all alone in the void

277 37 71
                                        

"Jackson hiç boşlukta olduğunu hissettiğin ve o boşluktan hiç çıkamadığın zamanlar oldu mu? Kendini karanlıkta hissettiğin ve oradan hiç çıkamadığın?" Jackson tepki vermedi çünkü Jinyoung ona bakmıyordu bile. Elindeki şarap bardağına bakıp mırıldanarak konuşuyordu. "Açıkçası ben hep o karanlıktayım. Hiçbir zaman da çıkamadım. Mutlu gözüktüğüm zamanlar...mutlu muyum bilmiyorum, üzgünken üzgün müyüm bilmiyorum." Güldü. Jackson'a bakıp derin bir nefes aldı. "Duygusuz gibiyim. Hiç duygum yok gibi. Sevgi, üzüntü, sevinç, hayal kırıklığı ve bu uzun zamandır böyleydi tamam mı? Uzun zamandır böyleydim. Annem ve babam, bunun hep farkındaydılar. Hep rol yaptığımı farkındaydılar." Kızgın mı diye Jackson'a baktığında onu dikkatle dinlerken gördü. "Yani...demek istediğimi anlamayabilirsin çünkü senin ve benim ailem biraz far-" Jackson sözünü kesti. "Anlıyorum." Sesi kendinden emin çıkıyordu. Masadaki bardakta duran şaraba dokunmamıştı. Jinyoung küçük ve sık yudumlar aldığını fark ettiğinde çabuk sarhoş olmamak için bardağı masaya, onunkini yanına bıraktı. Jackson'ın kısa ve kesin konuşması onu biraz germişti.

"Bu...doğru bir zaman değildir b-" Jackson elini kavradığında durdu. "Doğru bir zaman, şu an doğru bir zaman. Sen ve ben, evimizde oturuyoruz. Çocuğumuz üst katta uyuyor. Jinyoung herkes iyi, her şey güvende. Sakin ol ve bana her şeyi düzgünce anlat tamam mı? Kendine odaklan. Duyguların konusunda açık olabilirsin. Benim yanımdayken rol yapmana gerek yok." Jinyoung yavaşça başını salladı ve kenetli ellerine bakıp derin bir nefes aldı. "Şey...Annem her zaman babamın şirketinin bana ve ablalarıma kucak açacağını söylerdi. Bana babamın ortaklarını gösterip derdi ki. 'Bak Jinyoung, ne kadar örnek alınası bir adam! Aynı onun gibi olmanı istiyorum! Ailemizi güzel temsil et ve gurur duyabileceğimiz biri ol!' O bunun beni yüreklendirdiğini sanardı. Tam tersine, onlardan nefret etmeye başlamıştım. Ablalarım benden büyük olduğu için onların pek umrunda olmuyordu ve bana da anneme fazla aldırmamamı söylerlerdi." Jinyoung göz devirdi ve şarap bardağını tekrar aldı. Jackson hala bir yudum bile almamıştı bu yüzden bardağı alıp onun eline itti. "Beni geriyorsun, lütfen." Jackson bir yudum içip masaya geri bıraktı. "Amacımın bu olmadığını biliyorsun." Jinyoung başını salladı ama sesini çıkarmadı. Jackson saçlarının bir tutamını eliyle geri taradığında ona baktı.

