım onun kardeşini ama ölmediğini yıllar sonra sen bana söyledin. Bu nasıl bir vicdan yoksulluğu,Emir? Ben katil olduğumu sandığım için gecelerce kabuslardan uyandım,günlerce kendi mesleğimden kaçtım,doktorluğu kendime layık göremedim. Ellerim kana bulaştı sandım ben,Emir. Meğer bir oyundan ibaretmiş. Peki ya o kız? O kız da mı yalandı? Yardıma ihtiyacı yok muydu gerçekten? Çünkü ben o kızı kurtarabilmek için o adamı öldürdüğümü zannediyordum."

Göğsünü şişirerek bir nefes aldı,Emir. "Onu bilmiyoruz,güzelim. Kızdan bir haber yok. Muhtemelen Şerefsiz Kaya tıpkı kardeşi gibi o kızı da dünyanın bir ucuna göndermiştir."

"Hiç değilse Kaya hak ettiği yerde," dedim rahatlıkla. Kaya Demirkan'ın resmi bir şekilde suç örgütünün başı olduğu ispatlanmıştı Emir tarafından. Bu öyle büyük bir bilgiydi ki Emir teşkilattan bir rütbe daha almıştı,böylece hakkında açılan soruşturma da kapatılmıştı.

 Kaya ise ücra bir hücrenin dibini boylamıştı ağır müebbet cezasıyla. 

"Unutmamız lazım artık bunları," dedi Emir. "Bak kızımız dinliyor bizi." Elini karnımın üzerine koydu hafifçe. Güldüm bu dediğine. Kızımız mı?

İMAHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin