ALI
Üstümdeki takım elbiseye son kez bakıp hızla kravatımı çıkarıp yatağın üstüne attım.
Içimde buruk bir heyecan kırıntısı vardı. Nedenini bilmiyordum ama o 1 ay içinde her evliliğe adım atışımda sanki karşımdaki kişi Rojin değilde Leyla'dı. Parmağına yüzüğü takarken, imam nikahı kıyılırken hep Leyla'yı görüyordum ama başımı gün sonunda her yastığa koyuşumda Rojin'e yaptığım haksızlık bir yük olup omzuma biniyordu.
Sırf eksiklik hissetmesin diye bizimkiler her şeyi yapmıştı zorunlu olarak banada katılması düşmüştü.
Daha fazla düşünmemek için az önce hizmetlinin getirdiği şerbeti hızla kafama diktim. "Düşünme... düşünme. Hiç kimseyi düşünme." Diye sayıklamaya başladım.
Sakalımı sıvazlayıp tam üstümü çıkaracakken aniden açılan kapıyla kaşlarımı çattım.
YAZARDAN
yaşlı kadın, eli titreyerek kapıyı hafifçe açtı.
Karşısında tüm heybetiyle yeğeni duruyordu. Allah biliyor ya öz oğlundan ayırmazdı Ali'yi, damadı olacağı için çok sevinmişti ama mevlam nasıp etmemişti gene de gocunmadı kızının daha 40 çıkmadan başkasıyla evleneceğini söylediğinde üzülsede belli etmemeye çalıştı hem kızına sözü vardı hemde Ali için doğru olan buydu kendi gözleriyle görmüştü Alının nasıl eriyip gittiğini.
Gülümseyip dolan gözlerini umursamadan ali'ye sarıldı "oyyyy benim yavrum ne de yakışıklı olmuş." Deyip anlından öptü.
Ali, hafifçe gülümseyip yengesinin elini öptükten sonra derin nefes aldı.
Ikisininde içinde ki sızı birdi ama dile vurulamiycak kadar acıydı.
Vasfiye (Leyla'nın annesi) hanım elinde tuttuğu cd'yi sıkarak "oğlum Ali'm... bilirim ben senin içindeki acıyı, ahanda tam şuran yanar durur..." Deyip elini sol göğsüne vurdu.
Ali, sessizce yengesine baktı konuşsa sanki dili yanacakmış gibi hissediyordu.
Vasfiye hanım, derin nefes çekti içine "bilirim ne desem gene o acı sönmeyecek ama belki dinecek. Oğlum evleniyorsun. Dilerim allah'tan o kiz senin yaralarını sarar ama önce senin ona izin vermen gerek. Sen onun yaralarını o senin yaralarını sarsın. Kızımı unut demiyorum çünkü desem havada asılı kalacak ama kızımı gözümün çiçeğini evliliğine sokma o kıza da yazık sanada." Deyip akan yaşını sildi.
Daha fazla konuşmaya mecali yoktu elindeki Cd'yi verip "b_bunu Leyla sana vermem için verdi. Neden simdi? Diye sorma Leyla öyle istedi 'eğer ölürsem ve bir gün olurda Ali başkasıyla evlenirse bunu ona ver' dedi." Deyip kağıdı verdikten sonra çıktı.
Ali bir elindeki zarfa bir de kapıya baktı.
Icindekini deli gibi merak ediyordu ama almayada korkuyordu.
Derin nefes alıp cebinden telefonunu çıkardı.
Hızla Ahmetin numarasını tuşladı.
Bir kaç çalıştan sonra acılan telefonla hiç uzatmadan "bana bir bilgisayar bul hemen." Deyip telefonu kapattı.
Odanın içinde bir oyana bir buyana hareket ederken hızla kapı açıldı.
Elinde bir leptopla içeri girdi.
ALI, hızla Ahmet'e doğru yürüyüp elindekini aldıktan sonra "tamam çık hadi." dedi sabırsızlıkla.
Ona anlamayan gözlerle bakan kardeşiyne oflayıp "sonra Ahmet." Deyip onu itti kapıyı üstüne kapattıktan sonra hızla bir koltuğa oturdu bilgisayarı açıp dizine koyduktan sonra açılmasını bekledi.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
İMERA FERAM ☑
Novela Juvenil▪︎TAMAMLANDI▪︎ Mutluluk neydi? Yani gerçek mutluluk? Baba sevgisi, aile sıcaklığı? Peki size bir soru. Size hiç kendi hayatınız için söz hakkı verildi mi? İşte bana verilmedi. Benim kaderimi onlar çizdi ve beni bir avuç sevgiyle uğurladılar yaşadığı...