"Ne yapacağımı bilmiyordum, lise zamanlarıydı. Okuldan sonra genelde bir parka gider ve kitap okurdum. Bir gün yine tek başıma kitap okurken yanıma biri geldi. Açıkçası çok aniydi ve o zamanlar bile ani şeylerden hoşlanan biri değildim. Normalde asla konuşmazdım Jackson yemin ede-" Jackson onun saçlarını okşarken mırıldandı. "Kendini savunmanı gerektiren bir şey yok bebeğim. Geçmişten bahsediyoruz." Jinyoung yavaşça başını salladı ve derin bir nefes aldı. Şarap bardağında kalan şarabı tek bir yudumda içti ve gözlerini kapadı. Jackson bardağı alıp tekrar doldurdu. Jinyoung onu izlerken mırıldandı. "Konuştum ama. Onunla konuştum. Bana dedi ki, arkadaşlarım...ve ben seni yalnız görünce konuşmak istedim. Tek başıma o kadar derdim vardı ki onu başımdan savmak istedim. Ama öyle olmadı. Bana ilgi gösteriyordu, bana nasıl olduğumu soruyordu, sesimi sevdiğini söylüyordu." Jackson başını salladı. "V-ve ben...hayatımda hiç bunu yaşamamıştım bu yüzden, bu yüzden iyi hissettirdi. Ablalarım ve ben...biz, onlar üniversitede olduklarından başka şehirdeydiler. O geldiğinde kendimi annemin baskısından uzak hissettim. Bu yüzden onunla konuşmaya devam ettim."

Jackson başını sallarken kaşlarını yavaşça kaldırdı. Dudaklarını yalayıp derin bir nefes aldı. "Bunu yapman çok doğal." Jinyoung dolan gözleriyle ona bakmak istemedi. Bu yüzden önüne bakmaya devam etti. "Ben...sonra sevgili olduk. Ben...o zamana kadar sadece nefret duygusunu...hissetmiştim." mırıldandı kendini suçlu hissediyordu. Jackson'ın yanlış anlayacağından korkuyordu çünkü sessizdi ve kızgın mı bakıyordu göremiyordu. "Sonra ben...o-onu sevdiğimi fark ettim ve o bana...o bana babasının işi için Amerika'ya taşınacağız dedi. Onu...bırakmak istemiyordum ama aynı annemin bana gösterdiği insanlara dönüşeceğini biliyordum. Ben...bunu kaldıramadım. O giderken döktüğün tüm gözyaşları yalandı. Ona olan sevgim bir anda söndü gitti çünkü o artık benim Mark'ım değildi. O Mark Tuan'dı. Onun tanıdığım herkes gibi bir şirketi vardı ve başına geçmesi gerekiyordu. Sorumlulukları vardı ve...ben yine bir süs köpeğiydim." Mırıldandı ve gözlerinden akan yaşları sildi. Kendini acınası hissediyordu.

"Başa dönmüştüm. O...hayatımdaki farklı tek kişiydi. Ben onun gerçekten hayatımda kalıcı olabileceğini düşünmüştüm. İlk defa hislerinden emindim, ilk defa farklı bir şey hissetmiştim Jackson ve ben...ben hayal kırıklığına uğradım. Belki de annem...küçüklüğümden beri beynimi yıkamaya çalışmasa ve beni rahat bıraksa bu şekilde hissetmezdim ve hayatımı tepetaklak etmezdim. Belki annem bana bu fikri zorlamasaydı...gerçekten onları gururlandırabil-" Jackson sözünü kesti. "Onları utandıracak bir konumda değilsin." Jinyoung burnunu çekti. "Gururlandıracak bir konumda da değilim." Jackson derin bir nefes aldı. "Jinyo-" "Sen bardağı taşıran son damlaydın. Farkında olmadığını biliyorum. Ama annem için öyleydin. Hayatımı geride bırakmam, hayatımı tersine döndürmemden sonra nefret ettiğim her şeye kendi ayağımşa gitmem ve sana aşık olmam bardağı taşıran son damlaydı. Ben...kendime verdiğim sözlerin hepsini bozdum. Jackson ben seni sevmemeliydim, bu his bana çok uzak. Ben...kollarının arasında hissettiğim o huzuru ve mutluluğu yaşayamam çünkü o kadar çok insanı hayal kırıklığına uğrattıktan sonra oturup tatlı evimde mutlu olamam. Olacak şey değil bu. Haketmediğim şeyler yaşıyorum. Annemin bana seninleyken nasıl baktığını görüyorum." Sinirle güldü elindeki şarap bardağını daha sıkı kavradı. "'Yapabileceğinin en iyisini yapmışsın.' Der gibi bakıyor bana. Beni aşağılıyor. Kaçamadığımı yüzüme vuruyor. Ailenden kaçtın ama gidip daha büyük bir şirketin sahibine aşık oldun, aferin sana Jinyoung!" Jinyoung'un elindeki bardak parçalara ayrılırken Jackson dişlerini birbirine bastırdı. Jinyoung elindeki bardağa, sonra da Jackson'a baktı.

Jackson hızlıca elini kavradı. Birkaç büyük parçayı hızlıca çıkarınca Jinyoung'un ağzından küçük bir inleme kaçtı. "Tamam dur, bekle burada." Jinyoung burnunu çekerken mırıldandı. "Gitme, iyiyim ben." Jackson banyoya gidip ilk yardım çantasını alt çekmeceden aldı ve koltuğa geri oturdu. "Uzat, küçük parçalar varsa hastaneye gideceğiz." Jinyoung elini uzatıp ona baktı. "Jackson...hastaneye gitmeyelim." gözlerinden yaşlar akıyordu. Jackson onun ne yaşadığını aşağı yukarı kavrayabiliyordu. Tüm duyguları boşalmıştı. Ne yaptığını bilmiyordu ve sadece ilgiye ihtiyacı vardı. Ama Jackson onun elinin mikrop kapmasını asla istemezdi bu yüzden temizlemeye devam etti. Jinyoung çok büyük bir şans eseri küçük herhangi bir parçayı eline saplamamıştı. Jackson onun elini bandajla sararken mırıldandı. "İşte...bitti."

Jinyoung'un elini dudaklarına götürdü ve hafifçe öptü. Hissetmediğinden emindi. Ama ona bakışından mutlu olduğunu anlamıştı. Jackson onun elini yavaşça kucağına bıraktıktan sonra derin bir nefes aldı. "Annen, baban, ablaların hatta Mark. Hepsi seni yargılayabilir, hepsi seçimlerin yüzünden seni aşağılayabilir. Kendini yalnız, karanlıkta ve hiçkimsesiz hissedebilirsin." Dudaklarını yaladı. "Belki bu bir tesadüftür ama...bundan taaaam dört yıl önce. Ben de kendimi boşlukta, yalnız ve hiçkimsesiz hissederken minik bir bebek çıkageldi. Bir yıl sonra elimi tuttu ve ilk defa minik sesiyle bana baba dedi. Her işten geldiğimde, evde beni bir meleğin beklediğini biliyordum. Bana minik ellerini uzatıp baba diyeceğini biliyordum." Jackson gülümsedi. "Sonra benim minik bebeğim büyüdü. Okula gittiği ilk gün, eve geldiğinde farklıydı. Bana dedi ki, baba, kendimi değerli hissediyorum. Nedenini sorduğumda ne dedi biliyor musun? İlk defa biri beni dinlerken mailine cevap vermedi ya da telefonuyla konuşmadı dedi. O zaman...oğluma benden daha değerli hissettiren o kişiden nefret etmiştim. Yerimi alacağını bilmeden tabi." Gülümseyerek Jinyoung'a baktı. "Yani demek istediğim şu, belki de seni bu karanlıktan çıkaracak şeyi hep başka bir yerde aradın. Hyunjin bunu daha önce bir defa yaptı. Bu konuda deneyimli ve becerikli." Jinyoung göz devirip gülümsedi. "Sana yardım edecek kişi o Jinyoung, seni kurtaracak kişi bizim minik oğlumuz. Jinyoung sarılı olmayan elini ona uzattı. Ellerini kenetlediğinde Jackson gülümsedi. "Yani istiyorsan ben de yardım ederim." Jinyoung göz devirip onu kendine çekti. Dudaklarını birleştirirken mırıldandı. "Lütfen et."

~

PAZARA SARKMIS OOABILIR AMA YAZDIM MI YAZDIM BOLUM 

my dad is always busyBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin