i saw them

457 58 82
                                        

Jackson gözlerini açınca etrafa baktı, yataktan doğrulup bir süre boş boş durdu. "Ahh hayır cidden mi?! Rüya mıydı?!" Kendi kendine bağırıp yatağa geri yattı. "Tanrım bu ne böyle?! Deki ol-" "Jackson?" Jinyoung gülmeye başladı. Jackson bir süre durup kapıdaki adama baktı. "Ahh tanrım." Yatağa geri uzandı. "Gerçekten rüya olsaydı kendimi öldürecektim." Jinyoung göz devirip gülümsedi. "Hyunjin geldi. Kalk hadi." Jackson yavaşça doğruldu ve başını salladı. Odadan çıktığında Yugyeom'un sesini duydu. "Bambam yavaş dök de güzelce demlensin." Bambam onaylayan bir ses çıkardı ve Yugyeom eğilip Hyunjin'i kucağına aldı. "Bak şimdi, eğer suyu böyle yavaş yavaş dökmezsen tadı acı olur." Hyunjin başını sallayıp kollarını onun boynuna sardı. "Tamam." Jackson mırıldandı. "Günaydın." "Günaydın!" Bambam gülümsedi. "Şirkete gitmemiz lazım. Kaç gün oldu." Jackson başını sallayıp sandalyeye oturdu ve gözlerini ovuşturdu. "Jinyoung hyung seni de bırakalım?" Yugyeom sorunca Jinyoung başını sağa sola salladı. "Yok babam araba gönderecekmiş." Gülümsedi. Jackson bir süre boş boş masaya baktı. Jinyoung'un babasıyla aynı sektörde olduğunu unutmuştu. "Jackson, yumurta." Jackson başını sallayıp mırıldandı. "Bir tane lütfen." Hyunjin babasına güldü. "Uyuyor." Jackson gülümseyip ona baktı. "Dalga geçme."

Jinyoung babasının ofisine girince gülümsedi. Babası onu görünce ayağa kalktı. "Hey!" Jinyoung ona sıkıca sarıldı. "Ahh artık kendi oğlumu bile göremiyorum. Bu kadar çok çalışmana gerek yok." Güldü. Jinyoung kıkırdayıp karşısına oturdu. "Öyle olmadığını biliyorsun, yenileyeceğim dedim." Babası derin bir nefes aldı ve önündeki kağıtları düzeltip dudaklarını yaladı. "Pekala Jinyoung, şaka bir yana. Okul ile ilgili görüşmemiz gerekiyor." Jinyoung başını salladı. "Duvarları boyadım ve gerekli araç ger-" babası sözünü kesti. "Im Jaebum'un yaptığını biliyorum." Jinyoung olduğu yerde kalmıştı. "Baba..." "Im Jaebum...Im Jaebum'un seninle ne bağlantısı olabilir ki sana böyle bir şey yapsın?" Jinyoung'un eli ayağına dolaşmıştı. Kalbi yerinden çıkacak gibi atıyor elleri hafif titriyordu. "Biraz araştırdım ve Jackson Wang'i buldum." Jinyoung'un gözleri babasını buldu. "O sadece..." Babası kafasını kaldırdı gözlerine baktı. "Jinyoung." Jinyoung sessizce cevap verdi. "Sana ve anneme kesin olmayan bir şeyi...söylemek istemedim." Mırıldandı. Babası derin bir nefes aldı. "Im Jaebum ile nişanlı sanıyordum." Jinyoung başını sağa sola salladı. "Hayır...artık değil Jaebum Çin'e döndü." Babası başını sallayıp ellerini masada birleştirdi. "Bu konuda emin misin?" Jinyoung bir süre babasına bakıp yavaşça başını salladı. "Ben...hayatıma girmek için çok uğraştı ve...bana ihtiyacı varmış gibi hissediyorum." "Öyle mi?" Arkasından gelen sesle Jinyoung annesine yavaşça selam verdi. "Ablaların görmüş, onu, seni ve bir çocuğu?" Jinyoung başını salladı. "Onun çocuğu." Mırıldandı. Annesi derin bir nefes alıp karşısındaki koltuğan oturdu. "Çocuğu olan biriyle bir birliktelik yaşamak zordur." Jinyoung'a bakınca Jinyoung başını salladı.

"Çocuğu ne kadar sıktınız...stresten bembeyaz oldu." Ablasının sesini duyunca gülümsedi ve yerinden kalktı. Birbirlerine sıkıca sarıldılar. "Ahh Jinyoung gel de gezelim. Bu ikisi de senin şu sevgilini düşünüp dursunlar." Jinyoung gülümsedi ve ceketini koltuktan aldı. "Görüşürüz!" Ablası seslendi. Annesi göz devirdi. "Ağzımdan laf almak için takındıkları tavra bak! Tanrım...kişilikleri değişiyor." Ablası güldü. "Yani ben de ağzından laf alacağım ama bana numara falan yapamazsın!" Jinyoung gülümsedi. Ablası elini tuttu. "Gel çok güzel bir yer biliyorum."

Oturduklarında gülümsediler. "Ee ne oldu?" Jinyoung nasıl tanıştıklarını, şirkete gidişini, Hyunjin'in ona baba demesini ve dün Jackson'ı öpmesinden bahsetti. Ablası sırıtıp duruyordu. "İlk defa böyle bir şeyi bu kadar heyecanlı anlatıyorsun." Güldü. Jinyoung'un yanakları kızarırken ellerine baktı. "Birine ihtiyacı var, hayatını düzene sokacak. O kadar başıboş yaşıyor ki, sadece işine zaman ayırıyor. Oğlunu ondan daha iyi tanıyorum sanırım." Mırıldandı. "Hiç vakit geçirmiyorlar." Ablası dudaklarını birbirine bastırıp derin bir nefes aldı. "Jinyoung sadece...şunu bil tamam mı? Kimseyi düzeltmek zorunda değilsin. Sakın sorumluluk...alıp başka anlamlar yükleme. Daha önce...yaptığın gibi üzülmeni istemiyorum." Ablasının dediklerine başını salladı ve derin bir nefes aldı. "Ben...ona gerçekten değer veriyorum." Gülümsedi. Ablası elini sıkınca derin bir nefes aldı. "O iyi biri, sizi en kısa sürede tanıştıracağım!"

Kunpimook camdan bakarken Yugyeom derin bir nefes aldı. "Bam, göründüğü gibi değil. Tamam mı? Olamaz. Jinyoung hyungu tanımıyor musun?" Kunpimook ona döndü. "Yugyeom onu tanıyor muyuz? Üç kere konuştuk! O kadın kimdi o zaman? Niye el ele tutuşuyorlar?" Yugyeom elleriyle yüzünü kapadı. "Kunpimook...kuzenidir, kardeşidir ne bileyim ben? Bence emin olmadan hiçbir şey söylememelisin." Kunpimook başını sağa sola salladı. "Tanrım...seni dinliyorum diye başıma bir şey gelirse..." Yugyeom göz devirdi. "Aman...çok korktum."

~

AYYY SEOUL DRIFTW BOLUM YAZMAK 1 HAFTAMI ALDI CUNKU RESMEN HIKAYEYI UNUTMUSUM ARKADASLAR BOYLE ISTE BU ARA BOLUM OLDU RESMEN NEYSE OZUR DILERIM DAHA HEYCANŞI SEYLER YASANVAK OPUYOM

my dad is always busyBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin