Seda ben savaştayım desem bir nevi doğru cümle kullanmış olurum. "Çünkü insan kendi ile savaşa giriyor ne mağlubu belli ne de mağduru..." Öyle bir savaş ki ne kazanılıyor ne de kaybediliyor . Ben kendimle olan savaşta belirsizliklerle beraberinde gözlerimi kaybettim. Ama Veda hayatı boyunca benim gibi seven insanla karşılaşmayacak. Şimdi sen söyle Seda çıkan savaşta kim kazandı.
Sesinde acı vardı. Kelimeler boğazında düğüm olmuş konuşamıyordu. Hissettirmemeye çalışsa da sessizce burnunu çekiyordu. Seda'nın da anlatamadığı sır niyetine sakladığı bir gönül yarası vardı. Hep ben konuşup anlattım. İçimdeki acı benimle birlikte yaşlanıp kör mezara girmeyecekti. Peki Seda'nın acılarına nasıl merhem olacaktım. Kırılmış ses tonuyla soruma cevap vermeye hazırlanıp konuşmaya başlamıştı."Zana sen kaybettin. Keşkelerin içinde kaybolacaksın.
Yolunu bulmakta zorlanacaksın, yarım kalmışlığın acısıyla çırpınacaksın.
Kaybettiklerine ağlayacak, içinde büyüyen acının esiri olacaksın.
Hiçbir kadında aradığın o tadı bulamayacaksın.
Gerçek aşkı yaşamak nadirdir, ama sen yaşadığın o duyguyla vedalaşmayı seçtin.
“Seda bu kadar acımasız olma
benim yerimde kim olsa aynısını yapardı.”
Peki… senin doğru bildiğin şey kaçmak mıydı?
Kaçmak kime ne kazandırdı?
Sen bu haldeyken… kim bilir o ne halde?
Belki âşığının kollarında, benden uzakta… mutludur."
Sesim yükselmişti.
Kendimi kaybetmiştim.
Haklı mıydı?
Evet, haklıydı.
Ama haklı olmak neyi değiştirdi?
Bana acıdan başka ne verdi?
Pişmanlığımı konuşmak istemedim.
En çok da bu yakmıştı içimi…
Her şeyin yüzüme vurulması.
“Özür dilerim,” dedim.
“Kızgınlığım sana değil… kendime.”
Çünkü biliyordum, bu haklılık ikimize de bir fayda sağlamayacaktı.
“Kaldığım yerden devam edeyim mi?,”
Kısa ve net cevap verdi:
“Evet.”
Uzatmak istemedim.
Çünkü biliyordum… Uzattıkça daha çok kaybolacaktım.
Ve ben… kaldığım yerden devam etmeye başladı
Veda'nın şaşkın bakışlarıyla karşılaştım. Soru sorar gibi bakmaya başlamıştı. Sorular yöneltmedi bana çünkü gözleri konuşmaya başlamıştı. Gözler kalbin aynasıdır derler ya çok doğru gözlerle konuşan ikinci bir insan yoktur. Bir şekilde dizilen sorulara cevap vermeye başlamıştım. "Çığlık atınca ben de sana bir şey oldu sandım. Refleksle kucakladım özür dilerim."
"Ben elindeki kozayı görünce heyecandan çığlık kopardım. Elindeki tırtıldan kelebeğe dönüşecek olan kozadır. Korkuttuysam özür dilerim." Sessizce çok şükür dedim. Tek derdi kozaymış Veda'mı yavaşça ayaklarının üzerine bıraktım.
Avucumu açarak kozayı sevdiğime doğru uzattım.
" Al senin olsun. "
" Gerçekten mi? "
"Evet neden şaşırdın?"
" Bilmem teşekkür ederim. "
Dedikten sonra elimi uzatım. Avucumun içinde alınmayı bekleyen kozaya yaklaştı alırken parmak uçları avucumun içine dokundu. Yumuşacık ve sıcaktı. Veda ile yeniden dünyaya gözlerimi açmıştım. Ben aşkın acı ile kıvranan yüzümü görmemiş veya görmek istememiştim. "Dünya yıkılsa şimşekler çaksa kimin umurundaydı. Ben aşkımı yaşamak için çoktan yola çıkmıştım." Gün bitmek üzere idi. Güneş dağlardan süzülmeye başlamış orman alev almış yanıyordu. Kızılının rengi renkten renge değişiyordu. Açık sarı, koyu kırmızı ve sonraları ise turunculaşmıştı. Önünü kapatan küçük bulutların arasından parlayan ara ara mavilikler vardı. Göle yansıyan görüntü bize yansıyordu .
Semaya yolculuk başlamıştı. Konuşmadan öylece yürüyorduk. Bendeki duygular alev topu olmuş yanıyordu. Kasırgalar gelse söndürmeye gücü yetmezdi. Mutluluktan uçan bir Zana vardı. Kısa süren yürüyüşten sonra ormana gölgelik düşmüştü. Kamp yerine gelmiştik Veda konuşmaya başlamıştı. "Yürümek kurt gibi acıktırdı beni." Sen ateş yakmaya ben ise sebzeleri közlemeye hazır hale getireyim. İş bölümü yapıp işe koyulmuştuk. Veda elindeki kozayı yaprağı ile beraber cam kavanoza koyup orta büyükle delikler açtı. Semaver yakılıp sebzeler yıkanmıştı. Etrafı taşlarla örülü olan bölümde odunları bir araya toparlayıp ateşi yaktım. Ara ara yanan odunları karıştırarak köz haline gelmesine yardımcı oldum.
Köz işlenmeye hazırdı. Ateşe bakınca ben de düşünceler oluşmuştu. Dinlenmeye çekilen közleri kendime benzetmiştim. Ateş önüne ne gelirse alıp yakıyordu. Ben de öyle yanıyorum. Aradaki tek fark benim içimdeki yangınım görünmüyordu. Ateşe su dökseler söner gözlerinden sönmeye ait dumanlar çıkarır yine de sönerdi. Benim yangınım sönmeyen cinstendi. Aşkın ateşi öyle kolay kolay sönmezdi. İnsan gerçekten sevince söndürmeye kıyamıyor daha önce de söylediğim gibi aşkın vermiş olduğu acıyı da sevmeye başlıyor. Ben böyle yaşamaya alıştım Seda. "Öyle bir şey ki aşk, bir tarafın bırakabilirken diğer tarafın aşka sımsıkı tutunuyor. Unutmak mümkün değil acıların kralını yaşıyorsun da dışarıdan yangının görünmüyor. Seni gören mutlu sanıyor bağrında sevdanın attığı kurşunlarla yaşıyorsun. Her düşündüğün an kuşun derine saplanıyor. Kör bıçaklar saplanıyor tenine canın yanıyor mu?
Evet hem de çok fakat gözyaşların gizli akıyor kimsecikler fark etmiyor. Belki de ömrüm bitiyor yarın ölecek sevdanla defnedileceksin . Geriye pişmanlıkların olacak."
" Zana sende baki kalan duygu hangisi pişmanlıkların mı?
Yoksa keşkelerin mi? "
" Bilemiyorum galiba ikisini de yaşıyorum. Ayrılırken Veda'ya yaptığımı düşünüyor kahroluyorum. İhaneti aklıma geldikçe mahvoluyorum. Düşüncelerim devreye giriyor son dokunuş oluyor bende. Nefesimi kesip tenim buz kesiliyor. Gururumda tuz biberi oluyor gözlerime perde iniyor en kötüsü de egom gün yüzüne çıkıyor. Hiç bir şekilde tatmin olmuyor öfkelenip kendimi dolmuşa getirip nefret duygusunun hayatımda yer almasını sağlıyor.
🌸Zor durum olsa gerek yaşıyorsun ama nasıl yaşadığını bilemiyorsun. Geçmişine dönüp bakıyor insan ne yaşandı ne yaşadım diyor. Sadece beni sevdi. Kalbinde kelebeklerin uçuşmasına neden oluyor. Bir ufacık an geliyor hayallerinin sonlanmasına neden oluyor. Her güzel hatıralar bir bir siliniyor gözünde, kuşkular kemirmeye başlıyor beynini. En kötüsü ne biliyor musunuz yara almış kalple en kötü karar kararsızlıktan iyidir deyip yürümeye çalışıyorsun. Yürümek değil aslında emeklemekten başka bir şey değil... 🌸
ŞİMDİ OKUDUĞUN
VEDA
JugendliteraturSon zamanlarda konuşulan cümle, "GİDENE Mİ ZOR KALANA MI?" Veda'yı okuduğunuzda aslında kullanılan cümlenin anlamı olmadığını farkına varacaksınız. Yaşanmış gerçek aşk varsa eğer bırakmak mümkün değildir. Aşkı dibine kadar yaşıyacağınız kitap geliyo...
